Hava Durumu

#Hayat Pahalılığı

- Hayat Pahalılığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hayat Pahalılığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

"Servet belirli kesimlerde toplanırken milyonlar geçim savaşı veriyor" Haber

"Servet belirli kesimlerde toplanırken milyonlar geçim savaşı veriyor"

Saadet Partisi Bursa İl Başkan Yardımcısı Nebi Yurtsever, gelir dağılımındaki bozulma ve artan hayat pahalılığına ilişkin yaptığı kapsamlı basın açıklamasında iktidarın ekonomi politikalarını sert sözlerle eleştirdi. Türkiye'de ekonomik büyümenin toplumun geniş kesimlerine yansımadığını savunan Yurtsever, "Bir tarafta servet ve gelir belirli kesimlerde yoğunlaşırken, diğer tarafta milyonlarca vatandaş temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekiyor. Bu tablo sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmıyor." ifadelerini kullandı. Saadet Partisi Bursa İl Başkan Yardımcısı Nebi Yurtsever, kamuoyuyla paylaştığı yazılı açıklamada Türkiye ekonomisinde yaşanan gelir adaletsizliğinin her geçen gün daha da derinleştiğini öne sürdü. Yurtsever, yüksek enflasyon, hayat pahalılığı ve alım gücündeki gerilemenin toplumun geniş kesimlerini yoksullaştırdığını savunarak, mevcut ekonomi yönetimini sert sözlerle eleştirdi. Ekonomik büyümenin yalnızca makro ekonomik verilerle değerlendirilemeyeceğini ifade eden Yurtsever, büyümenin anlamlı olabilmesi için toplumun tamamının refah seviyesinin yükselmesi gerektiğini söyledi. "Rakamlar büyüyor, vatandaş fakirleşiyor" Türkiye'de açıklanan büyüme verilerinin vatandaşın günlük yaşamına olumlu yansımadığını ileri süren Yurtsever, üretilen zenginliğin adil paylaşılmadığını savundu. "Eğer ekonomik büyüme milyonlarca insanın mutfağına, sofrasına ve cebine yansımıyorsa, bu büyümenin toplum açısından bir anlamı kalmaz." diyen Yurtsever, emeğin karşılığının alınamadığı bir ekonomik düzende gerçek kalkınmadan söz edilemeyeceğini ifade etti. Yurtsever'e göre bugün Türkiye'nin en önemli ekonomik sorunlarının başında gelir dağılımındaki bozulma geliyor. Özellikle son yıllarda yaşanan yüksek enflasyonun ve artan yaşam maliyetlerinin en büyük yükünü dar ve sabit gelirli vatandaşların taşıdığını belirten Yurtsever, çalışanların, emeklilerin, çiftçilerin, küçük esnafın ve gençlerin her geçen gün daha ağır ekonomik koşullarla karşı karşıya kaldığını dile getirdi. "Servet belirli kesimlerde toplanıyor" Açıklamasında gelir dağılımındaki bozulmanın yalnızca ekonomik değil aynı zamanda sosyal bir kriz haline geldiğini savunan Yurtsever, mevcut tablonun toplumsal dengeleri de olumsuz etkilediğini ifade etti. "Bir tarafta servet ve gelir belirli kesimlerde yoğunlaşırken, diğer tarafta milyonlarca vatandaşımız temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekmektedir." diyen Yurtsever, bu durumun sosyal adaleti, fırsat eşitliğini ve toplumsal huzuru zedelediğini öne sürdü. Gelir adaletsizliğinin aile yapısından eğitime kadar birçok alanda olumsuz sonuçlar doğurduğunu ifade eden Yurtsever, yoksulluğun yaygınlaşmasının çocukların eğitim imkânlarını sınırladığını, gençlerin ise gelecek kaygısıyla yaşamaya mecbur bırakıldığını savundu. "Hayat pahalılığı milyonları yoksullaştırıyor" Yurtsever, artan kira fiyatları, gıda maliyetleri, enerji giderleri ve temel tüketim harcamalarının vatandaşın bütçesini her geçen gün daha fazla zorladığını belirtti. Dar gelirli ailelerin ay sonunu getirebilmek için borçlanmak zorunda kaldığını ifade eden Yurtsever, emeklilerin maaşlarının temel ihtiyaçları karşılamakta yetersiz kaldığını, çalışanların ücretlerinin ise yüksek enflasyon karşısında hızla eridiğini ileri sürdü. Çiftçilerin artan üretim maliyetleri nedeniyle üretmekte zorlandığını, küçük esnafın ise düşen alım gücü nedeniyle ayakta kalma mücadelesi verdiğini dile getiren Yurtsever, ekonomik sorunların artık toplumun her kesimini etkileyen yapısal bir krize dönüştüğünü savundu. "Ekonominin merkezinde insan olmalı" Saadet Partisi olarak ekonomik kalkınmanın yalnızca büyüme rakamlarıyla değil, vatandaşın yaşam kalitesiyle ölçülmesi gerektiğini belirten Yurtsever, ekonominin merkezinde insanın yer aldığı bir model önerdiklerini ifade etti. Üretimin desteklendiği, emeğin karşılığını aldığı ve herkesin insanca yaşayabileceği bir ekonomik düzenin mümkün olduğunu savunan Yurtsever, ekonomik politikaların belirli kesimlerin değil toplumun tamamının refahını artırmayı hedeflemesi gerektiğini söyledi. "Faiz ve rant ekonomisi yerine üretim ekonomisi" Milli Görüş hareketinin yıllardır "Adil Düzen" anlayışını savunduğunu hatırlatan Yurtsever, mevcut ekonomik sistemin üretim yerine rantı teşvik ettiğini öne sürdü. Yurtsever, "Ekonomi belirli bir kesimin daha fazla zenginleşmesine değil, milletin tamamının refahına hizmet etmelidir. Üretimin, istihdamın ve paylaşımın esas alındığı; faiz, rant ve spekülasyon yerine yatırımın, sanayinin, tarımın ve emeğin desteklendiği bir ekonomik model Türkiye'nin ihtiyacıdır." ifadelerini kullandı. "Türkiye'nin günü kurtaran değil kalıcı politikalara ihtiyacı var" Ekonomik sorunların geçici tedbirlerle çözülemeyeceğini savunan Yurtsever, üretimi artıracak, istihdamı güçlendirecek ve vergi sisteminde adaleti sağlayacak yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti. Çiftçinin üretmeye, sanayicinin yatırım yapmaya, esnafın ayakta kalmaya ve gençlerin umutla geleceğe bakmaya ihtiyaç duyduğunu söyleyen Yurtsever, sosyal devlet anlayışının güçlendirilmesi gerektiğini dile getirdi. "Güçlü devlet ancak güçlü milletle mümkündür" Açıklamasının sonunda sosyal adalet vurgusu yapan Yurtsever, güçlü bir devletin ancak ekonomik olarak güçlü bir toplumla mümkün olacağını ifade etti. Gelir adaletinin sağlandığı, emeğin değer gördüğü ve herkesin alın terinin karşılığını alabildiği bir Türkiye'nin mümkün olduğunu belirten Yurtsever, Milli Görüş'ün "Adil Düzen" vizyonunu savunmaya devam edeceklerini söyledi. Yurtsever, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: "Biz, Milli Görüş'ün Adil Düzen vizyonuyla; üreten, paylaşan ve adaleti esas alan bir ekonomik anlayışın ülkemizi daha güçlü yarınlara taşıyacağına inanıyoruz. Gelirde adaletin sağlandığı, yoksulluğun değil refahın paylaşıldığı bir Türkiye için çalışmaya ve çözüm üretmeye kararlılıkla devam edeceğiz."

Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır: “Kamu Çalışanlarının Alım Gücü Bir Kez Daha Geriledi” Haber

Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır: “Kamu Çalışanlarının Alım Gücü Bir Kez Daha Geriledi”

Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Haziran ayı enflasyon verilerine ilişkin değerlendirmede bulundu. Karabayır, kamu görevlileri ve emeklilerin yılın ilk altı ayında bir kez daha ciddi oranda alım gücü kaybı yaşadığını belirtti. Haziran ayında enflasyonun %0,99, yılın ilk altı ayındaki toplam enflasyonun ise %17,76 olarak gerçekleştiğini hatırlatan Karabayır, kamu çalışanlarına Ocak ayında verilen %11’lik maaş artışının bu süreçte yetersiz kaldığını ifade etti. Bu tabloya göre maaşların enflasyon karşısında %6,09 oranında eridiğini söyledi. “Maaş artışları kaybı telafi etmiyor” Karabayır, Temmuz ayında yapılacak %7 oranındaki ikinci dönem artışıyla birlikte maaşlarda kısmi bir yükseliş yaşanacağını belirterek, buna rağmen alım gücündeki kaybın telafi edilemediğini vurguladı. Açıklamasında memur maaşlarına ilişkin hesaplamalara da yer veren Karabayır, en düşük dereceli bekâr memur maaşının 56 bin 731 liradan 64 bin 367 liraya, ortalama memur maaşının ise 68 bin 460 liradan 77 bin 715 liraya yükseleceğini ifade etti. Bu artışların sırasıyla 7 bin 636 lira ve 9 bin 255 lira seviyesinde olduğunu belirtti. Evli ve eşi çalışmayan kamu çalışanlarına verilen 3 bin 581 TL eş yardımı ile çocuk yardımlarının da dikkate alınması gerektiğini söyleyen Karabayır, bu kalemlerin de mevcut ekonomik tabloyu değiştirmeye yetmediğini dile getirdi. “Refah değil, erime yaşanıyor” Kamu görevlilerinin gelir artışlarının refah düzeyini yükseltmekten uzak olduğunu ifade eden Karabayır, mevcut sistemin çalışanların alım gücünü koruyamadığını söyledi. “Bu rakamlar refah seviyesinin yükseldiğini değil, alım gücünün eridiğini göstermektedir. Kamu çalışanlarımızın altı ay boyunca geçimini sağlaması bu şartlarda mümkün değildir.” Karabayır, enflasyona endeksli maaş artış sisteminin yapısal bir sorun oluşturduğunu belirterek, “önce eriyen maaşların sonra zam olarak geri verilmesi” anlayışının sürdürülemez olduğunu ifade etti. “Gerçek hayat pahalılığı ile resmi enflasyon arasında fark var” Açıklamasında resmi enflasyon verileri ile vatandaşın günlük yaşamda karşılaştığı fiyat artışları arasındaki farka da dikkat çeken Karabayır, özellikle kira, gıda, enerji, eğitim ve ulaşım giderlerindeki artışların kamu çalışanlarının bütçesini ciddi şekilde zorladığını söyledi. Türkiye ekonomisinin büyüdüğünü, milli gelirin arttığını ve ihracatın yükseldiğini hatırlatan Karabayır, buna rağmen kamu çalışanları ve emeklilerin bu büyümeden yeterli payı alamadığını ifade etti. Talepler: “İlave zam ve yapısal düzenleme şart” Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır, kamu çalışanları ve emekliler adına şu talepleri dile getirdi: Temmuz ayında maaşlara ilave zam yapılması Refah payı uygulamasının hayata geçirilmesi Eşel mobil sistemine geçilmesi Toplu sözleşme sisteminin enflasyonu öngören yapıya kavuşturulması Emekli maaşları ile görev maaşları arasındaki farkın giderilmesi Emeklilikte gelir kaybına yol açan düzenlemelerin revize edilmesi Karabayır, mevcut sistemin kamu çalışanlarını her altı ayda bir aynı ekonomik döngüye mahkûm ettiğini belirterek, kalıcı bir çözüm çağrısında bulundu. “Mücadele kararlılıkla sürecek” Kamu çalışanlarının sadece enflasyon oranında değil, refah artışıyla birlikte gelir elde etmesi gerektiğini vurgulayan Karabayır, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Kamu görevlileri enflasyonun gerisinden gelen maaş artışlarını değil, enflasyonun önünde giden bir ücret politikası istemektedir. Mücadelemiz, bu adaletsiz ücret yapısı değişene kadar kararlılıkla sürecektir.”

TURİZMİN BAŞKENTİ ALARM VERİYOR! ANTALYA'DAN YÜKSELEN SESSİZLİK EKONOMİYİ DE SARSIYOR Özcan Gönülal: "Oteller Dolu Görünebilir Ama Çarşılar Boş, Esnaf Umutsuz. Turizm Alarm Veriyor." Haber

TURİZMİN BAŞKENTİ ALARM VERİYOR! ANTALYA'DAN YÜKSELEN SESSİZLİK EKONOMİYİ DE SARSIYOR Özcan Gönülal: "Oteller Dolu Görünebilir Ama Çarşılar Boş, Esnaf Umutsuz. Turizm Alarm Veriyor."

Türkiye'nin turizm vitrini, dünyanın en önemli tatil destinasyonlarından biri ve her yıl milyonlarca yabancı turisti ağırlayan Antalya'da dikkat çeken ekonomik tablo, sektörün geleceğine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. İYİ Parti Osmangazi İlçe Başkanlığı Türk Dünyası ve Dış Türklerden Sorumlu Başkan Yardımcısı, aynı zamanda İYİ Parti Bursa İl Başkanlığı Turizm Komisyonu Üyesi Özcan Gönülal, Antalya'da yaptığı gözlemler ve sektör temsilcileriyle gerçekleştirdiği görüşmelere dayanarak turizm ekonomisinde yaşanan değişime ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Gönülal'a göre Antalya'da yaşanan sorun yalnızca turizm sektörünün değil, doğrudan Türkiye ekonomisinin geleceğini ilgilendiriyor. Turizm gelirlerinin ekonomideki stratejik önemine dikkat çeken Gönülal, "Bugün mesele birkaç otelin doluluk oranı değildir. Asıl mesele, milyonlarca turistin geldiği bir şehirde ekonomik canlılığın neden hissedilmediğidir." ifadelerini kullandı. "TURİZMİN BAŞKENTİNDE EKONOMİK HAREKETLİLİK ESKİ GÜCÜNDE DEĞİL" Uzun yıllardır Türkiye'nin turizm lokomotifi olarak gösterilen Antalya, sahip olduğu beş yıldızlı tesisler, uluslararası hava ulaşım ağı, doğal güzellikleri, tarihi mirası ve yüksek yatak kapasitesiyle dünya turizminde önemli bir konuma sahip bulunuyor. Ancak Gönülal'ın değerlendirmesine göre son yıllarda şehirde hissedilen ekonomik atmosfer, geçmiş dönemlerden belirgin şekilde farklı. Milyonlarca turistin Antalya'yı ziyaret etmesine rağmen şehir merkezindeki ticaret hacminin beklenen seviyede olmadığına dikkat çeken Gönülal, özellikle küçük esnafın ciddi gelir kaybı yaşadığı yönünde çok sayıda değerlendirme dinlediğini belirtti. "Eskiden turistin şehre gelişi sadece otelleri değil, bütün Antalya'yı hareketlendirirdi. Bugün ise otellerde hareket var gibi görünse de aynı canlılığı çarşılarda, küçük işletmelerde ve şehir ekonomisinin diğer alanlarında görmek giderek zorlaşıyor." dedi. "TURİZM SADECE OTELCİLİK DEĞİLDİR" Turizmin yalnızca konaklama sektöründen ibaret olmadığını vurgulayan Gönülal, sektörün ülke ekonomisindeki zincirleme etkisine dikkat çekti. Turizmin; tarım üreticisini, hal esnafını, nakliyeciyi, restoran işletmelerini, kafeleri, hediyelik eşya satıcılarını, kuyumcuları, tekstil sektörünü, ulaşım şirketlerini, transfer firmalarını, taksicileri, tur rehberlerini, seyahat acentelerini, eğlence sektörünü, binlerce küçük işletmeyi doğrudan etkileyen dev bir ekonomik ekosistem olduğunu belirten Gönülal, sektörün yaşadığı her sorunun kısa sürede ülke ekonomisinin diğer alanlarına da yansıdığını söyledi. "Turizm yalnızca birkaç büyük yatırımcının meselesi değildir. Antalya'da yüz binlerce insan doğrudan veya dolaylı olarak turizmden ekmek yemektedir." değerlendirmesinde bulundu. SAHADAKİ GÖZLEMLERİNİ PAYLAŞTI Açıklamalarının masa başında hazırlanmış değerlendirmeler olmadığını ifade eden Özcan Gönülal, Antalya'daki gözlemlerinin uzun yıllara dayandığını söyledi. Kızının Akdeniz Üniversitesi'nden mezun olması nedeniyle Antalya'ya sık sık gittiğini belirten Gönülal, her ziyaretinde şehir merkezini, turizm bölgelerini, alışveriş noktalarını ve esnafı yakından gözlemleme fırsatı bulduğunu anlattı. "Geçmiş yıllarda yabancı turistlerin yoğunluk oluşturduğu birçok bölgede bugün farklı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Hareket var gibi görünse de alışveriş hacmi aynı seviyede değil. Esnafın önemli bölümü bu değişimi açık şekilde dile getiriyor." ifadelerini kullandı. "ESNAF KAZANAMIYOR" İDDİASI Gönülal'ın değerlendirmesine göre Antalya'da faaliyet gösteren birçok işletme ziyaretçi sayısından ziyade turistlerin harcama alışkanlıklarının değişmesinden endişe duyuyor. Artan hayat pahalılığı, küresel ekonomik belirsizlikler ve yükselen fiyatlar nedeniyle turistlerin daha kontrollü harcama yaptığını ifade eden Gönülal, bunun şehir ekonomisine doğrudan yansıdığını savundu. Özellikle şehir merkezindeki küçük işletmelerin eski sezonları aradığını belirten Gönülal, "Oteller dolu olabilir ancak şehir ekonomisinin tamamı aynı ölçüde kazanamıyorsa burada üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir tablo vardır." dedi. YÜKSEK MALİYETLER SEKTÖRÜ ZORLUYOR Turizm işletmelerinin yalnızca müşteri sayısıyla mücadele etmediğini belirten Gönülal, artan maliyetlerin sektör üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu söyledi. Enerji giderleri, personel maliyetleri, kira artışları, gıda fiyatları ve işletme giderlerindeki yükseliş nedeniyle birçok turizm işletmesinin kârlılık sorunu yaşadığını dile getiren Gönülal, doluluk oranlarının tek başına sektörün sağlıklı olduğu anlamına gelmeyeceğini ifade etti. "Bir tesis yüzde 90 dolulukla çalışabilir ancak artan maliyetler nedeniyle önceki yıllardan daha az gelir elde edebilir. Bu nedenle sadece turist sayısına bakılarak başarı değerlendirmesi yapılamaz." dedi. "ASIL KRİTER KİŞİ BAŞINA HARCAMA OLMALI" Türkiye'nin turizm politikalarının yalnızca ziyaretçi sayısına odaklanmaması gerektiğini belirten Gönülal, kişi başına düşen turizm gelirinin artırılmasının artık zorunlu hale geldiğini söyledi. "Milyonlarca turist geliyor olabilir. Ancak önemli olan bu turistlerin şehir ekonomisine ne kadar katkı sağladığıdır. Eğer turist geliyor ama esnaf kazanamıyorsa, üretici mutlu değilse, ticaret canlanmıyorsa bu tabloyu yeniden değerlendirmek gerekir." ifadelerini kullandı. ORTAK AKIL ÇAĞRISI Antalya'nın sahip olduğu doğal ve tarihi zenginliklerin dünyanın sayılı turizm destinasyonları arasında yer aldığını belirten Gönülal, bu avantajın korunabilmesi için tüm kurumların ortak hareket etmesi gerektiğini söyledi. Merkezi yönetim, yerel yönetimler, turizm yatırımcıları, üniversiteler, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve sektör temsilcilerinin ortak bir turizm vizyonunda buluşmasının önemine dikkat çeken Gönülal, sürdürülebilir, yüksek gelir üreten ve şehir ekonomisinin tamamına yayılan yeni bir turizm modelinin oluşturulması gerektiğini ifade etti. "ANTALYA TÜRKİYE'NİN EKONOMİK GÜVENCESİDİR" Antalya'nın yalnızca bir tatil kenti olmadığını, aynı zamanda Türkiye'nin döviz gelirlerinin en önemli merkezlerinden biri olduğunu vurgulayan Gönülal, turizmde yaşanabilecek her olumsuz gelişmenin ülke ekonomisini doğrudan etkileyebileceğini söyledi. "Turizm güçlü olursa ekonomi güçlü olur. Turizm güçlenirse üretim güçlenir, istihdam artar, ihracata dolaylı katkı sağlanır ve şehirler kalkınır. Antalya'nın kaybedeceği her ekonomik değer aslında Türkiye'nin kaybıdır." değerlendirmesinde bulundu. "BU SESSİZLİK GÖRMEZDEN GELİNMEMELİ" Açıklamasının sonunda yetkililere çağrıda bulunan Özcan Gönülal, Antalya'da sahadan yükselen seslerin dikkatle dinlenmesi gerektiğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: "Antalya hâlâ dünyanın en önemli turizm şehirlerinden biridir. Buna hiçbir itirazımız yok. Ancak turizmin gerçek başarısı yalnızca havalimanına inen yolcu sayısıyla ölçülemez. Başarı; çarşıdaki esnafın yüzünün gülmesi, üreticinin kazanması, çalışanların refahının artması ve şehir ekonomisinin bütün kesimlerine yayılan canlılıkla ölçülür. Eğer turizmin başkentinde sessizlik konuşuluyorsa, bu sessizlik geleceğe yönelik önemli bir uyarıdır. Bu uyarıyı görmezden gelmek yerine doğru analiz etmek ve kalıcı çözümler üretmek zorundayız."

Saadet Partisi’nden İktidara Kamu İhaleleri Üzerinden Sert Eleştiri: “Milletin Parası Belirli Çevrelere Aktarılamaz” Haber

Saadet Partisi’nden İktidara Kamu İhaleleri Üzerinden Sert Eleştiri: “Milletin Parası Belirli Çevrelere Aktarılamaz”

BURSA – Saadet Partisi Sosyal İşlerden Sorumlu Bursa İl Başkan Yardımcısı Nebi Yurtsever, kamu alımları ve ihale sistemine ilişkin yaptığı açıklamada, Türkiye’de kamu kaynaklarının kullanımına yönelik mevcut anlayışı sert sözlerle eleştirdi. Kamu alımlarında şeffaflığın giderek ortadan kalktığını, rekabetin zayıfladığını ve istisnai uygulamaların olağan hale getirildiğini savunan Yurtsever, “Milletin alın teriyle oluşan kaynaklar üzerinde hiç kimsenin sınırsız tasarruf hakkı yoktur” dedi. Türkiye’nin ağır ekonomik şartlardan geçtiğini belirten Yurtsever, milyonlarca vatandaşın hayat pahalılığı, yüksek enflasyon ve artan yaşam maliyetiyle mücadele ettiği bir dönemde kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığının her zamankinden daha önemli hale geldiğini ifade etti. Vatandaşın temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını söyleyen Yurtsever, buna karşın kamu harcamalarındaki tartışmaların toplum vicdanında ciddi soru işaretleri oluşturduğunu kaydetti. “Kamu alımları sistemi yıllar içerisinde yapılan düzenlemelerle asli yapısından uzaklaştırılmıştır” diyen Yurtsever, açık rekabeti esas alan ihale anlayışının yerini giderek daha kapalı ve denetlenmesi zor yöntemlere bıraktığını savundu. “İstisnalar Kural Haline Getirildi” Açıklamasında kamu alımlarındaki istisna uygulamalarına dikkat çeken Yurtsever, şu değerlendirmelerde bulundu: “Bir ülkede istisnalar çoğaldıkça şeffaflık azalır, şeffaflık azaldıkça da milletin devlete olan güveni zarar görür. Kamu alımlarında açık ihale yöntemi temel kural olması gerekirken, bugün istisnai yöntemlerin giderek yaygınlaşması kamuoyunda ciddi tartışmalara neden olmaktadır. Devletin kasasından çıkan her kuruşun hesabı millete verilmelidir.” Yurtsever, kamu yönetiminde hesap verebilirliğin zayıflamasının yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda demokratik bir sorun olduğunu belirterek, kamu kaynaklarının kullanımında toplumun bilgi alma hakkının güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. “86 Milyonun Hakkı Korunmalıdır” Saadet Partisi olarak kamu malını bir emanet olarak gördüklerini vurgulayan Yurtsever, kamu kaynaklarının belli kesimlerin değil bütün vatandaşların ortak değeri olduğunu ifade etti. “Bu kaynaklar herhangi bir grubun, çevrenin veya ayrıcalıklı kesimin değil; 86 milyon vatandaşımızın ortak hakkıdır. Milletin vergileriyle oluşan bütçe üzerinde tasarruf yapılırken öncelik her zaman kamu yararı olmalıdır. Kamu kaynakları siyasi, bürokratik veya ekonomik güç odaklarının değil, milletin emanetidir” dedi. “Türkiye İsrafı Değil Tasarrufu Konuşmalıdır” Türkiye’nin ekonomik gerçekleri ortadayken kamu yönetiminde tasarruf kültürünün güçlendirilmesi gerektiğini belirten Yurtsever, kamu harcamalarında verimlilik ve denetimin artırılmasının zorunlu olduğunu ifade etti. “Bugün vatandaş pazarda, markette ve faturalarında ağır bir yük hissederken devlet yönetiminde en küçük israfın bile kabul edilmesi mümkün değildir. Türkiye’nin ihtiyacı kamu kaynaklarını hoyratça tüketen anlayışlar değil, tasarrufu esas alan, adaleti önceleyen ve milletin emanetine sahip çıkan bir yönetim anlayışıdır” diye konuştu. “Her Kuruşun Hesabı Sorulmalıdır” Açıklamasının sonunda kamu yönetiminde şeffaflık ve dürüstlük çağrısını yineleyen Yurtsever, devletin harcadığı her kuruşun kamuoyu tarafından denetlenebilir olması gerektiğini belirtti. “Millet fedakârlık yaparken kamu yönetiminin de aynı hassasiyeti göstermesi gerekir. Her kuruşun hesabının verildiği, ihalelerin şeffaf biçimde yürütüldüğü, denetim mekanizmalarının güçlü çalıştığı bir sistem hem ekonomik kayıpları önleyecek hem de devlete duyulan güveni artıracaktır. Kamu malına emanet gözüyle bakılmadıkça ne israf önlenebilir ne de adalet tesis edilebilir.” Saadet Partili Yurtsever’in açıklamaları, kamu ihaleleri, kamu harcamaları ve devlet yönetiminde şeffaflık tartışmalarının yeniden gündemde olduğu bir dönemde dikkat çeken eleştiriler arasında yer aldı.

Bursa’da Emekli İsyanı: “Bu Düzen Emekliyi Açlığa, Hastalığa ve Sessiz Ölüme Mahkûm Ediyor” Haber

Bursa’da Emekli İsyanı: “Bu Düzen Emekliyi Açlığa, Hastalığa ve Sessiz Ölüme Mahkûm Ediyor”

Bursa’da düzenlenen basın açıklamasında Devrimci Emekliler Sendikası Bursa Şubesi, emeklilerin yaşadığı ağır ekonomik ve sosyal yıkımı sert sözlerle gündeme taşıdı. Şube Sekreteri Sürmeli Selçuk Söğüt tarafından yapılan açıklamada, mevcut ekonomik düzenin milyonlarca emekliyi “insanca yaşamdan kopardığı” vurgulanırken, iktidarın uyguladığı politikalar “organize bir yoksullaştırma sistemi” olarak nitelendirildi. Sendika açıklaması, yalnızca maaş taleplerinin dile getirildiği sıradan bir protesto olmaktan öte, Türkiye’de emeklilerin içine sürüklendiği yaşam koşullarına yönelik çok sert bir toplumsal itiraz niteliği taşıdı. Açıklamada kullanılan ifadeler, emeklilerin artık yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda insani ve psikolojik bir çöküşle karşı karşıya olduğunu gözler önüne serdi. “Emeklilik Dinlenme Dönemi Değil, Hayatta Kalma Savaşına Dönüştü” Basın açıklamasında konuşan Sürmeli Selçuk Söğüt, yıllarca ülkenin üretim gücünü omuzlayan emeklilerin bugün “devletin sırtında yük” gibi gösterildiğini belirterek sert tepki gösterdi. Açıklamada, fabrikalardan hastanelere, okullardan tarlalara kadar ülkenin her alanında yıllarca emek veren milyonlarca yurttaşın bugün açlık sınırının altında yaşamaya zorlandığı ifade edildi. Emekliliğin artık huzurlu bir yaşam evresi olmaktan çıktığı belirtilirken, mevcut ekonomik sistemin emeklileri doğrudan “sefalet rejimi” içine ittiği savunuldu. Sendika yönetimi, özellikle son yıllarda hızla artan hayat pahalılığı karşısında emekli maaşlarının eridiğini, milyonlarca insanın temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldiğini belirterek, “iktidarın emekliyi görünmez hale getirmeye çalıştığını” öne sürdü. Sağlık Sistemine Ağır Eleştiri: “Randevu Almak Milli Piyango Gibi” Açıklamanın en dikkat çeken bölümlerinden biri sağlık sistemine yönelik sert eleştiriler oldu. Emeklilerin ilerleyen yaşları nedeniyle sağlık hizmetlerine daha fazla ihtiyaç duyduğuna dikkat çeken Söğüt, bugün kamusal sağlık sisteminin emekliler açısından erişilemez hale geldiğini ifade etti. Özellikle Merkezi Hekim Randevu Sistemi üzerinden uzman doktora ulaşmanın neredeyse imkânsız hale geldiği belirtilirken, göz, kardiyoloji, nöroloji ve ortopedi gibi kritik branşlarda aylar sonrasına randevu verildiği vurgulandı. Açıklamada, “Bizlerin o süreyi bekleyecek zamanı, sağlığı ya da ömrü olup olmadığı kimsenin umurunda değil” ifadeleri kullanılırken, kamu hastanelerindeki yoğunluk ve sağlık sistemindeki tıkanıklığın, dar gelirli yurttaşları özel hastanelere mecbur bıraktığı savunuldu. Muayene ücretleri, ilaç katkı payları ve sürekli artan fark ücretlerinin de emekli maaşlarını daha cebe girmeden erittiği belirtilirken, mevcut sistem “hastaları enkaz altında bırakan bir sağlık çöküşü” olarak tanımlandı. “İktidar Emeklinin Sofrasına Kadar Müdahale Ediyor” Devrimci Emekliler Sendikası’nın açıklamasında ekonomik kriz ve hayat pahalılığına ilişkin kullanılan ifadeler ise dikkat çekici sertlikteydi. Türkiye’de açlık sınırının 30 bin lirayı, yoksulluk sınırının ise 115 bin lirayı aştığı belirtilirken, milyonlarca emeklinin 20 bin lira seviyesindeki maaşlarla yaşam mücadelesi verdiği ifade edildi. Eskiden temel tüketim ürünü olan et, peynir ve süt ürünlerinin artık emekliler için ulaşılması zor lüksler haline geldiği vurgulanırken, açıklamada şu dikkat çekici değerlendirmelere yer verildi: “İktidar artık emeklinin ne yiyeceğine, ne kadar protein tüketebileceğine, hangi saatte ucuz ekmek kuyruğuna gireceğine kadar karar veren bir noktaya gelmiştir.” Açıklamada Avrupa’daki emeklilerin sosyal yaşam ve tatil imkanlarına dikkat çekilirken, Türkiye’de milyonlarca emeklinin yaşam alanının “mutfak ile oturma odası arasındaki dar koridora sıkıştığı” ifade edildi. Bayram İkramiyesi Tepkisi: “İkramiye Değil, Sus Payı” Sendika yönetimi, yıllardır tartışma konusu olan bayram ikramiyelerine ilişkin de çok sert ifadeler kullandı. Kamuoyuna “müjde” olarak sunulan 4 bin liralık bayram ikramiyesinin gerçek yaşam koşulları karşısında hiçbir anlam taşımadığı belirtilirken, bu rakamla bırakın kurbanlık almayı, temel market ihtiyaçlarının dahi karşılanamadığı vurgulandı. Torunlara bayram harçlığı vermenin bile lüks haline geldiği ifade edilen açıklamada, mevcut ikramiye tutarının emeklilere verilen değeri gösterdiği savunularak, “Bu ödeme artık bir bayram ikramiyesi değil, açıkça bir sus payıdır” denildi. Seyyanen Zam Tartışması: “Emekliye Açık Ayrımcılık” Basın açıklamasında memur emeklilerine yönelik seyyanen zam düzenlemesi de hedef alındı. Aktif görevdeki memurlara verilen seyyanen artışın emekli memurların maaşlarına yansıtılmamasının büyük bir adaletsizlik olduğu belirtildi. Aynı kurumlarda yıllarca çalışan insanların emekli olduktan sonra ciddi gelir kaybına uğradığı ifade edilirken, bu uygulamanın “emekliliği cezaya dönüştürdüğü” savunuldu. Sendika, emekliler ile aktif çalışanlar arasındaki maaş farkının her geçen gün daha da büyüdüğünü belirterek, bunun sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmadığını vurguladı. “Sadaka Değil, Hakkımızı İstiyoruz” Açıklamanın sonunda Devrimci Emekliler Sendikası, taleplerini kamuoyuna net maddeler halinde duyurdu. Sendika; En düşük emekli maaşının insanca yaşam seviyesine çıkarılmasını, Sağlıkta alınan tüm katkı paylarının kaldırılmasını, Emeklilere ücretsiz ve öncelikli sağlık hizmeti sağlanmasını, Bayram ikramiyelerinin en az bir asgari ücret düzeyine yükseltilmesini, Sendikal örgütlenme üzerindeki baskıların kaldırılmasını, DİSK Dev Emekli-Sen’in toplu sözleşme süreçlerinde meşru taraf olarak kabul edilmesini talep etti. Açıklama, meydanda atılan sert sloganlarla sona erdi: “Evlerimize hapsedilmeyeceğiz! Gasp edilen haklarımızı alana kadar alanlardayız, sokaklardayız, omuz omuzayız!” Meydanda sık sık: “Yaşasın DİSK!” “Yaşasın DEV Emekli-Sen!” “Yaşasın örgütlü mücadelemiz!” sloganları yükselirken, emeklilerin önümüzdeki süreçte daha geniş katılımlı eylemler düzenlemeye hazırlandığı mesajı verildi.

Baki Bekar’dan Sert Çıkış: “Söz Verdiniz, Zamla Geldiniz!” Haber

Baki Bekar’dan Sert Çıkış: “Söz Verdiniz, Zamla Geldiniz!”

Orhangazi kamuoyunda yankı uyandıran su tarifesi tartışmaları, Demokrat Parti cephesinden gelen çok sert açıklamayla yeni bir boyut kazandı. Demokrat Parti Orhangazi İlçe Başkanı Baki Bekar, seçim öncesi verilen vaatlerin tam tersine hareket edildiğini belirterek, yerel yönetimi ağır sözlerle eleştirdi. Bekar, yaptığı kapsamlı açıklamada özellikle Mustafa Bozbey üzerinden yürüyen süreçte kamuoyuna sunulan “indirim” söylemlerinin gerçeği yansıtmadığını savundu. Seçim döneminde vatandaşın ekonomik yükünü hafifletme vaadiyle oy talep edildiğini hatırlatan Bekar, şu ifadelerle tepki gösterdi: “Ne oldu o vaatlere? Hani suya indirim yapılacaktı? Hani vatandaşın cebine nefes aldırılacaktı? Daha koltuğa oturur oturmaz yüzde 16 zamla karşı karşıya bırakılan bir halk var! Bu mudur sosyal belediyecilik, bu mudur verilen sözlerin karşılığı?” Bekar, açıklamasında zam kararının yalnızca ekonomik bir düzenleme değil, aynı zamanda siyasi bir güven erozyonu anlamına geldiğini vurguladı. Vatandaşın artan hayat pahalılığı altında ezildiğini belirten Bekar, su gibi temel bir ihtiyaç üzerinden yapılan artışların kabul edilemez olduğunu dile getirdi. “Bugün Orhangazi’de yaşayan her bir vatandaş, faturalarına baktığında verilen sözlerle karşılaştığı gerçek arasındaki uçurumu net şekilde görüyor. Bu zam, sadece bir fiyat artışı değil; aynı zamanda seçmene karşı açık bir hayal kırıklığıdır. Seçim meydanlarında alkış almak kolay, ama o sözlerin arkasında durmak sorumluluk ister.” Demokrat Parti İlçe Başkanı, yerel yönetimi şeffaflıktan uzak olmakla da eleştirerek, alınan kararların gerekçelerinin kamuoyuna açık ve net bir şekilde anlatılması gerektiğini ifade etti. Bekar, belediye yönetiminin halktan kopuk bir anlayış sergilediğini öne sürerek, şu sert sözlerle açıklamasını sürdürdü: “Vatandaşın sırtına yük bindirerek yönetim olmaz! Bu anlayış, milletin aklıyla alay etmektir. Eğer gerçekten halkçı bir belediyecilik iddiası varsa, önce verilen sözler tutulur, sonra yeni adımlar atılır. Ama görüyoruz ki, sözler bir kenara bırakılmış, zamlar hız kesmeden devam ediyor.” Açıklamasının sonunda yetkililere çağrıda bulunan Bekar, zam kararının yeniden gözden geçirilmesini talep etti ve şu ifadelerle sözlerini tamamladı: “Orhangazi halkı bunu hak etmiyor. Bu yanlıştan derhal dönülmeli, verilen sözlerin gereği yapılmalıdır. Aksi halde bu güven kaybının siyasi bedeli ağır olacaktır.” Bu sert açıklama, Orhangazi’de su tarifeleri üzerinden büyüyen tartışmanın önümüzdeki günlerde daha da alevleneceğine işaret ediyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.