Hava Durumu

#Orta Vadeli Program

- Orta Vadeli Program haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Orta Vadeli Program haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

AĞIRALİOĞLU’NDAN İKTİDARA SERT TEPKİ: “TİTANİK GEMİNİZ FON BUZDAĞINA ÇARPTI!” Haber

AĞIRALİOĞLU’NDAN İKTİDARA SERT TEPKİ: “TİTANİK GEMİNİZ FON BUZDAĞINA ÇARPTI!”

“BU BİR FON MESELESİ DEĞİL, FON REZALETİDİR” Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, gündeme ilişkin değerlendirmelerinde finans piyasalarında yaşanan fon tartışmalarını ve kamu kurumlarının denetim sorumluluğunu ele aldı. Yaşananların yalnızca yatırımcı mağduriyeti olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Ağıralioğlu, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin de sorgulanması gerektiğini savundu. Ağıralioğlu, “Bunun adı fon meselesi değildir, bunun adı fon rezaletidir” diyerek denetim mekanizmalarının görevlerini yerine getirmediğini ileri sürdü. “TİTANİK GEMİNİZ FON BUZDAĞINA ÇARPTI” Konuşmasının en dikkat çeken bölümünde AK Parti’nin 25 yıllık iktidarını Titanik gemisine benzeten Ağıralioğlu, şu ifadeleri kullandı: “Titanik geminiz fon buzdağına çarptı, batıyorsunuz! Gemiyi ilk terk edenler üst kattaki kamaralarda imkân bulanlar, filikaları alıp gidenler. Gemi batarken çalgı çalıp oynayanlar var. Altta batanlar da milletiniz.” Ağıralioğlu, iktidarın kendisini güçlü ve sarsılmaz gördüğünü belirterek yaşanan gelişmelerin yönetim sistemindeki sorunları ortaya çıkardığını savundu. “Bu geminin su aldığı yerlerde kabahat sizin, kontrol sizin, denetim sizin, hepsi sizin yetkinizdeydi” sözleriyle siyasi sorumluluğun iktidara ait olduğunu ifade etti. “467 BİN KİŞİNİN MAĞDURİYETİNİN HESABI VERİLMELİ” Fon tartışmaları kapsamında 467 bin kişinin mağdur olduğunu öne süren Ağıralioğlu, ilgili kamu kurumlarının ve sorumluların hesap vermesi gerektiğini söyledi. Atama ve denetim yetkilerinin iktidarın elinde bulunduğunu hatırlatan Anahtar Parti lideri, yaşanan sorunların yalnızca belirli kişilere yüklenerek çözülemeyeceğini dile getirdi. Denetim mekanizmalarının neden işlemediğinin açıklanmasını isteyen Ağıralioğlu, sorumluluğu bulunan herkes hakkında gerekli işlemlerin yapılması çağrısında bulundu. CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’A SESLENDİ: “BU REZALET YETER!” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a doğrudan seslenen Ağıralioğlu, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yapıldığını belirttiği uyarıların dikkate alınmadığını savundu. Ağıralioğlu, iktidar partisindeki bazı isimlerin fon tartışmalarında gündeme gelmesine de tepki göstererek şöyle konuştu: “Sayın Cumhurbaşkanım, sadece bu ikisi yetmiyor mu size? İstifa mekanizmalarını, hesap verme mekanizmalarını, milletten özür mekanizmasını sağlıklı çalıştırmak için bu sistemi sorgulamak adına bu rezalet yeter bize!” “MİLLET FAKİRLEŞİYOR, İKTİDAR HEDEFLERİNİ TUTTURAMIYOR” Ekonomi yönetimini de eleştiren Ağıralioğlu, Orta Vadeli Program’da açıklanan hedeflerle bütçe rakamları arasında tutarsızlıklar bulunduğunu öne sürdü. Sosyal yardım harcamalarında öngörülen artışa dikkat çeken Ağıralioğlu, iktidarın seçim ekonomisine yöneldiğini iddia etti. “Milletiniz dertli, milletiniz garip, milletiniz fakir” diyen Ağıralioğlu, vatandaşların artık siyasi tartışmalardan çok ekonomik refah ve güvenilir bir gelecek istediğini belirtti. “SEÇİM ARTIK MİLLETİN GÜNDEMİNDEDİR” Türkiye’nin siyasi ve ekonomik açıdan değişim sürecine girdiğini savunan Ağıralioğlu, yaklaşan dönemde seçmenin mevcut yönetim anlayışını sorgulayacağını ifade etti. Anahtar Parti lideri, “Seçim artık partilerin gündemi değil, milletin gündemidir. Millet parti kavgası istemiyor, millet zenginlik istiyor, bolluk ve bereket istiyor” dedi. “KİM HAK YEMİŞSE HESAP SORULMALI” Konuşmasının sonunda son dönemde düzenlenen operasyonlara da değinen Ağıralioğlu, uyuşturucu, kaçakçılık, kayıt dışı ekonomi ve kara para aklama gibi suçlarla mücadelede geçmiş yıllardaki denetim eksikliklerinin araştırılması gerektiğini savundu. Ağıralioğlu, “Kim hak yemişse, kim memleketin bir delikli kuruşuna tamah etmişse ondan hesap sorulmalıdır” diyerek şeffaflık ve hesap verebilirlik çağrısını yineledi. Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu’nun açıklamaları, fon tartışmalarının ekonomik boyutunun yanı sıra siyasi sorumluluk ve kamu denetimi konularını da yeniden gündeme taşıdı.

Ümit Özdağ'dan İktidara Ekonomi ve Özelleştirme Eleştirisi Haber

Ümit Özdağ'dan İktidara Ekonomi ve Özelleştirme Eleştirisi

“Köprü ve otoyollardan elinizi çekin” Resmi Gazete'de yayımlanan kararla iki Boğaz köprüsü, sekiz otoyol ve dört çevre yolunun özelleştirme programına alınmasına tepki gösteren Özdağ, söz konusu altyapı yatırımlarının milletin kaynaklarıyla oluşturulduğunu söyledi. Özdağ, özelleştirmenin uzun vadede kamu açısından ciddi gelir kaybına yol açacağını savunarak, köprü ve otoyolların yıllık gelirlerinin açıklanandan daha yüksek olduğunu ileri sürdü. Özelleştirme sonrasında geçiş ücretlerinde artış yaşanabileceğini belirten Özdağ, bunun vatandaşın günlük yaşam maliyetlerine de yansıyacağını ifade etti. Orta Vadeli Program'a tepki Ekonomi yönetiminin açıkladığı Orta Vadeli Program'ı da değerlendiren Özdağ, geçmiş yıllarda açıklanan enflasyon ve büyüme hedeflerinin sık sık revize edildiğini söyledi. Enflasyon tahminlerindeki değişiklikleri ekonomi yönetiminin başarısızlığı olarak değerlendiren Özdağ, vatandaşın yaşadığı ekonomik sıkıntının açıklanan programlarla giderilemediğini savundu. Özdağ; emekliler, asgari ücretliler, çiftçiler, esnaf ve çalışanların satın alma gücünün ciddi şekilde gerilediğini belirterek hükümete genç işsizliği, dış ticaret açığı, gelir dağılımı ve vergi adaleti üzerinden eleştiriler yöneltti. Zafer Partisi'nin hazırladığı “Zafer Ekonomisi Programı”nın da yakın zamanda kamuoyuyla paylaşılacağını açıklayan Özdağ, programın Türkiye'nin yeniden üretim ekonomisine geçişini hedeflediğini söyledi. Suriye ve terör politikalarını eleştirdi Konuşmasının önemli bölümünü Suriye'deki gelişmelere ve terörle mücadele politikalarına ayıran Özdağ, PKK/YPG yapılanmasına ilişkin hükümetin izlediği politikaya tepki gösterdi. Suriye'de üniter yapının tam anlamıyla sağlanamadığını savunan Özdağ, bölgede YPG'nin etkinliğini sürdürdüğünü ileri sürdü. Suriye Türkmenlerinin ise süreç içerisinde yeterince desteklenmediğini ifade etti. Özdağ ayrıca Suriye'deki eğitim politikalarında Türkçenin konumuna ilişkin gelişmeleri de eleştirerek Türkiye'nin bölgeye yaptığı yatırımlarla uygulanan politikalar arasında çelişki bulunduğunu savundu. Suriyelilerin geri dönüşü mesajı Türkiye'deki Suriyelilerin durumuna da değinen Özdağ, Zafer Partisi'nin iktidara gelmesi halinde geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin ülkelerine dönüşünü sağlayacak politikaların uygulanacağını söyledi. Suriye'nin yeniden yapılanmasının bölgesel ekonomi açısından önemli fırsatlar oluşturabileceğini belirten Özdağ, Gaziantep ve Hatay'ın bu süreçte ekonomik ve ticari merkezler haline getirilebileceğini ifade etti. Mansur Yavaş-Erdoğan görüşmesine dikkat çeken yorum Özdağ'a, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile gerçekleştirdiği görüşme de soruldu. Bir belediye başkanının Cumhurbaşkanı ile kent sorunlarını görüşmesinin normal karşılanması gerektiğini belirten Özdağ, Ankara'nın çözüm bekleyen sorunları ve finansman ihtiyacı bulunduğuna dikkat çekti. Özdağ, görüşmeyle ilgili asıl dikkat edilmesi gereken noktanın Mansur Yavaş'ın neden Erdoğan'la görüştüğü değil, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın neden Mansur Yavaş ile görüşme gerçekleştirdiği olduğunu savundu. Zafer Partisi lideri, bu görüşmenin siyasi açıdan ne anlama geldiğinin önümüzdeki günlerde daha net ortaya çıkacağını ifade etti.

Karamahmutoğlu’ndan İktidara Ekonomi, Özelleştirme ve Eğitim Eleştirisi Haber

Karamahmutoğlu’ndan İktidara Ekonomi, Özelleştirme ve Eğitim Eleştirisi

Karamahmutoğlu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin uygulanmaya başlamasının ardından Türkiye’de ekonomik ve hukuki sorunların derinleştiğini savundu. Yargı süreçleri üzerinden de değerlendirmelerde bulunan Karamahmutoğlu, tutuklu yargılamaların istisnai olması gerektiğini belirterek hukuk devleti vurgusu yaptı. ÖZELLEŞTİRME KARARINA TEPKİ Karamahmutoğlu’nun gündemindeki önemli başlıklardan biri de köprü ve otoyollara ilişkin özelleştirme kararı oldu. Kararın alınma biçimini eleştiren Karamahmutoğlu, parlamenter sistemde bu tür kararların farklı kurumlarda değerlendirilerek kapsamlı biçimde tartışılacağını savundu. Türkiye’nin yüksek enflasyon, faiz ve borç yüküyle mücadele ettiğini belirten Karamahmutoğlu, kamu kaynaklarıyla yapılan ve gelir sağlayan ulaşım yatırımlarının özel sektöre devredilmesinin vatandaş açısından yeni maliyetler doğurabileceğini ileri sürdü. Karamahmutoğlu, söz konusu özelleştirme politikasına oldukça sert ifadelerle tepki göstererek kamuya gelir sağlayan işletmelerin elden çıkarılmasının devletin gelir kaybına uğramasına yol açacağını savundu. MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI’NA ELEŞTİRİ Karamahmutoğlu, açıklamasının devamında Millî Eğitim Bakanlığı üzerinden de iktidarı hedef aldı. Okullara gönderildiğini belirttiği bir tebliğe ilişkin iddialarını gündeme getiren Karamahmutoğlu, siyasi tartışmaların eğitim kurumlarına taşınmaması gerektiğini savundu. Zafer Partisi’nin terörle mücadele ve yürütülen siyasi süreçlere ilişkin tutumunun değişmediğini ifade eden Karamahmutoğlu, partisinin bu konudaki itirazlarını sürdüreceğini söyledi. OVP İÇİN AYRINTILI AÇIKLAMA GELECEK Karamahmutoğlu’na Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından açıklanan Orta Vadeli Program’a ilişkin değerlendirmesi de soruldu. Karamahmutoğlu, konuyu partisinin Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Fikret Başkan ile değerlendirdiklerini belirterek OVP hakkında ayrıntılı açıklamanın ekonomi yönetimi tarafından yapılacağını ifade etti. DAVUTOĞLU’NA SAVCILIK İFADESİ ÜZERİNDEN ÇAĞRI Karamahmutoğlu, Ahmet Davutoğlu’nun savcılığa ifade vermesine ilişkin soruya da yanıt verdi. Davutoğlu’nun geçmişte AK Parti ve hükümet yöneticileri hakkında çeşitli iddialarda bulunduğunu hatırlatan Karamahmutoğlu, savcılık ifadesinde bu açıklamalarının arkasında durup durmayacağını merak ettiğini söyledi. Karamahmutoğlu, Davutoğlu’nun geçmişte kamuoyu önünde dile getirdiği iddiaları savcılıkta da sürdürüp sürdürmeyeceğinin önemli olduğunu ifade etti.

Anahtar Parti Sözcüsü Fuat Geçen'den Basın Açıklaması Haber

Anahtar Parti Sözcüsü Fuat Geçen'den Basın Açıklaması

Anahtar Parti Sözcüsü Fuat Geçen, ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın Antalya Diplomasi Forumu'nda yaptığı açıklamalarla ilgili açıklamalarla ilgili, "Sayın Kışlası haddini bilecek! Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir çadır devleti değil, mazisinde imparatorluk olan bir devlettir. Ancak hiçbir zaman duygularla bulundukları ülkelerde rahatsız edemiyorlar, yönetimlerine müdahil olmuyorlar. Kurulalı iki yüz küsur sene olan tarifez bir, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne ve mazisine ayar verme hakkı yok, haddi yok." diye konuştu. Anahtar Parti Sözcüsü Fuat Geçen Geçen, parti genel kapsamlı basın açıklamasına Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'daki okul saldırılarında can kayıpları anarak başladı. Yaralılara acil şifa dileyen Geçen, yaptığı değerlendirmelerde özetle şunları söyledi: “Geçen haftayı uzun süre acısını yüreğimizden çıkaramayacağımız bir sızıyla geçirdik. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa Siverek'te eğitim kurumlarımızda yapılan saldırılarla sarsıldık. Bugüne kadar çeşitli okullarda öğretmenlerin öldürüldüğünü, öğrencilerin akran zorbalığına uğradığı haberlerini birçok kişi duymuştu ve siyasal iktidar bunları münferit olaylar gibi tanımlamıştı. 25 yıldır kesintisiz, tek başına bir siyasal iktidarla ülkemiz yönetiliyor. AK Parti hükümetinin milli eğitim politikalarını çeşitli vesilelerle, çeşitli siyasi kadrolar eleştirdi. Anahtar Parti olarak biz de eleştirdik. Daha çok eğitim-öğretimle alakalı sık sistem değişikliklerinin milli eğitime fayda sağlamadığıyla sınırlı olmayan birçok eleştiriye maalesef siyasal iktidar kayıtsız kaldı. Kahramanmaraş’ta 9 evladımız, gencecik, henüz çocuk yaşında, ilköğretim çağında vefat ettiler bu saldırıda. Ayla öğretmenimiz, bir öğretmen için öğrencilerinin ne anlama geldiğini rahmete yürürken en baskın ve en güçlü şekilde bize hissettirdi. Ayla öğretmenimize ve saldırılarda şehit olan evlatlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum. Kederli ailelerine başsağlığı diliyorum. Şu anda yaralı, durumları kritik olan evlatlarımız var. Geçmiş olsun, acil şifa diliyorum. OKUL SALDIRILARI BİR KATLİAMDIR! Bu katliamdır, bu münferit bir olay gibi de görülse; bunun bütün sebep ve sonuçlarıyla sakin bir şekilde, bu işi siyasete bulaştırmayalım yaftalamasının da dışında, hızlıca gecikmiş her ne var ise tedbir olarak alınması konusunda siyasal iktidarın muhalefet ile el birliğiyle bu sorunun üzerine gitme zamanının gelip geçtiğini de hatırlatmak isterim. Siyasal iktidar kendisine yöneltilen her türlü eleştiriyi maalesef düşmanca karşılıyor. Ve bu durumda açıkçası şunu söylemek gerekiyor: Siyasal iktidarın bu eleştirileri düşmanca görüp daha sonra da tümünü reddetme psikolojisi sadece bu hadisede değil, ülkenin icra ile ilgili her alanında maalesef tavrı bu oldu. Ve şöyle bir metodu benimsedi AK Parti iktidarı: Acıyı yönetmeyi, olumsuzluğu yönetmeyi çok daha önemsiyor. Halbuki sorun var olan acıyı yönetmek değil, o acıların ortaya çıkmasını engellemektir; siyasal iktidarların görevi oluşan acıları yönetmek olmamalı. Elbette bu acıyı hepimiz yüreğimizde hissediyoruz. Sadece iktidar hissetmiyor. Ve bu hususta olumsuzluğun ortaya çıkarılması, tedbirde hatası olanların, mesul olanların bu konuda hesap vermelerini teklif etmek, siyasete acıyı malzeme etmek anlamına gelmez. Oluşan bu tür durumlarda sürekli olarak ‘acı üzerinden siyaset mi yapmak istiyorsunuz’ yaftalaması aslında acıya en büyük saygısızlıktır. Şu çok iyi bilinmelidir ki bir siyaset kurumunun ana görevi, ister muhalefet ister iktidar olsun, bir olumsuzluk var ise bununla ilgili sorumluluk sahiplerinin hesap vermeleri ve bununla ilgili siyasi bir eksiklik var ise de iktidarın bu eksikliği kamuoyu önünde kabul etmesidir. Selametin yolu buradan geçer fakat bugüne kadar maalesef biz mevcut siyasi iktidardan bu tür bir tavır görmedik. BİR EKSİKLİK OLDUĞUNU SİZ SÖYLÜYORSUNUZ, O HALDE NEDEN ÖNLEM ALMADINIZ? Okullardaki bu noktaya evrilen süreçle ilgili şu anda bir haftada şöyle bir şey yaşıyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı, yaptığı açıklamalarla, ‘Şok eylem planına geçiyoruz. Acil eylem planına geçiyoruz’ diyor. Demek ki siz bu eylem planlarına şu an ihtiyaç duyduğunuza göre bir eksiklik vardı. Peki bu eksikliği bu kadar insanımız, bu kadar evladımız ölmeden önce neden düşünmediniz? Neden bir sene önce bu eylem planını yapmadınız? Neden iki sene önce yapmadınız? Neden beş sene önce yapmadınız? Neden on sene önce yapmadınız? Bir eksiklik olduğunu siz söylüyorsunuz. Eğer bir acil eylem planı şu anda var deniliyor ise demek ki bir eksikliğe yöneliktir. OKULLARDAKİ PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK AÇIĞININ SÜRATLE GİDERİLMESİ GEREKİYOR Anahtar Parti olarak biz okullardaki sorunu genel manada tarif ettik ve spesifik olarak da akran zorbalığıyla başlayan, öğretmenlerin öldürülmesine varan sürecin, güvenlik tedbirleri dahil psikolojik danışmanlık ve rehberlik öğretmenliği açıklarının süratle giderilmesinden bahsettik. Bugün itibarıyla 60 bine yakın bir açıktan bahsediliyor. 60 bin güvenlik görevlisi teklif etmenin yanı sıra bir takım muhalefet partilerimiz güvenlik ağırlıklı açıklamalar yaptı. 60 bin güvenlik görevlisi alınsın, okulların fiziki güvenliği sağlansın. Bunu anlamsız bulmamakla birlikte aslında öncelik sırasının, okullarda öğrencilerle öğretmenler, öğrencilerle veliler arasındaki sağlıklı diyaloğun sağlanması adına psikolojik danışmanlık ve rehberlik kadrolarının süratle doldurulmasının çok önemli olduğunu ve sorunun çözümü açısından oldukça ciddi mesafeler aldırılacağını açıkça belirtmek isterim. Bu yeter mi? Yetmez. Sosyal mecraların dünyada egemen olduğu, sadece bizim ülkemizde olan bir durum olmadığı belirtiliyor. Bunu fikir olarak kabul edebiliriz. Ancak bunun filtre edilmesi, kontrol altına alınması konusunda geciktiğimiz de apaçık ortadadır. RTÜK NEDEN VAR? Sayın Cumhurbaşkanı, ‘Yakında çok iyi bir muhalefet oluşacak’ temennisinde bulunmuştu geçen hafta. Anlıyorum ki Sayın Cumhurbaşkanımızın buna yüklediği anlam, kendi siyasal iktidarını en az eleştirecek veya hiç eleştirmeyecek bir yapının özlemi içerisinde, böyle bir muhalefet anlayışını arzu ediyor. Fakat bunun hiç kimseye hayrı olmaz, iktidara da hayrı olmaz. Bizim bir RTÜK’ümüz var. Radyo ve Televizyon Üst Kurulumuz. Anayasal bir kuruluşumuz. Ne için kuruldu? Kuruluş felsefesi nedir? Ülkemizde milletimizin, evlatlarımızın kültür değerlerine aykırı, inanç değerlerine aykırı, çocuklarımızın hür ve müstakil düşünmelerine aykırı birtakım odakların yayın yoluyla, basım yoluyla veya dijital medyanın kullanılarak tahribatının önlenmesi adına kontrol görevini gören bir müessesemiz. BAZI SİYASİLER MAFYATİK DİZİ OYUNCULARINI KAMUOYU ÖNÜNDE TEBRİK EDİYOR! Bugün dizilerimize baktığımız zaman neredeyse yarısına yakını mafyatik diziler. Hatta buradan şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Siyasilerimizin, tırnak içinde, bu mafyatik dizilerde oynayan kişileri kamuoyu önünde tebrik etme cüretkârlığına bile teşebbüs ettiklerine zaman zaman şahitlik ediyoruz. Bu yeraltı dünyasının güzel gösterilmesi, mafyanın 15-17 yaşındaki çocuklara sevdirilmesi ve teşvik edilmesi gibi algılanacak bu dizileri RTÜK bugüne kadar neden yayından kaldırmadı acaba? Şimdi biz bunu demeyecek miyiz? Burada RTÜK'ün mesuliyeti var. Burada sorumluluğu var. RTÜK'ün de hesap vermesi gerekir dediğimiz zaman biz bu son olaylarla ilgili acıyı istismar mı etmiş olacağız? Böyle bir şey düşünülebilir mi? Siz bu şekilde davranırsanız siyasal iktidar olarak iki tane kötü şey yaparsınız. Bir, mevcut anayasal kurumları ve onların görev anlayışlarını var olandan çıkarır, hükümetin kontrolünde tutarsınız. Bu, siz gittikten sonra da kalıcı bir tahribattır. Siyasal iktidarlar gidicidir. Gitmeyen hiçbir siyasal iktidar yoktur. Sadece bizde değil, dünyada yoktur. İkincisi, mücadele diye ortaya koyduğumuz şeyin içi boşaltılırsa ve boş hale gelirse, bundan sonra yapılacak her türlü ülkemizin dirliği, birliği ve bekası adına olan mücadelelerin çoğu kadük kalır. Yani maksada ermez. Çözüm önerilerimizi, ihtisas olarak ilgili politika başkanlıklarımızca geniş şekilde kamuoyuna duyurduk. Duyurulmaya da devam edecek. Bu hususta bütün çözüm önerilerinin şeffaf bir şekilde tartışıldığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bir sürecin başlatıldığı; bunun sosyolojik, psikolojik, güvenlik ve aile boyutuyla topluca ve koordineli bir şekilde ele alınmasının bu sorunun çözümü adına mesafe aldıracağına yürekten inanıyoruz. Anahtar Parti olarak bu konudaki her türlü çalışmaya amasız fakatsız destek vereceğimizin bilinmesini arz etmek isterim. TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEMOKRASİYLE YÖNETİLİR! Antalya’da düzenlenen forumda Amerika'nın Türkiye Büyükelçisi, aynı zamanda da Suriye Özel Danışmanı Tom Barrack’ın yaptığı, bir büyükelçi konseptini aşan; devamlı şekilde ülkemize, bölgemize idari koordinat belirlemeye çalışan, had sınırını aşan ve birliğimizi, dirliğimizi, yönetim şeklimizi sabote etmeye yönelik açıklamalarına geçen hafta şahitlik ettik. Sayın Büyükelçi, bölgenin yönetim şeklinin ne olması gerektiğini açıkladı. Sınırlarını, had sınırlarını ve edep sınırlarını aşarak. Demokrasinin bu bölgeye fazla olduğunu; aslında münasip bir yönetim şeklinin daha verimli ve daha faydalı olabileceğini, dolayısıyla bu konuda Arap Baharı’nın tam maksadına eremediğini; bir sınıfın, bir zümrenin yönetmesinin, vicdani yönetmesinin demokrasiden daha iyi geleceğini söyledi. Anladığımız bu! Şimdi buradan şunu hatırlatmak isterim: Amerika'nın tırnak içinde büyükelçisi olduğunu, fakat görevinin gereğinden çok had sınırlarını aşan şahsına şunu hatırlatmak isterim. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir cumhuriyettir. Demokrasiyle yönetilir. TOM BARRACK’IN ÇIKIŞINA SERT TEPKİ Bu demokrasiye erişim sırasında bu topraklar, kendi gibi düşünenlerin istilasından kurtarılarak kurulmuş bir cumhuriyettir. Eğer bir emperyalizm tanımı yapılacak olsa Sayın Tom Barrack’ın yaptığı açıklama gibi yapardım ben. Eğer bir emperyalist devletin başka bir devletle ilgili tasarımı ne olur deseydim, tam da onun gibi yapardım. ‘Benim emellerime’ diyor Tom Barrack; yani ülkesinin emellerine en iyi hizmet etmenin yolunun bu bölgede monarşik yönetimler olduğunu belirtiyor. Buradan şunu anlıyoruz: Amerika Birleşik Devletleri ve benzeri emperyalist güçler, ulusların insani yönetilmelerinden çok, kendi hizmetlerine, kendi emellerine ne kadar çok yardım ederlerse o yönetim şekli onlar için iyidir, olumludur. Bir sınıfın, bir ailenin vicdanına terk edilmiş bir yönetim şeklinden bahsediyor. Bizim için Orta Çağ; ama işlerine geldiği zaman, başka ülkelere ‘niye demokrasiye geçmediniz, siz demokratik sistemle yönetilmiyorsunuz’ diyerek oralarda ihtilaller yaptılar, ülkemiz dahil. Demek ki istenilen şey şu: Benim emellerime hizmet şu anda bu coğrafyada monarşik yönetimlerden geçiyor. Sayın Barrack haddini bilecek; Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir çadır devleti değil, mazisinde imparatorluk olan bir devlettir. Ve ecdadımızı hayırla yad etmemize vesile oldu bu açıklaması. Ecdadımızın dünyada onlardan daha çok egemen olduğu dönemler oldu. Fakat hiçbir zaman emperyal duygularla bulundukları ülkeleri rahatsız etmediler, yönetimlerine müdahil olmadılar. Kurulalı iki yüz küsur sene olan kural tanımaz bir devletin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve mazisine ayar verme hakkı, haddi yoktur. TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ SAVAŞIN DIŞINDA KALMA TAVRINI ISRARLA SÜRDÜRMELİ Sonuç olarak şunu arz edeceğim. Hemen yanı başımızda bir savaş var. Bu savaşın ritmi, şekli, tarzı sıra dışı. Belki de son yılların hepimizin aklını zorladığı bir formda gelişiyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu savaşın dışında kalmayı bugüne kadar başarılı bir şekilde yürüttü. NATO dahil, bundan böyle gelişecek her türlü hadisede bu tavrını ısrarla sürdürebilmelidir. Bu tavrını sürdürebilmesi adına biz, Anahtar Parti olarak, bütün imkânlarımızla siyasal iktidarın, devletin bu tarzı ve tavrının yanında olacağımızın da açıkça altını çizmek isterim. ORTA VADELİ PROGRAM ÇÖKTÜ, EKONOMİK BUHRAN VAR Bizler bugün Yeni Şafak gazetesinde manşet olan haberi; sadece biz de değil, muhalefet uzun süredir Türk ekonomisinin bir türbülansta olduğunu, daha ileri bir tanımla bir buhranda olduğunu, açlık sınırının emekliler için ve asgari ücretliler için sorun haline geldiğini belirtiyoruz. 39 bin lira açlık sınırı tanımlayacaksınız, insanlara 20 bin lira emekli aylığı vereceksiniz. Neredeyse kamu çalışanlarının yüzde 90'ına yakını geçim sınırının altında kaldı. 90 bin liraya çıktı geçinme endeksi. Yani siz yıllık orta vadeli programınızda enflasyonu yüzde 16 olarak öngörüyorsunuz. Üç ay içerisinde yüzde 8 enflasyon yaşamışsınız. Baştan çökmüş orta vadeli planınız; sonra yeniden yüzde 26’ya revize edeceksiniz, son çeyrekte de yüzde 38’e çıkaracaksınız. Her ne kadar Yeni Şafak'ın manşeti belki parti içi bir iç hesaplaşmaya dayalı da olsa, söylenen şey bizim daha önce söylediğimiz, uyardığımız şey olduğu için doğrudur. CHP’Lİ BELEDİYELERLE İLGİLİ OPERASYONLAR!.. CHP belediyelerine yönelik sürdürülen ‘operasyonlarla’ ilgili de yolsuzlukla mücadelede kamu refleksi usul ve esaslarla yönetilir. Yani bir kamu kuruluşunda, denetim sırasında veya ihbarla elde edilen bir duyum icra edilirken bunun usulü vardır, esası vardır. Usulle esası yer değiştirdiğiniz zaman sorun yaşayabilirsiniz. Eğer kamuoyu buna bir “operasyon” diyor ise, yaygın bir şekilde, doğru bir şey yapmıyor siyasal iktidar. Çünkü yapılan yolsuzlukla ilgili mücadeleye de zarar verir bu tarz. Bunun yolu bellidir. Eğer bir kurum, şunu açıkça belirtmek istiyorum, hiçbir kurum denetim dışı kalmamalıdır. Hiçbir kurumun imtiyazı olmamalıdır. Dolayısıyla bu süreç yürütülürken toplumsal vicdanın da taraflaştırılması, mücadeleden yana çok gerekli; Başarılı olması için. Eğer siz bir duyum alındığında bu duyumu doğrudan inzibati izliyorsanız sabaha karşı kişilerin evden alarak yapması gerekir, o şartlar, onu yerine getirmenin şartları bellidir. Bir suç var ise, bu suçlu ortamın ortadan kaldırılması için müdahaleniz gerekir, bu doğru bir harekettir; ama bir belediye ile ilgili bir rapor değerlendirilirken sabaha karşı insanların evlerinden alıp ve bunu da yaşayanların eksik hakları, yani kişilik hakları yok saydıracak şekilde, zannı sonuçlanmış gibi toplum sunacak şekilde yapamazsınız. Sayın İçişleri Bakanımızın geçenlerde bir açıklaması oldu. İçişleri Bakanlığı olarak aşağı yukarı iktidara ne kadar, muhalefete ne kadar soruşturma izni verdiysek buna yakın ölçüde iktidarın da soruşturma izni var. Doğrudur. Ama bir fark var. Soruşturma izni verildikten sonra verilen tarzla ilgili, siyasal iktidarın hiçbir belediyesinin desteği belediyelerinin belediye başkanlarına yapılan hizmetler bir gözaltı süreci, bir hukuki süreç işletilmediğinde halkın iyimser kanaat sahibi oldu. Eğer burada kamuoyunda kanaati 'ya bu siyasi gibi duruyor', 'bu yolsuzlukla mücadele sanki muhalefeti olumsuzlama, onu küçük düşürme', 'ona siyasi avantajı kaybettirmek gibi duruyor' sözleri ve sizin mücadeleniz acı veriyor. Sonuç alamazsınız. Siyasal iktidara uyarımız: Yolsuzlukla mücadele çok ehemmiyetlidir. Bu mücadele bir ülke için olmazsa olmazdır. Burada siyasallaşmış bir görüntü vermek hem yolsuzlukla mücadeleye hem de kamuoyunun birliğine, dirliğine halel gelir. Bilinsin ki bu, siyasetin iklimini kirletir; o da yetmezlik, yapanlara uzun süre bir avantaj sağlamaz.” İletişim: Anahtar Parti Stratejik İletişim ve Medya Ofisi Telefon: 0505 161 87 73

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.