Hava Durumu

#Sosyal Devlet

- Sosyal Devlet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sosyal Devlet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Anahtar Parti Bursa İl Başkanı Fikret Aslan'dan Çarpıcı Eylem: "Esnafın Ruhuna Fatiha" Haber

Anahtar Parti Bursa İl Başkanı Fikret Aslan'dan Çarpıcı Eylem: "Esnafın Ruhuna Fatiha"

Anahtar Parti Bursa İl Başkanı Fikret Aslan, düzenlediği basın açıklamasında eğitim, asgari ücret, emekli ve esnafın içinde bulunduğu koşulları çarpıcı bir eylemle gündeme taşıdı. Açıklama sırasında üzerinde "Esnafın ruhuna Fatiha" yazılı bir tabut ve imam canlandırması yapılırken, oksijen tüpüne bağlı bir emekli ile beslenme çantasında kuru ekmek bulunan bir öğrenci de temsili olarak yer aldı. Aslan, 2026-2027 eğitim öğretim yılının tüm milletimize ve evlatlara hayırlı olmasını temenni ederek başladığı açıklamasında, devlet okullarında eğitimin adı ücretsiz olmasına rağmen veliden kayıt parası, temizlik parası, güvenlik parası, fotokopi parası, boya badana parası gibi bağış adı altında para toplandığını belirtti. "Velinin görevi okulun bütçe açığını kapatmak değildir" diyen Aslan, bir okulun temel ihtiyaçlarını veliden toplanan parayla karşılamak zorunda kalmasının hesabının okul müdürüne değil Milli Eğitim Bakanlığı'na sorulması gerektiğini ifade etti. Aslan, "Okul yönetimini tahsildara, velileri de finansman kaynağına çevirmeyin. Eğitim kamusal bir haktır. Sosyal devlet anlayışının temel özelliklerinden bir tanesi eğitimdir, okul masraflarını devlet karşılamak zorundadır" diye konuştu. Servis ücretlerinin 150.000 TL'ye kadar ulaştığını, Bursa Kantinciler Odası fiyat listesine göre kantinde bir çorbanın 2025 yılında 50 TL iken bu sene 220 TL olduğunu kaydeden Aslan, "Esnafın, emeklinin, asgari ücretlinin bu şartlarda çocuğunu okutma hakkı elinden alınmıştır" dedi. "ASGARİ ÜCRETLİ VE EMEKLİNİN DURUMU" Asgari ücretli ve emeklinin durumuna da değinen Aslan, ev kirasının ödenemez hale geldiğini, 2002'de maaşın üçte ikisinin kiraya giderken 24 yıl sonra bugün kiraya yetmediğini söyledi. 2002'de asgari ücretle 9 gram altın alınabilirken bugün 4 gram altın alınabildiğini belirten Aslan, emeklinin durumunun çok daha güçleştiğini, asgari ücretlinin ise alın terini evine götüremediğini ifade etti. Emekli ve asgari ücretlinin halk pazarlarına bile çıkamaz hale geldiğini, marketlerin indirim günlerini takip etmek zorunda kaldığını dile getiren Aslan, "Asgari ücretlinin bugün kolu kanadı kırılmıştır, psikolojisi bozulmuştur. Emeklimiz ise nefes alamaz hale gelmiştir. Oksijen tüpüne bağlanmıştır. Tabi oksijen tüpüne ulaşabilirse. Yani açlık sınırının altına mahkum edilmiştir" ifadelerini kullandı. Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için aylık gıda harcamasının Ağustos ayı sonu itibarıyla 37.388 TL olduğunu aktaran Aslan, "Asgari ücret konusunda da hükümet sınıfta kalmıştır" dedi. Diğer masraflar da hesap edildiğinde 121.786 TL'nin altında kalan ailenin yoksul sayıldığını belirten Aslan, bu ortalamaya bakıldığında Türkiye'nin yüzde 80'inin yoksulluk sınırının altında yaşadığını, orta direğin çöktüğünü söyledi. 2002'den 2026'ya milyonlarca vatandaşın yasal takibe düştüğünü, 2002'de kredi veya kredi kartı borcunu ödeyemediği için yasal takip sürecine giren kişi sayısı 358.000 seviyesindeyken 2026'da yasal takibe düşmüş ve borcu devam eden kişi sayısının 4.256.494'e ulaştığını kaydeden Aslan, söz konusu sayının yaklaşık 12 katına çıktığını vurguladı. Ticari kredi ve kredi kartlarında ise borç miktarının 44 milyar TL'den 20 trilyon TL'ye sıçrama yaptığını belirten Aslan, bu gelişmelerin esnafın durumunu da gösterdiğini ifade etti. "ESNAFIMIZIN ÖLÜMÜNE SEBEBİYET VEREN DOKTOR RAPORUNU AÇIKLIYORUM" Aslan, esnafın ölümüne sebebiyet veren doktor raporunu açıklayarak ölüm sebeplerini şöyle sıraladı: "Uzun zamandır çözülemeyen kronik enflasyon, uzun zamandır mücadele edilemeyen yüksek faiz, esnafımızın siftah yapamadan kepenk indirmesinden kaynaklı ödenemeyen krediler, yüksek işçilik maliyetleri, e-hacizler, finansman maliyetleri, vergi yükü, işletme maliyetleri, yüksek kiralar, esnafın ölümüne sebebiyet vermiştir." Aslan, "Esnafımızın ölümüyle sonuçlanan, asgari ücretlinin, emeklinin, öğrencinin dertlerinin kilidini açacak anahtar bizdedir. Esnafımız ölmüştür, başımız sağ olsun" diyerek sözlerini tamamladı.

Memur Emeklileri Platformu'ndan Anayasa Mahkemesi'ne Sert Çağrı: "Üç Yıldır Süren Hak Kaybı Sessiz Bir Çığlığa Dönüştü" Haber

Memur Emeklileri Platformu'ndan Anayasa Mahkemesi'ne Sert Çağrı: "Üç Yıldır Süren Hak Kaybı Sessiz Bir Çığlığa Dönüştü"

Memur Emeklileri Platformu, Temmuz 2023'te bu yana memur emeklilerine ödenmeyen seyyanen ilave ödemenin yol açtığı zararlara ilişkin dikkat çekici bir bildiri yayımladı. "Sessiz Çığlığın İlanıdır" liderliğiyle kamuoyuna duyurulan bildiride, yaklaşık üç yıldır devam ettiği belirtilen hak kaybının asker emeklisini ekonomik ve sosyal açıdan ağır bir çıkmaza sürüklendiği savunuldu. Platform, Anayasa Mahkemesi'ni (AYM) dosyaya parlaklık sorunları ve kusuriyetinin giderilmesi için acilen karar çalışmaya çağrıldı. Platform tarafından yapılan açıklamada, Temmuz 2023'te bu yana memur emeklilerinin anayasal hak olarak değerlendirdikleri seyyanen ilave ödeme artışından yararlanamadıkları, bunun da maaşlarda ciddi gelir kaybı neden olduğu ifade edildi. Bildiride, yaklaşık 36 ülkede devam ettiği belirtilen kullanım yalnızca ekonomik bir sorun olmadığı, aynı zamanda sosyal devlet ilkesi, hukuk devleti anlayışı ve insan onuru açısından önem da dikkate alınması gereken ciddi bir hak ciddiyeti öne çıktığı öne sürüldü. "Hak Kaybı Milyonlarca Emekliyi Yoksulluğa Sürükleniyor" Açıklamada, memur emeklilerinin maaşlarında oluşan gelir kaybının temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamayı karmaşıklaştırdığı, özellikle yüksek enflasyon ve artan yaşam süreleri boyunca emeklilerin beslenmesi, barınma, sağlık ve ilaç giderlerini karşılamakta zorluk çektiği ifade edildi. Platform, uzun süre kamu hizmetinde görev yapan memur emekliliklerinin emeklilik süresini insanca yaşayabilecek bir gelire sahip olmalarını vurgulayarak, mevcut kullanımın sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmadığını savundu. AYM'nin Tedbir Kararı Vermesi Talep Edildi Bildiride, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 73. maddesine çalıştırılarak, tedbir kararı verilebilmesi için dosyada "yaşam hakkı ile maddi ve manevi bütünlüğe yönelik ağır tehlike" cezasının memurun emeklileri açısından ileri sürüldü. Platform ayrıntılarında, ekonomik yoksunluğun yalnızca maddi kayıp olarak değerlendirilmesi gerekli görülen ek şu görüşlere yer verildi: Kaybın emeklilerin beslenmesi ve barınmanın olumsuz bozulması, İlaç ve tedavi giderlerinin karşılanmasının güçlendiği, İleri yaş grubundaki emeklilerin sağlık harcamalarının artırıldığı, Sürekli ekonomik baskının psikolojik ve sosyal etkilerin doğurduğu ifade edildi. Açıklamada, yaşam hakkının yalnızca fiziksel saldırılarla sınırlı yorumlanamayacağı, ekonomik yoksunluğun da bireysel yaşam özgürlüğü ve sağlık haklarının doğrudan sunulan unsurlar arasında yer aldığı savunuldu. "Memur Emeklileri Çalışma Hayatının Son Sınırına Kadar Hizmet Verdi" Platformda, memur emeklilerinin diğer emekli gruplarından farklı olarak büyük bölmelerin saklandığı yaş haddine kadar sürdürüldüğüne dikkat çekildi. Açıklamada, kamu görevlilerinin önemli bir bölümünün 65 yaş sınırına kadar uğraştığı, uzun yıllar devlet hizmetinde bulunan bu kişilerin emeklilik döneminde, ekonomik koşullarla mücadele etmek zorunda kaldıkları ifade edildi. Özellikle 60 yaş üstü emeklilerin kronik sağlık sorunları nedeniyle yeniden çalışma hayatına dönmelerinin çoğu zaman mümkün olmadığı belirtilirken, tek geçişli emekli aylıklarının olduğu vurgulandı. "Geciken Adalet, Telafisi İmkânsız Sonuçlar Doğuruyor" Bildirinin en dikkat süresinin uzatılmasından biri ise yargılamanın değerlendirilmesi oldu. Platform, Anayasa Mahkemesi'nde devam eden sürecin devam ettiğini ileri yaştaki memurların emeklilerine yönelik olarak geri döndürülmesinin mümkün olmayan sonuçların doğurduğunu savundu. Açıklamada, yaşları kaydedilen yüksek olan memur emeklilerinin uzun süreler boyunca fiziksel olarak depolanacak zamanlarının kullanıma sunulduğu, geciken her günün yeni mağduriyetleri oluşturularak bir araya getirildi. Platform, adaletin makul bir süreçteki gelişiminin hukuk devletinin temel politikalarından biri olduğunu belirtirken, uzun bacakların hak arama özgürlüğünün genişlediğini ileri sürdü. Anayasa Mahkemesi'ne Acil Çağrı Memur Emeklileri Platformu, açıklamanın sonunda Anayasa Mahkemesi'ne doğrudan çağrıda bulunarak, seyyanen ilave ödemeye ilişkin mağduriyetin silahlı olarak değerlendirilmesini istedi. Platform ayrıntılarında, kısıtlamaların yeni bir ayrıcalık ya da sosyal yardım olmadığı, uzun süreli kamu hizmeti sırasında kazanıldığı açıkça mali hakların teslim edildiği vurgulandı. Açıklamada, "Bizler sadaka değil, uzun süre boyunca hak ettiğimiz ücretinin tamamını tamamlamak istiyoruz." Anayasa Mahkemesi'nin ileri yaştaki subay emeklilerinin sağlık durumları, ekonomik durumlarını ve geri gönderilemeyecek süreleri dikkate alarak hızlandırması talep edildi. Platform, kamuoyuna yaptığı çağrıda ise memur emeklilerinin yaşadıkları mağduriyetin yalnızca ekonomik bir sorun olarak değil, sosyal adalet ve hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, çözümün gecikmeden hayata dönüşünü istedi.

BÜRO İŞ’TEN SOSYAL GÜVENLİK HAFTASINDA ÇARPIÇCI AÇIKLAMA Haber

BÜRO İŞ’TEN SOSYAL GÜVENLİK HAFTASINDA ÇARPIÇCI AÇIKLAMA

Büro-İş Sendikası, Sosyal Güvenlik Haftası dolayısıyla sosyal güvenlik sistemi ile ilgili görüş ve önerileri paylaştı. Büro İş Sendikası Bursa Şubesi; Kamu emekçilerinin yaşadığı haklarını ve SGK çalışanlarının sorunları ile küresel olarak dikkatine sunuyoruz” dedi.Büro İş Sendikası Zeynep Alper tarafından yönetim kurulu adına yapılan basın açıklamasında; “reform” adı altında SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı tek altında birleştirilmiş; Yazılı basın açıklamasında; Özellikle 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, kamu çalışanları arasında büyük bir eşitsizliğe neden olmuştur. 1 Ekim 2008 öncesine göre işe başlayan memurlar için 25 yıllık hizmette aylık bağlama oranı yüzde 75 olarak uygulanırken, aynı süreliğine görev yapan ancak 1 Ekim 2008'den sonra işe başlayan memurlar için bu oran yüzde 50'ye düşürülmüştür. Başta seyyanen zamlar olmak üzere birçok ek ödeme emekli keseneğine yansıtılmamış; uygulanan politikalar kamu emekçileri için “mezarda ayrılma” anlayışını dayatmıştır. Bir başka büyük mağduriyet de EYT düzenlemesinde yaşanmıştır. 8 Eylül 1999 öncesinde sigortalı olanlar EYT kapsamına alınırken, sadece 1 gün sonra sigortalı olan dünyada emekçi 17 yıl daha beklemeye mahkûm edilmiştir. Bu adaletsizlik giderilmeli, emeklilik düzenlemesi hayata geçirilmelidir. Bugün ise çalışanların karşılaştığı “Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES)” piyasaya sürülüyor. Çalışanın maaşından yüzde 3 kesinti ortaya koyan bu sistem, zaten geçim içinde yaşayan emekçileri daha da zayıflaştıracaktır. Biriken fonların kamu yatırımlarına aktarılacağı söylenmektedir. Ancak geçmiş deneyimler gösterilen kamu fonları çoğu zaman sermayeye, yandaşa ve rant çevrelerine kaynak olarak kullanılmaktadır. İşsizlik Sigortası Fonu'nda devlet katkısının bir gecede yüzde 50 düşürülmesi hafızalardadır. güvencesizlik TES için de geçerlidir. TÜİK'in açıkladığı düşük enflasyon verileri ve toplu sözleşmelerde yaşanan kayıplar nedeniyle maaşlarımız her geçen gün erimektedir. 4 aylık resmi enflasyon yüzde 14,64'lük memura verilen yüzde 11 zam daha yılın ilk aylarında erimiştir. Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu'nun Mayıs 2026 araştırmasına göre: Açlık bölgesi 36 bin 313 TL, Yoksulluk sınırı ise 108 bin 820 TL'ye ulaştı. Bugün: En düşük emekli maaşı açlık sınırında, iki memur maaşı ise ancak yoksulluk sınırına yaklaşabilmektedir. Sosyal güvenlik bir insan hakkıdır. Sosyal devlet; Çalışanını, emeklisini zavallılığa mahkûm etmeyen değil, insanca yaşamayı sağlayan devlettir. Özellikle pandemi ve EYT'nin büyük özveriyle çalışan SGK emekçileri bugün ciddi ekonomik ve eksik hak kayıpları yaşıyor. TALEPLERİMİZ: * Tüm memurlara yoksulluk sınırı üzerinde maaş verecek seyyanen zam alacağız. *Enflasyon farkları aylık ödenmelidir. * 2008 öncesi-sonrası emeklilik düzeni kaldırılmalıdır. * Tüm ek ödemeler emekli keseneğine dahil edilmelidir. *Vergi oranı yüzde 10'da sabitlenmelidir. * 3600 ek gösterge tüm memurlara verildi. * Büyükşehir tazminatı ve kira yardımı takviyesi. * SGK çalışanlarına Sosyal Güvenlik tazminatı sağlanır. * Personel eksikliği giderilmeli, kurum içi kurtuluş sınavı açılmalıdır. * Görevde yükselme sınavlarında görüşmeler kaldırılmalıdır. * Liyakatsız görevlendirmelere son verilir. * 666 sayılı KHK ile kaldırılan ikramiyeler geri alınır. * Yardımcı Hizmetler Sınıfı kaldırılmalıdır. *Fazla mesai ücretleri gün şartlarına göre artırılmalıdır. * Yemek, ulaşım ve sosyal yardımlar güncel olmalıdır. *Memur disiplin affı çıkarılmalıdır. * Yeşil pasaport hakkı tüm memurlara tahsil edildi. Kamu emekçileri ve emekliler olarak zayıflığa, güvencesizliğe ve hak gasplarına karşı mücadelemizi sürdürdüğümüz kamuoyuna saygıyla duyururuz” denildi.

Bursa’da Emekli İsyanı: “Bu Düzen Emekliyi Açlığa, Hastalığa ve Sessiz Ölüme Mahkûm Ediyor” Haber

Bursa’da Emekli İsyanı: “Bu Düzen Emekliyi Açlığa, Hastalığa ve Sessiz Ölüme Mahkûm Ediyor”

Bursa'da düzenlenen basın açıklamasında Devrimci Emekliler Sendikası Bursa Şubesi, emeklilerin yaşadığı ağır ekonomik ve sosyal yıkımı sert sözlerle gündeme taşıdı. Şube Sekreteri Sürmeli Selçuk Söğüt tarafından yapılan açıklamada, mevcut ekonomik düzenin uzakta emekliyi “insanca yaşamdan koptuğu” vurgulanırken, hükümetin uyguladığı politikalar “örgütleme zayıflaştırma sistemi” olarak nitelendirildi. Sendika açıklaması, yalnızca maaşın kesilmesiyle getirilip sıradan bir protesto edilmekten öte, Türkiye'de emeklilerin içine sürüklendiği yaşam koşullarına yönelik çok sert bir toplumsal itiraz uygulandı. Açıklamada kullanılan ifadeler, emeklilerin artık yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda insani ve psikolojik bir kırıklıklarla karşı karşıya olduğu gözlerin önünde serdi. “Emeklilik Dinlenme Dönemi Değil, Hayatta Kalma Savaşına Dönüştü” Basın açıklamasında konuşan Sürmeli Selçuk Söğüt, ülkenin üretim gücü omuzlayan emeklilerin bugün “devletin sırtında yük” gibi gösterildiğini belirterek sert tepki gösterdi. Açıklamada, fabrikalardan hastanelere, okullardan tarlalara kadar ülkenin her alanında yıllarca emek veren milyonlarca yurttaşın bugün açlık sınırının altında yaşamaya zorlandığı ifade edildi. Emekliliğin artık huzurlu bir yaşam evresi olmaktan çıktığı belirtilirken, mevcut ekonomik sistemin emeklileri doğrudan “sefalet rejimi” içine ittiği savunuldu. Sendika yönetimi, özellikle son yıllarda hızla artan hayat pahalılığı karşısında emekli maaşlarının eridiğini, milyonlarca insanın temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldiğini belirterek, “iktidarın emekliyi görünmez hale getirmeye çalıştığını” öne sürdü. Sağlık Sistemine Ağır Eleştiri: “Randevu Almak Milli Piyango Gibi” Açıklamanın en dikkat çeken bölümlerinden biri sağlık sistemine yönelik sert eleştiriler oldu. Emeklilerin ilerleyen yaşları nedeniyle sağlık hizmetlerine daha fazla ihtiyaç duyduğuna dikkat çeken Söğüt, bugün kamusal sağlık sisteminin emekliler açısından erişilemez hale geldiğini ifade etti. Özellikle Merkezi Hekim Randevu Sistemi üzerinden uzman doktora ulaşmanın neredeyse imkânsız hale geldiği belirtilirken, göz, kardiyoloji, nöroloji ve ortopedi gibi kritik branşlarda aylar sonrasına randevu verildiği vurgulandı. Açıklamada, “Bizlerin o süreyi bekleyecek zamanı, sağlığı ya da ömrü olup olmadığı kimsenin umurunda değil” ifadeleri kullanılırken, kamu hastanelerindeki yoğunluk ve sağlık sistemindeki tıkanıklığın, dar gelirli yurttaşları özel hastanelere mecbur bıraktığı savunuldu. Muayene ücretleri, ilaç katkı payları ve sürekli artan fark ücretlerinin de emekli maaşlarını daha cebe girmeden erittiği belirtilirken, mevcut sistem “hastaları enkaz altında bırakan bir sağlık çöküşü” olarak tanımlandı. “İktidar Emeklinin Sofrasına Kadar Müdahale Ediyor” Devrimci Emekliler Sendikası’nın açıklamasında ekonomik kriz ve hayat pahalılığına ilişkin kullanılan ifadeler ise dikkat çekici sertlikteydi. Türkiye’de açlık sınırının 30 bin lirayı, yoksulluk sınırının ise 115 bin lirayı aştığı belirtilirken, milyonlarca emeklinin 20 bin lira seviyesindeki maaşlarla yaşam mücadelesi verdiği ifade edildi. Eskiden temel tüketim ürünü olan et, peynir ve süt ürünlerinin artık emekliler için ulaşılması zor lüksler haline geldiği vurgulanırken, açıklamada şu dikkat çekici değerlendirmelere yer verildi: “İktidar artık emeklinin ne yiyeceğine, ne kadar protein tüketebileceğine, hangi saatte ucuz ekmek kuyruğuna gireceğine kadar karar veren bir noktaya gelmiştir.” Açıklamada Avrupa’daki emeklilerin sosyal yaşam ve tatil imkanlarına dikkat çekilirken, Türkiye’de milyonlarca emeklinin yaşam alanının “mutfak ile oturma odası arasındaki dar koridora sıkıştığı” ifade edildi. Bayram İkramiyesi Tepkisi: “İkramiye Değil, Sus Payı” Sendika yönetimi, yıllardır tartışma konusu olan bayram ikramiyelerine ilişkin de çok sert ifadeler kullandı. Kamuoyuna “müjde” olarak sunulan 4 bin liralık bayram ikramiyesinin gerçek yaşam koşulları karşısında hiçbir anlam taşımadığı belirtilirken, bu rakamla kurbanlık almayı bıraktığı, temel piyasa ihtiyaçlarının dahi karşılanamadığı vurgulandı. Torunlara bayram harçlığı verilmesinin bile lüks hale geldiği ifade edilen raporda, mevcut ikramiyelerin ayrı ayrı emeklilere verilen değeri gösterildiği savunularak, “Bu ödeme artık bir bayram ikramiyesi değil, açıkça bir sus payıdır” denildi. Seyyanen Zam Tartışması: “Emekliye Açık Ayrımcılık” Basın açıklamalarında memur emeklilerine yönelik seyyanen zam düzenlemesi hedef alındı. Aktif görevdeki memurlara verilen seyyanen artışının emekli memurların maaşlarına yansıtılmamasının büyük bir adaletsizliğin yansıtıldığı belirtildi. Aynı kurumlarda uzun süre çalışan insanların emekli olduktan sonra ciddi gelir kaybı ifade edilirken, bu muamelenin “emekliliği cezaya dönüştürüldüğü” savunuldu. Sendika, emekliler ile aktif çalışanlar arasındaki maaş farkının geçen gün daha da büyüdüğünü belirterek, bunun sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmadığını vurguladı. “Sadaka Değil, Hakkımızı İstiyoruz” Açıklamanın sonunda Devrimci Emekliler Sendikası, yaygın olarak dağıtılan net öğeler halinde duyurdu. Sendika; En düşük maaşlı emekliliğin insanca yaşam koşullarının ortadan kaldırılması, Sağlıkta alınan tüm katkı ödemelerinin sunulması, Emeklilere ücretsiz ve demokratik sağlık hizmetlerinin sunulması, Bayram ikramiyelerinin en az bir asgari ücret düzeylerine yükseltilmesi, Sendikal bölgedeki baskıların bebeklerini, DİSK Dev-Sen'in toplu sözleşmelerinde meşru taraf olarak kabul talep etti. Açıklama, meydanda atılan sert sloganlarla sona erdi: "Evlerimize hapsedilmeyeceğiz! Gasp edilen haklarımızı alana kadar alanlardayız, sokaklardayız, omuz omuzayız!" Meydanda sık sık: “Yaşasın DİSK!” “Yaşasın DEV Emekli-Sen!” “Yaşasın örgütlü mücadelemiz!” Sloganlar artarken, emeklilerin süreç süreci daha geniş katılımlı eylemler düzenlemeye hazırlandığı mesajı verildi.

Zafer Partisi Bursa İl Başkanı Cihat Gazi’den Sert Tepki: “Bursa’nın Değerlerini Peşkeş Çektirmeyeceğiz” Haber

Zafer Partisi Bursa İl Başkanı Cihat Gazi’den Sert Tepki: “Bursa’nın Değerlerini Peşkeş Çektirmeyeceğiz”

Zafer Partisi Bursa İl Başkanı Cihat Gazi, Bursa Devlet Hastanesi'nin elindeki iktidar iktidarının sağlık tesisleri ve kamu arazileri üzerindeki satış politikalarına çok sert sözlerle yüklendi. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Bursa Devlet Hastanesi ve Onkoloji Hastanesi'nin satış sürecine yönelik hedef alan Gazi, alınan kararların Bursa'da sentetik sağlık açısından doğrudan tehdit ettiğini vurguladı. Gazi, 1868 yılında Bursalıların desteğiyle sağlanan ve bütünüyle küresel sağlık alanından biri olan Bursa Devlet Hastanesi'nin satışına yönelik girişimi “tarihi ve vicdani bir yıkım” olarak sonlandırarak, “Bursalılar hastanelerde servislerde dahi yer dururken, iktidarın Bursa'nın tam bulunan bu başarısız satış operasyonu kabul edilmeyen bir aymazlıktır” kullanıldı. İktidarın kamu varlıklarını sistematik şekilde elden çıkardığını savunan Gazi, "Bursa'nın değerlerini korumak yerine sermayeye devretmeyi görev edinmiş bir anlayışla karşı karşıyayız. Bu tablo, kötü mirasçı mantığının açık bir göstergesidir" diyerek tepkisini daha da sertleştirdi. Yapılan girişimlere karşı hukuki mücadele başlattıklarını söyleyen Gazi, Zafer Partisi olarak süreç sonuna kadar takipçisi olacaklarını söyledi. Açıklamada yalnızca hastanelerin değil, son dönemde dağıtılan kamu arazilerinin de ciddi bir tehdit oluşturduğunu dile getiren Gazi, Fatih Sultan Mehmet Bulvarı'nda deprem toplama alanı olarak kullanılan arazi, Yıldırım ve Yavuz Selim kavşaklarındaki kritik noktalar ile birlikte toplam dört ciddi arazinin satış kararına dikkat. Bu alanın “kupon arazisi” tarafından taşındığını vurgulayan Gazi, “Deprem gerçeğinin kapıda olduğu bir yurt içi, geniş kapsamlı bile satış bölgesindeki fiili sorumluluk değil, doğrudan içeriden ayrılabilecek hiçe saymaktır” dedi. Öte yandan Bursa Çevre Yolu ve bağlantı süreçlerinin özelleştirilebileceğine dair iddialara da değinen Gazi, bu girişimin doğrudan vatandaşın cebine yeni bir yük bindireceğini ifade etti. “Zaten geçim altında ezilen Bursalıların omuzlarına aylarca süren binlerce liralık ek yük bindirmek, sosyal devlet anlayışının tamamen terk edilmesinin ilanıdır” diyen Gazi, ulaşımın bir lüks değil temel hak tükenmesi çizdi. Gazi açıklamasını, "Bursa'nın tek bilgileri elden başlayan çalışan bu anlayışa karşı susmayacağız. Hastanelerimizi, arazilerimizi, yollarımızı savunmaya devam ediyor. Zafer Partisi Bursa İl Teşkilatı olarak Bursalıların süresi sonuna kadar koruyacağız" sözleriyle tamamladı.

Türkiye Kamu-Sen Bursa İl Temsilcisi İbrahim Bulut’tan Sert Açıklama: “Memurun Hakkı Teslim Edilmeden Sosyal Adalet Sağlanamaz” Haber

Türkiye Kamu-Sen Bursa İl Temsilcisi İbrahim Bulut’tan Sert Açıklama: “Memurun Hakkı Teslim Edilmeden Sosyal Adalet Sağlanamaz”

Türkiye Kamu-Sen Bursa İl Temsilcisi İbrahim Bulut, kamu çalışanlarının uzun süredir biriken sorunlarına ilişkin ayrıntılı ve sert bir açıklama yaptı. Bulut, memurların özlük haklarının korunması ve ortaya çıkması mücadelelerini kararlılıkla sürdürdüklerini vurgulayarak, mevcut tabloyu “kabul edilemez bir adaletsizlik düzeni” olarak nitelendirdi. Bulut açıklamasında, özellikle yüksek enflasyona karşı maaşların hızla eridiğine dikkat çekildi. Memurların alım gücünün her geçen gün daha da düştüğünü söyleyen Bulut, "Kamu çalışanları ay sonunu getiremez hale gelmişken ekonomik dengeden söz etmek mümkün değildir. Vergi tarifesi uygulamalarıyla yıl içinde maaşlar kısmen dengelenmekte, çalışan daha fazla kazanılankça daha ağır bir yükün yedeklenmekte olup, çalıştırılmaktadır" ifadesini kullandı. Kamuda ücret adaletsizliğinin derinleştiğini de dile getiren Bulut, aynı işi yapan memurlar arasında kurumdan kuruma süresine kadar ciddi maaş farklarının sosyal barışı zedelediğini söyledi. Tazminat ve ek ödeme sistemindeki dengesizliklerin çalışanları arasında huzursuzluk yarattığını belirten Bulut, “Eşit ücret eşit ücret ilkesi kağıt üzerinde kalıyor” diyerek duruma tepki gösterdi. Kamu personel sistemindeki statü farklılıklarına da değinen Bulut, kadrolu sözleşme, ve taşeron çalışanlar arasındaki hak farklılıklarının artık sürdürülemez bir şekilde geldiğini ifade etti. Bu ilişkilerin çalışma değişimi ciddi bir karmaşa yaratannı değiştiren Bulut, tüm kamu çalışanlarının tek çatı altında eşit haklara sahip olması gerektiğini savundu. Liyakat ve kariyer sistemine yönelik eleştirilerde ise Bulut, görevdeki yükselme ve değişen boyutlarda adalet ilkesinin zedelendiğini öne sürdü. Mülakat sisteminin ciddi hasarlara yol açtığını söyleyen Bulut, "Atamalarda liyakat yerine farklı kriterlerin ayrıştırıldığına dair güçlü bir algı oluşumu. Bu durum, kamuya olan güveni sarsmaktadır" dedi. Çalışma koşullarıyla ilgili durumun da göz ardı edildiğini ifade eden Bulut, özellikle yardımcı hizmet sınıfının yıllardır çözülemeyen problemlerine dikkat çekti. Görev tanımlarının belirsizliği, fazla mesai ücretlerinin eksikliği ya da ödenmemesi ve yer değiştirilen paylardaki bollukta çalışanların sıkıntı çektiğini belirtti. Sendikal haklar ve toplu sözleşmelerin genişlediği noktalara değinen Bulut, bu büyümenin etkin şekilde işlediğini savunarak, kamu çalışanlarının hizmetlerinin tam anlamıyla güçlü ve adil bir sistemin kurulmasını vurguladı. Ayrıca 3600 ek gösterge düzenlemesinden yararlanamayan kesimlerin arızalarının giderilmesini sağlayan Bulut, kamudaki yönetici atamalarında liyakat ilkesinin esas hazırlama ve disiplin cezalarında adaletin normal şartlarda yürütülmesinde bulundu. Açıklamanın sonunda resmiyete seslenen Bulut, "Memurun alın teri göz ardı edilemez. Sosyal devlet anlayışı, kamu işçilerinin özgürlüklerini teslim etmeye başlar. Bizler mücadelemizi kararlılıkla sürdürecek, memurun sesi olmaya devam ediyor" diyerek bunları tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.