Hava Durumu

#Sosyal Adalet

- Sosyal Adalet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sosyal Adalet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

"Servet belirli kesimlerde toplanırken milyonlar geçim savaşı veriyor" Haber

"Servet belirli kesimlerde toplanırken milyonlar geçim savaşı veriyor"

Saadet Partisi Bursa İl Başkan Yardımcısı Nebi Yurtsever, gelir dağılımındaki bozulma ve artan hayat pahalılığına ilişkin yaptığı kapsamlı basın açıklamasında iktidarın ekonomi politikalarını sert sözlerle eleştirdi. Türkiye'de ekonomik büyümenin toplumun geniş kesimlerine yansımadığını savunan Yurtsever, "Bir tarafta servet ve gelir belirli kesimlerde yoğunlaşırken, diğer tarafta milyonlarca vatandaş temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekiyor. Bu tablo sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmıyor." ifadelerini kullandı. Saadet Partisi Bursa İl Başkan Yardımcısı Nebi Yurtsever, kamuoyuyla paylaştığı yazılı açıklamada Türkiye ekonomisinde yaşanan gelir adaletsizliğinin her geçen gün daha da derinleştiğini öne sürdü. Yurtsever, yüksek enflasyon, hayat pahalılığı ve alım gücündeki gerilemenin toplumun geniş kesimlerini yoksullaştırdığını savunarak, mevcut ekonomi yönetimini sert sözlerle eleştirdi. Ekonomik büyümenin yalnızca makro ekonomik verilerle değerlendirilemeyeceğini ifade eden Yurtsever, büyümenin anlamlı olabilmesi için toplumun tamamının refah seviyesinin yükselmesi gerektiğini söyledi. "Rakamlar büyüyor, vatandaş fakirleşiyor" Türkiye'de açıklanan büyüme verilerinin vatandaşın günlük yaşamına olumlu yansımadığını ileri süren Yurtsever, üretilen zenginliğin adil paylaşılmadığını savundu. "Eğer ekonomik büyüme milyonlarca insanın mutfağına, sofrasına ve cebine yansımıyorsa, bu büyümenin toplum açısından bir anlamı kalmaz." diyen Yurtsever, emeğin karşılığının alınamadığı bir ekonomik düzende gerçek kalkınmadan söz edilemeyeceğini ifade etti. Yurtsever'e göre bugün Türkiye'nin en önemli ekonomik sorunlarının başında gelir dağılımındaki bozulma geliyor. Özellikle son yıllarda yaşanan yüksek enflasyonun ve artan yaşam maliyetlerinin en büyük yükünü dar ve sabit gelirli vatandaşların taşıdığını belirten Yurtsever, çalışanların, emeklilerin, çiftçilerin, küçük esnafın ve gençlerin her geçen gün daha ağır ekonomik koşullarla karşı karşıya kaldığını dile getirdi. "Servet belirli kesimlerde toplanıyor" Açıklamasında gelir dağılımındaki bozulmanın yalnızca ekonomik değil aynı zamanda sosyal bir kriz haline geldiğini savunan Yurtsever, mevcut tablonun toplumsal dengeleri de olumsuz etkilediğini ifade etti. "Bir tarafta servet ve gelir belirli kesimlerde yoğunlaşırken, diğer tarafta milyonlarca vatandaşımız temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekmektedir." diyen Yurtsever, bu durumun sosyal adaleti, fırsat eşitliğini ve toplumsal huzuru zedelediğini öne sürdü. Gelir adaletsizliğinin aile yapısından eğitime kadar birçok alanda olumsuz sonuçlar doğurduğunu ifade eden Yurtsever, yoksulluğun yaygınlaşmasının çocukların eğitim imkânlarını sınırladığını, gençlerin ise gelecek kaygısıyla yaşamaya mecbur bırakıldığını savundu. "Hayat pahalılığı milyonları yoksullaştırıyor" Yurtsever, artan kira fiyatları, gıda maliyetleri, enerji giderleri ve temel tüketim harcamalarının vatandaşın bütçesini her geçen gün daha fazla zorladığını belirtti. Dar gelirli ailelerin ay sonunu getirebilmek için borçlanmak zorunda kaldığını ifade eden Yurtsever, emeklilerin maaşlarının temel ihtiyaçları karşılamakta yetersiz kaldığını, çalışanların ücretlerinin ise yüksek enflasyon karşısında hızla eridiğini ileri sürdü. Çiftçilerin artan üretim maliyetleri nedeniyle üretmekte zorlandığını, küçük esnafın ise düşen alım gücü nedeniyle ayakta kalma mücadelesi verdiğini dile getiren Yurtsever, ekonomik sorunların artık toplumun her kesimini etkileyen yapısal bir krize dönüştüğünü savundu. "Ekonominin merkezinde insan olmalı" Saadet Partisi olarak ekonomik kalkınmanın yalnızca büyüme rakamlarıyla değil, vatandaşın yaşam kalitesiyle ölçülmesi gerektiğini belirten Yurtsever, ekonominin merkezinde insanın yer aldığı bir model önerdiklerini ifade etti. Üretimin desteklendiği, emeğin karşılığını aldığı ve herkesin insanca yaşayabileceği bir ekonomik düzenin mümkün olduğunu savunan Yurtsever, ekonomik politikaların belirli kesimlerin değil toplumun tamamının refahını artırmayı hedeflemesi gerektiğini söyledi. "Faiz ve rant ekonomisi yerine üretim ekonomisi" Milli Görüş hareketinin yıllardır "Adil Düzen" anlayışını savunduğunu hatırlatan Yurtsever, mevcut ekonomik sistemin üretim yerine rantı teşvik ettiğini öne sürdü. Yurtsever, "Ekonomi belirli bir kesimin daha fazla zenginleşmesine değil, milletin tamamının refahına hizmet etmelidir. Üretimin, istihdamın ve paylaşımın esas alındığı; faiz, rant ve spekülasyon yerine yatırımın, sanayinin, tarımın ve emeğin desteklendiği bir ekonomik model Türkiye'nin ihtiyacıdır." ifadelerini kullandı. "Türkiye'nin günü kurtaran değil kalıcı politikalara ihtiyacı var" Ekonomik sorunların geçici tedbirlerle çözülemeyeceğini savunan Yurtsever, üretimi artıracak, istihdamı güçlendirecek ve vergi sisteminde adaleti sağlayacak yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti. Çiftçinin üretmeye, sanayicinin yatırım yapmaya, esnafın ayakta kalmaya ve gençlerin umutla geleceğe bakmaya ihtiyaç duyduğunu söyleyen Yurtsever, sosyal devlet anlayışının güçlendirilmesi gerektiğini dile getirdi. "Güçlü devlet ancak güçlü milletle mümkündür" Açıklamasının sonunda sosyal adalet vurgusu yapan Yurtsever, güçlü bir devletin ancak ekonomik olarak güçlü bir toplumla mümkün olacağını ifade etti. Gelir adaletinin sağlandığı, emeğin değer gördüğü ve herkesin alın terinin karşılığını alabildiği bir Türkiye'nin mümkün olduğunu belirten Yurtsever, Milli Görüş'ün "Adil Düzen" vizyonunu savunmaya devam edeceklerini söyledi. Yurtsever, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: "Biz, Milli Görüş'ün Adil Düzen vizyonuyla; üreten, paylaşan ve adaleti esas alan bir ekonomik anlayışın ülkemizi daha güçlü yarınlara taşıyacağına inanıyoruz. Gelirde adaletin sağlandığı, yoksulluğun değil refahın paylaşıldığı bir Türkiye için çalışmaya ve çözüm üretmeye kararlılıkla devam edeceğiz."

“İlk İşe Giriş Tarihimiz Sigorta Başlangıcı Sayılsın” Haber

“İlk İşe Giriş Tarihimiz Sigorta Başlangıcı Sayılsın”

Yıllardır emeklilik sisteminde yaşadıkları hak kaybının giderilmesi için mücadele eden staj ve çıraklık sigortası mağdurları, seslerini bir kez daha güçlü şekilde duyurmak amacıyla Bursa’da geniş katılımlı bir basın açıklaması düzenlemeye hazırlanıyor. Staj ve Çıraklık Sigortası Mağdurları Federasyonu ile Bursa Staj ve Çıraklık Sigortası Mağdurları Derneği öncülüğünde gerçekleştirilecek organizasyon, 12 Temmuz 2026 Pazar günü saat 12.00’de Bursa 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nda (Fomara Meydanı) yapılacak. “Büyük Bursa Buluşması” adıyla gerçekleştirilecek etkinlikte, staj ve çıraklık dönemlerinde fiilen çalışan ancak ilk işe giriş tarihleri emeklilik hesabında sigorta başlangıcı olarak kabul edilmeyen milyonlarca vatandaşın yaşadığı mağduriyet kamuoyunun gündemine taşınacak. “Çalıştık, Ürettik Ama Emeklilikte Yok Sayıldık” Federasyon tarafından yapılan çağrıda, stajyer ve çırakların yalnızca kısa vadeli sigorta kolları kapsamında değerlendirilmesinin sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmadığı ifade edildi. Açıklamada, staj ve çıraklık dönemlerinde işletmelerde fiilen çalışan gençlerin üretime katkı sunduğu, iş kazası riski altında çalıştığı ve çalışma hayatının bir parçası olduğu halde, emeklilik hesabında bu sürelerin yok sayılmasının büyük bir adaletsizlik oluşturduğu vurgulandı. Mağdurların en temel talebi ise açık ve net: “İlk işe giriş tarihimiz sigorta başlangıcı olarak kabul edilsin.” Anayasal Haklara Dikkat Çekilecek Basın açıklamasında, mevcut uygulamanın Anayasa’nın; eşitlik ilkesini düzenleyen 10. maddesine, çalışma hakkını güvence altına alan 49. maddesine, sosyal güvenlik hakkını düzenleyen 60. maddesine aykırılık oluşturduğu yönündeki değerlendirmeler kamuoyuyla paylaşılacak. Federasyon ayrıca, 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında stajyer ve çırakların “çalışan” olarak kabul edilmesine rağmen sosyal güvenlik mevzuatında aynı statünün tanınmamasının önemli bir hukuki çelişki oluşturduğunu savunuyor. Sadece Emeklilik Değil, Sosyal Güvenlik Hakları da Eksik Staj ve çıraklık mağdurları yalnızca emeklilik başlangıcında değil, sosyal güvenlik alanında da önemli hak kayıpları yaşadıklarını dile getiriyor. Mevcut sistem nedeniyle birçok stajyer ve çırak; İş kazası sonrası çeşitli sosyal güvenlik haklarından, Meslek hastalıkları kapsamında sağlanan bazı güvencelerden, Sürekli iş göremezlik gelirinden, İş kazası sonucu hayatını kaybedenlerin yakınlarına bağlanan bazı haklardan istenilen ölçüde yararlanamadıklarını ifade ediyor. Dernek yetkilileri, yıllardır devam eden bu mağduriyetin artık kalıcı bir yasal düzenleme ile sona erdirilmesini istiyor. Bursa’da Siyasetin Geniş Katılımı Bekleniyor Organizasyonun yalnızca mağdurların değil, siyaset dünyasının da dikkatini çekmesi bekleniyor. Edinilen bilgilere göre basın açıklamasına katılım sağlaması beklenen isimler arasında; İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Türkoğlu, Saadet Partisi Genel Başkanı’nın katılımı yönünde girişimler, CHP Bursa İl Başkanı Turgut Özkan, Yeniden Refah Partisi il yöneticileri, Zafer Partisi Bursa İl Başkanı, çeşitli siyasi partilerin milletvekilleri, CHP Bursa Milletvekili Hasan Öztürk, Hayat Hanım olarak bilinen milletvekili, Saadet Partisi milletvekilleri ve farklı siyasi partilerin temsilcileri yer alıyor. Organizasyon komitesi, siyasi görüş ayrımı gözetmeksizin tüm milletvekillerini, belediye başkanlarını, il başkanlarını, sendikaları, meslek odalarını, sivil toplum kuruluşlarını ve vatandaşları bu hak mücadelesine destek vermeye davet ediyor. “Bu Mücadele Sadece Staj Mağdurlarının Değil” Federasyonun hazırladığı basın metninde dikkat çeken ifadelerden biri ise şu oldu: “Bu mücadele yalnızca staj ve çıraklık mağdurlarının değil; hukuk, eşitlik ve sosyal adalet talep eden herkesin ortak mücadelesidir.” Bu mesajla birlikte mücadelenin yalnızca belirli bir grubun sorunu olmadığı, sosyal güvenlik sisteminde adalet arayan milyonlarca vatandaşın ortak talebi olduğu vurgulanıyor. Bursa’dan Türkiye’ye Güçlü Mesaj Verilecek Bursa’da düzenlenecek buluşmanın, Türkiye’nin birçok ilinden gelecek staj ve çıraklık mağdurlarını bir araya getirmesi bekleniyor. Katılımcılar, yıllardır çözüm bekleyen sorunun artık ertelenmemesi gerektiğini belirterek hükümete ve TBMM’ye çağrıda bulunacak. Etkinlikte yapılacak basın açıklamasında şu talepler öne çıkacak: Stajyer ve çırakların sosyal güvenlik mevzuatında çalışan statüsünün açık şekilde tanınması, Staj ve çıraklık dönemindeki ilk işe giriş tarihlerinin sigorta başlangıcı olarak kabul edilmesi, İş sağlığı ve güvenliği ile sosyal güvenlik haklarının eksiksiz uygulanması, Yıllardır süren mağduriyetin kalıcı yasal düzenlemeyle sona erdirilmesi. “Herkesi Bursa’daki Büyük Buluşmaya Bekliyoruz” Bursa Staj ve Çıraklık Sigortası Mağdurları Derneği Başkanı Taner Tuncay, tüm mağdurlara ve duyarlı vatandaşlara çağrıda bulunarak şu mesajı verdi: “12 Temmuz Pazar günü saat 12.00’de Bursa 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nda gerçekleştireceğimiz Büyük Bursa Buluşması’nda sesimizi daha güçlü duyurmak istiyoruz. Yıllardır süren mağduriyetimizin çözümü için tüm staj ve çıraklık mağdurlarını, ailelerini, sendikaları, sivil toplum kuruluşlarını, siyasi parti temsilcilerini ve adalet duygusunu taşıyan herkesi basın açıklamamıza destek vermeye davet ediyoruz.” Yıllardır çözüm bekleyen staj ve çıraklık sigortası sorununun Bursa’dan yükselecek ortak sesle yeniden Türkiye gündemine taşınması hedeflenirken, organizasyonun yoğun katılımla gerçekleşmesi ve sosyal güvenlik sisteminde yapılması talep edilen düzenlemelere ilişkin kamuoyu farkındalığını artırması bekleniyor.

Demokratik Sol Parti Bursa İl Başkanlığı'nda Ekonomi ve Esnafın Geleceği Masaya Yatırıldı Haber

Demokratik Sol Parti Bursa İl Başkanlığı'nda Ekonomi ve Esnafın Geleceği Masaya Yatırıldı

Demokratik Sol Parti Bursa İl Başkanlığı, Türkiye ekonomisinin temel dinamiklerinden biri olan esnaf ve sanatkârların karşı karşıya bulunduğu ekonomik koşulların değerlendirildiği anlamlı bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Birlikleri Genel Başkan Vekili Sayın Bahri Şarlı'nın gerçekleştirdiği hayırlı olsun ziyareti, yalnızca nezaket çerçevesinde gerçekleşen bir buluşma olmanın ötesinde; üretim, istihdam, finansmana erişim ve yerel kalkınma başlıklarının ele alındığı önemli bir istişare ortamına dönüştü. Demokratik Sol Parti Bursa İl Başkanı Mehmet Seskır, Sayın Bahri Şarlı'yı il başkanlığında ağırlamaktan büyük memnuniyet duyduklarını ifade ederek, gerçekleştirilen ziyaretin toplumsal dayanışmayı güçlendiren önemli bir adım olduğunu belirtti. İl Başkanı Mehmet Seskır yaptığı değerlendirmede, Türkiye'nin ekonomik kalkınmasının yalnızca büyük yatırımlarla değil, mahalle aralarındaki küçük işletmelerden organize sanayi bölgelerine kadar üretim zincirinin her halkasını oluşturan esnaf ve sanatkârların ayakta kalmasıyla mümkün olacağını vurguladı. Seskır, esnafın yalnızca ticaret yapan bir kesim olmadığını; aynı zamanda sosyal hayatın düzenleyicisi, istihdamın önemli bir kaynağı, üretimin sürdürülebilirliğini sağlayan temel aktörlerden biri olduğunu ifade ederek şunları söyledi: "Ekonomik istikrarın en önemli göstergelerinden biri güçlü bir esnaf yapısıdır. Çarşıların canlı olduğu, üretimin sürdüğü, küçük işletmelerin güven içinde faaliyet gösterdiği bir ekonomi; aynı zamanda güçlü bir toplumsal yapının da temelini oluşturur. Esnafımızın yaşadığı her sorun doğrudan piyasalara, üretime, tüketiciye ve istihdama yansımaktadır. Bu nedenle esnafın desteklenmesi yalnızca belirli bir meslek grubunun değil, ülke ekonomisinin tamamının geleceğini ilgilendiren stratejik bir meseledir." Görüşmede özellikle son dönemde işletmelerin karşı karşıya kaldığı finansman maliyetleri, krediye erişim güçlükleri, yükselen girdi fiyatları, enflasyonun ticaret hayatına etkileri, kira ve enerji maliyetlerindeki artışlar ile küçük ve orta ölçekli işletmelerin sürdürülebilirliği üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulunuldu. Ekonomik büyümenin tabana yayılması için üretimin desteklenmesi gerektiğine dikkat çekilen görüşmede, kredi ve kefalet kooperatiflerinin esnafın finansmana erişiminde üstlendiği kritik rolün daha da güçlendirilmesinin önemine işaret edildi. Esnafın uygun koşullarda kredi kullanabilmesinin, işletmelerini büyütebilmesinin ve yeni istihdam alanları oluşturabilmesinin ülke ekonomisine doğrudan katkı sağlayacağı vurgulandı. İl Başkanı Mehmet Seskır, ekonomik kalkınmanın yalnızca makro ekonomik verilerle değerlendirilemeyeceğini belirterek, vatandaşın alım gücü, işletmelerin sürdürülebilirliği, gençlerin istihdamı ve üretim kapasitesinin birlikte ele alınmasının zorunlu olduğunu ifade etti. Seskır açıklamasında şu değerlendirmelere yer verdi: "Ekonomi; yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Gerçek ekonomik başarı, esnafın kepengini güvenle açabildiği, üreticinin emeğinin karşılığını alabildiği, gençlerin umutla iş bulabildiği ve vatandaşın refah seviyesinin yükseldiği bir düzenin kurulmasıyla mümkündür. Demokratik Sol Parti olarak sosyal adalet ilkesi doğrultusunda üretimi önceleyen, emeği koruyan, esnafı destekleyen ve gelir dağılımında adaleti esas alan ekonomik politikaların her zaman savunucusu olmaya devam edeceğiz." Ziyarette ayrıca yerel yönetimlerin ekonomik kalkınmadaki rolü, kooperatifçilik anlayışının geliştirilmesi, üretim odaklı ekonomi politikalarının yaygınlaştırılması ve yerel ticaretin güçlendirilmesine yönelik fikir alışverişinde bulunuldu. Katılımcılar, güçlü bir ekonomik yapının ancak kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler ve meslek kuruluşlarının ortak akıl ve iş birliği içerisinde hareket etmesiyle mümkün olabileceği konusunda görüş birliğine vardı. Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Birlikleri Genel Başkan Vekili Sayın Bahri Şarlı'nın nazik hayırlı olsun ziyareti, karşılıklı iyi niyet temennileri ve ülkenin ekonomik geleceğine yönelik yapıcı değerlendirmeler eşliğinde sona erdi. Demokratik Sol Parti Bursa İl Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada, Sayın Bahri Şarlı'ya nazik ziyaretleri ve samimi temennileri dolayısıyla teşekkür edilerek şu ifadelere yer verildi: "Toplumsal dayanışmanın, ortak aklın ve karşılıklı istişarenin her geçen gün daha fazla önem kazandığı bir dönemde gerçekleştirilen bu anlamlı buluşmanın; birlik ve beraberliğimizin güçlenmesine, esnafımızın sorunlarının çözümüne katkı sağlayacak ortak çalışmaların gelişmesine ve ülkemizin ekonomik kalkınma hedeflerine olumlu katkılar sunmasını temenni ediyoruz. Üreten, istihdam sağlayan ve ülke ekonomisinin bel kemiğini oluşturan esnaf ve sanatkârlarımızın yanında olmaya, onların sesi olmaya ve ekonomik refahın toplumun tüm kesimlerine yayılması için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz."

Memur Emeklileri Platformu'ndan Anayasa Mahkemesi'ne Sert Çağrı: "Üç Yıldır Süren Hak Kaybı Sessiz Bir Çığlığa Dönüştü" Haber

Memur Emeklileri Platformu'ndan Anayasa Mahkemesi'ne Sert Çağrı: "Üç Yıldır Süren Hak Kaybı Sessiz Bir Çığlığa Dönüştü"

Memur Emeklileri Platformu, Temmuz 2023'ten bu yana memur emeklilerine ödenmeyen seyyanen ilave ödemenin yol açtığı mağduriyete ilişkin dikkat çeken bir bildiri yayımladı. "Sessiz Çığlığın İlanıdır" başlığıyla kamuoyuna duyurulan açıklamada, yaklaşık üç yıldır devam ettiği belirtilen hak kaybının milyonlarca memur emeklisini ekonomik ve sosyal açıdan ağır bir çıkmaza sürüklediği savunuldu. Platform, Anayasa Mahkemesi'ni (AYM) dosyaya öncelik vermeye ve mağduriyetin giderilmesi için acilen karar almaya çağırdı. Platform tarafından yapılan açıklamada, Temmuz 2023'ten bu yana memur emeklilerinin anayasal hak olarak değerlendirdikleri seyyanen ilave ödeme artışından yararlanamadıkları, bunun da maaşlarda ciddi gelir kaybına neden olduğu ifade edildi. Bildiride, yaklaşık 36 aydır devam ettiği belirtilen uygulamanın yalnızca ekonomik bir sorun olmadığı, aynı zamanda sosyal devlet ilkesi, hukuk devleti anlayışı ve insan onuru bakımından da değerlendirilmesi gereken ciddi bir hak ihlali olduğu öne sürüldü. "Hak Kaybı Milyonlarca Emekliyi Yoksulluğa Sürüklüyor" Açıklamada, memur emeklilerinin maaşlarında oluşan gelir kaybının temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamayı zorlaştırdığı belirtilerek, özellikle yüksek enflasyon ve artan yaşam maliyetleri karşısında emeklilerin beslenme, barınma, sağlık ve ilaç giderlerini karşılamakta güçlük çektiği ifade edildi. Platform, yıllarca kamu hizmetinde görev yapan memur emeklilerinin emeklilik dönemlerinde insanca yaşayabilecek bir gelire sahip olmaları gerektiğini vurgulayarak, mevcut uygulamanın sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmadığını savundu. AYM'nin Tedbir Kararı Vermesi Talep Edildi Bildiride, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 73. maddesine atıfta bulunularak, tedbir kararı verilebilmesi için öngörülen "yaşam hakkı ile maddi ve manevi bütünlüğe yönelik ciddi tehlike" şartının memur emeklileri açısından oluştuğu ileri sürüldü. Platform açıklamasında, ekonomik yoksunluğun yalnızca maddi kayıp olarak değerlendirilmemesi gerektiği belirtilerek şu görüşlere yer verildi: Gelir kaybının emeklilerin beslenme ve barınma koşullarını olumsuz etkilediği, İlaç ve tedavi giderlerinin karşılanmasını güçleştirdiği, İleri yaş grubundaki emeklilerin sağlık sorunlarını artırdığı, Sürekli ekonomik baskının psikolojik ve sosyal etkiler doğurduğu ifade edildi. Açıklamada, yaşam hakkının yalnızca fiziksel saldırılarla sınırlı yorumlanamayacağı, ekonomik yoksunluğun da bireyin yaşam kalitesini ve sağlık hakkını doğrudan etkileyen unsurlar arasında bulunduğu savunuldu. "Memur Emeklileri Çalışma Hayatının Son Sınırına Kadar Hizmet Verdi" Platform, memur emeklilerinin diğer emekli gruplarından farklı olarak büyük bölümünün görevlerini yaş haddine kadar sürdürdüğüne dikkat çekti. Açıklamada, kamu görevlilerinin önemli bir kısmının 65 yaş sınırına kadar çalıştığı, uzun yıllar devlet hizmetinde bulunan bu kişilerin emeklilik döneminde dinlenmek yerine ekonomik sıkıntılarla mücadele etmek zorunda kaldıkları ifade edildi. Özellikle 60 yaş üzerindeki emeklilerin kronik sağlık sorunları nedeniyle yeniden çalışma hayatına dönmelerinin çoğu zaman mümkün olmadığı belirtilirken, tek geçim kaynaklarının emekli aylıkları olduğu vurgulandı. "Geciken Adalet, Telafisi İmkânsız Sonuçlar Doğuruyor" Bildirinin en dikkat çeken bölümlerinden biri ise yargı sürecine ilişkin değerlendirmeler oldu. Platform, Anayasa Mahkemesi'nde devam eden sürecin uzamasının ileri yaştaki memur emeklileri açısından geri dönülmesi mümkün olmayan sonuçlar doğurduğunu savundu. Açıklamada, yaş ortalaması yüksek olan memur emeklilerinin yıllarca sürecek hukuki süreçleri bekleyecek zamanlarının bulunmadığı ifade edilerek, geciken her günün yeni mağduriyetler oluşturduğu dile getirildi. Platform, adaletin makul sürede sağlanmasının hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olduğunu belirterek, uzun yargılama süreçlerinin hak arama özgürlüğünü fiilen zayıflattığını öne sürdü. Anayasa Mahkemesi'ne Acil Çağrı Memur Emeklileri Platformu, açıklamasının sonunda Anayasa Mahkemesi'ne doğrudan çağrıda bulunarak, seyyanen ilave ödemeye ilişkin mağduriyetin öncelikli olarak değerlendirilmesini istedi. Platform açıklamasında, taleplerinin yeni bir ayrıcalık ya da sosyal yardım olmadığı, yıllarca kamu hizmeti sırasında kazanıldığını ifade ettikleri mali hakların teslim edilmesi olduğu vurgulandı. Açıklamada, "Bizler sadaka değil, yıllarca çalışarak hak ettiğimiz ücretin eksiksiz ödenmesini istiyoruz." görüşüne yer verilirken, Anayasa Mahkemesi'nin ileri yaştaki memur emeklilerinin sağlık koşullarını, ekonomik durumlarını ve zamanın geri döndürülemeyecek etkisini dikkate alarak süreci hızlandırması talep edildi. Platform, kamuoyuna yaptığı çağrıda ise memur emeklilerinin yaşadığı mağduriyetin yalnızca ekonomik bir sorun olarak değil, sosyal adalet ve hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, çözümün gecikmeden hayata geçirilmesini istedi.

Zeydan Karalar’dan CHP Bursa İl Başkanlığı’na Ziyaret: Kent Gündemi ve Yerel Yönetim Süreci Masaya Yatırıldı Haber

Zeydan Karalar’dan CHP Bursa İl Başkanlığı’na Ziyaret: Kent Gündemi ve Yerel Yönetim Süreci Masaya Yatırıldı

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) önde gelen isimlerinden Zeydan Karalar, CHP Bursa İl Başkanlığı’nı ziyaret ederek İl Başkanı Nihat Yeşiltaş ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdi. Ziyarette, Bursa’nın güncel sorunları, yerel yönetim süreçleri ve son dönemde yaşanan siyasi gelişmeler ayrıntılı şekilde ele alındı. Bursa’nın kronik sorunları gündemdeydi Gerçekleştirilen görüşmede Bursa’nın uzun süredir çözüm bekleyen temel sorunları masaya yatırıldı. Özellikle hızlı nüfus artışıyla birlikte büyüyen ulaşım problemleri, plansız kentleşme, sanayi ve çevre dengesi, altyapı yetersizlikleri ve ekonomik zorlukların kente etkileri detaylı şekilde değerlendirildi. Karşılıklı fikir alışverişinde bulunulan toplantıda, yerel yönetimlerin bu sorunlara yönelik atabileceği adımlar üzerinde duruldu. Zeydan Karalar’ın, Adana’daki yerel yönetim deneyimlerini paylaşarak, büyükşehir belediyeciliğinde karşılaşılan benzer sorunlara yönelik çözüm önerilerini aktardığı öğrenildi. Bu kapsamda sosyal belediyecilik uygulamaları, kaynak yönetimi ve halk odaklı hizmet anlayışının önemine dikkat çekildi. “Bozbey sonrası süreç” değerlendirildi Toplantının önemli başlıklarından birini de Mustafa Bozbey sonrası Bursa’daki yerel yönetim süreci oluşturdu. Görüşmede, yeni dönemde belediyecilik anlayışının nasıl şekillendiği, mevcut projelerin durumu ve kamuoyundaki yansımalar kapsamlı biçimde ele alındı. İl Başkanı Nihat Yeşiltaş’ın, Bursa’da CHP örgütünün saha çalışmaları, seçmen beklentileri ve yerel yönetimle koordinasyon konularında bilgi verdiği; Karalar’ın ise bu sürecin sağlıklı ilerlemesi adına parti içi uyum ve ortak aklın önemine vurgu yaptığı belirtildi. Parti örgütü ve yerel yönetim ilişkisi öne çıktı Ziyarette ayrıca parti örgütü ile yerel yönetimler arasındaki iletişim ve iş birliği konuları da gündeme geldi. CHP’nin yerelde daha etkin ve çözüm odaklı bir politika üretmesi için örgütlerin sahadaki rolünün güçlendirilmesi gerektiği ifade edildi. Karalar’ın, Bursa gibi stratejik bir şehirde parti çalışmalarının sadece seçim dönemleriyle sınırlı kalmaması gerektiğini belirterek, sürekli sahada olmanın ve vatandaşla doğrudan temas kurmanın önemine dikkat çektiği kaydedildi. Ortak mesaj: “Bursa için daha güçlü iş birliği” Görüşmenin sonunda her iki isim de Bursa’nın sorunlarının çözümü için daha güçlü bir iş birliği ve koordinasyon içinde çalışılması gerektiği konusunda görüş birliğine vardı. CHP’nin yerel yönetim anlayışının temelinde şeffaflık, katılımcılık ve sosyal adalet ilkelerinin bulunduğu vurgulanarak, Bursa’da bu yaklaşımın daha da güçlendirilmesi hedefi dile getirildi. Ziyaret, karşılıklı iyi dileklerin iletilmesi ve ilerleyen süreçte benzer istişare toplantılarının sürdürülmesi temennisiyle sona erdi.

SERT ÇIKIŞ: “BU BİR DÖNÜŞÜM DEĞİL, AÇIKÇA MAĞDURİYET ÜRETME DÜZENİ!” Haber

SERT ÇIKIŞ: “BU BİR DÖNÜŞÜM DEĞİL, AÇIKÇA MAĞDURİYET ÜRETME DÜZENİ!”

İmar Yasasına Takılanlar Derneği Başkanı İbrahim Hacıoğlu, yaptığı açıklamayla hem kentsel dönüşüm politikalarına hem de tarım-toprak çelişkisine sert sözlerle yüklendi. Hacıoğlu, “Bu ülkede sorun artık teknik değil, doğrudan adalet sorunudur” diyerek mevcut sistemin vatandaş aleyhine işlediğini açıkça dile getirdi. “Mülkiyet Yoksa Dönüşüm Değil, Felaket Vardır!” Hacıoğlu’nun en net vurgusu, milyonlarca insanın barınma hakkının hâlâ hukuki güvence altında olmaması oldu. Kamuoyuna yansıyan görüntülerin gerçeği saklamadığını belirten Hacıoğlu, kentsel dönüşüm adı altında yürütülen süreçlerin vatandaşta güven değil korku yarattığını söyledi: “Altını kalın çizgilerle çiziyoruz: Mülkiyeti olmayan bir yapıda kentsel dönüşüm olmaz! Olursa bunun adı dönüşüm değil, açıkça mağduriyet üretmektir.” Bugün tapusu, yapı kaydı veya resmi statüsü bulunmayan milyonlarca yapının dönüşüm kapsamına alınmasının ciddi sonuçlar doğurduğunu belirten Hacıoğlu, şu risklere dikkat çekti: Hak sahipliğinin belirsiz bırakılması Yerinde dönüşüm yerine vatandaşın yerinden edilmesi Ağır borç yükleriyle karşı karşıya kalınması Sosyal bağların koparılması ve yaşam düzeninin altüst edilmesi “Önce Yapı Kayıt, Sonra Dönüşüm!” Hacıoğlu’na göre çözüm açık ama bilinçli şekilde erteleniyor: “Yapı kayıt sistemi olmadan yapılan her dönüşüm, çözüm değil yeni bir krizdir.” Yapı kayıt sisteminin yalnızca teknik bir düzenleme değil, aynı zamanda sosyal adalet meselesi olduğunu vurgulayan Hacıoğlu, bu sistemin: Mülkiyet hakkını güvence altına alacağını Devlet-vatandaş ilişkisini yeniden tesis edeceğini Dönüşüm süreçlerini adil hale getireceğini Afet riskleri için sağlıklı veri oluşturacağını ifade etti “KENTSEL DEĞİL, RANTSAL DÖNÜŞÜM DAYATILIYOR!” Sahadan gelen tepkilerin artık gizlenemez noktaya ulaştığını söyleyen Hacıoğlu, vatandaşın talebini şu sözlerle özetledi: “Biz kentsel dönüşüm değil, rantsal dönüşüm görüyoruz! İnsanlar evlerini değil, hayatlarını kaybetme korkusu yaşıyor.” Vatandaşın talebinin son derece net ve meşru olduğunu belirten Hacıoğlu: “Önce hakkımızı verin, sonra dönüşümü konuşalım!” diyerek çağrısını yineledi. MECLİS’E AÇIK ÇAĞRI İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nin talepleri ise net: Yapı kayıt düzenlemesi derhal Meclis’e getirilmeli Mülkiyet sorunları çözüme kavuşturulmalı Kentsel dönüşüm adil bir zemine oturtulmalı Hacıoğlu’nun sert uyarısı dikkat çekti: “Adalet yoksa dönüşüm de yoktur! Olsa olsa insanları yerinden etmek vardır.” TARIM ÜZERİNDEN İKİYÜZLÜLÜK ELEŞTİRİSİ: “BETONA GELİNCE SERBEST, VATANDAŞA GELİNCE YASAK!” Açıklamanın ikinci bölümünde ise hedefte bu kez tarım politikaları ve şehirleşme anlayışı vardı. Hacıoğlu, üretim modeli üzerinden çarpıcı bir karşılaştırma yaparak mevcut sistemin çelişkilerini gözler önüne serdi. 700 metrekarelik bir arazide klasik tarım yapan bir vatandaşın neredeyse hiçbir gelir elde edemediğini belirten Hacıoğlu, buna karşılık aynı alanın doğru planlandığında katbekat fazla ekonomik değer üretebildiğini söyledi. “650 kilo mısırdan elde edilen gelirle bir ailenin temel gıda ihtiyacı bile karşılanamazken, aynı alan doğru kullanıldığında adeta bir yaşam sistemine dönüşür.” Ancak asıl sert çıkış, tarım arazilerinin imara açılması konusundaydı: “Şu an oturduğunuz evlerin büyük çoğunluğu 20-30 yıl önce tarım arazisiydi. O zaman sorun yoktu da, vatandaş kendi tarlasına küçük bir yapı yaptığında mı ‘tarım düşmanı’ oluyor?” “BU DÜZEN MİLLİ SERVETİ YOK EDİYOR!” Hacıoğlu, sistemin çifte standart üzerine kurulu olduğunu savundu: Büyük projeler için tarım arazileri kolayca imara açılıyor Vatandaş kendi arazisinde yapılaşınca suçlu ilan ediliyor “Eğer gerçekten toprağı korumak istiyorsanız, o zaman buyurun şehirlerin büyük bölümünü yıkın! Çünkü hepsinin altında bir zamanlar tarım vardı.” “ADALET İMZAYLA DEĞİL, VİCDANLA OLUR!” Açıklamanın en çarpıcı cümlesi ise şu oldu: “Bir imzayla toprağı imara açınca ‘yasal’, vatandaş kullanınca ‘suç’ oluyor. Bu adalet değil, açık bir çifte standarttır.” “BAHÇELİ YAŞAM LÜKS DEĞİL, HAKTIR!” Hacıoğlu, şehirleşme politikalarının insanları doğadan kopardığını belirterek, bahçeli yaşamın bir ayrıcalık değil temel bir hak olduğunu söyledi. Langa Caddesi örneğini veren Hacıoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Bir zamanlar bostan olan yerler bugün beton yığını. Ama o toprakların hafızası hâlâ yaşıyor. Langa hıyarı hâlâ bir efsane olarak anılıyorsa, bu bize neyi kaybettiğimizi anlatmaya yeter.” SON SÖZ: “BU ARTIK BİR UYARI DEĞİL, AÇIK BİR İSYANDIR” İmar Yasasına Takılanlar Derneği’nin açıklaması, yalnızca bir basın metni değil; büyüyen bir toplumsal tepkinin sert bir dışavurumu olarak değerlendiriliyor. Mesaj net: Mülkiyet çözülmeden dönüşüm olmaz. Adalet sağlanmadan sistem işlemez. Toprak korunmadan gelecek kurulmaz. Ve en önemlisi: Vatandaş yok sayılarak hiçbir politika ayakta kalmaz.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.