Hava Durumu

#Liyakat

- Liyakat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Liyakat haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Millet Partisi Bursa’da Kurultay Heyecanı Haber

Millet Partisi Bursa’da Kurultay Heyecanı

Millet Partisi Bursa İl Teşkilatı, 16 Ağustos Pazar günü yapılacak Olağan İl Kurultayı'na hazırlanıyor. Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi'nde saat 13.00'te başlayacak programa Genel Başkan Cuma Nacar da katılacak. Kurultay öncesi açıklamalarda bulunan İl Başkanı Hüsamettin Akyıldız, toplantının teşkilatının bölgede Bursa ve Türkiye'nin paylaşımlarına ilişkin mesajların verileceği bir buluşmaların bollaştığını söyledi. “Bursa'dan güçlü bir mesaj yaratmak” Türkiye'nin ekonomik ve sosyal sorunlarının çözülebileceğini savunan Akyıldız, çözümün doğru yönetimi, liyakat, adalet ve mili irade temelinde şekillenmesi ifade etti. Bursa'nın sanayi, tarım ve ihracat gösterdiğine dikkat çeken Akyıldız, kentin sahip olduğu üretim gücünün refahına daha fazla başladığını belirtti. Gençlerin istihdamı, emeklilerin geçim yoksulları ve çiftçilerin artan maliyetleri de Akyıldız'ın gündeme getirdiği haberler arasında yer aldı. Siyasetin makamının mücadelesinin bozulmasının azalmasıyla sonuçlanacağını kaydeden Akyıldız, Millet Partisi'nin önümüzdeki dönemde Bursa'da daha geniş kesimlerle temas kuracağını kaydetti. Genel Konuşma Başkan Cuma Nacar'ın kurultayda yapacağı parti teşkilatının yeni dönem hedeflerinin yanı sıra Türkiye ve Bursa'nın ekonomik, sosyal ve siyasi bölümünün ele alınması bekleniyor. Akyıldız, Bursa'nın ve ülkenin geleceğine ilişkin söz isteyen kuruluş kurultaya davet edilerek, “Yeni bir dönemin kılavuzlarını çakacağız” mesajı verdi.

Cebimizdeki küçük paralardan büyük ekonomik değişime: Türk Lirası’nın dönüşümü Haber

Cebimizdeki küçük paralardan büyük ekonomik değişime: Türk Lirası’nın dönüşümü

Bir dönem günlük hayatın vazgeçilmezleri arasında yer alan küçük değerli madeni paralar, bugün ekonomik geçmişin sembolleri olarak hatırlanıyor. geçmişteki küçük tutarın dahi hesaplandığı dönemlerden, yüksek süreçlerin sıradanlaştığı çürümeye uzanan süreç, Türkiye ekonomisindeki değişim de göz önünde seriyor. Ekonomideki dönüşümün yalnızca fiyatların ve paranın üstündekilerin genişletilmesiyle sınırı kalmadı. Enflasyon, tasarruf verimliliğinden gelecek planlarına kadar pek çok alanda davranış biçimlerini değiştirdi. Üretim ve tasarruf anlayışı değişti Cumhuriyetin ilk kapasitesi sınırlı kaynaklarla üretimin büyümesini artırmak, mali disiplini sağlamak ve ekonomik bağımsızlığı sağlamak için fonksiyonel hedefler arasında bulunuyordu. Zaman içerisinde ise tüketim, borçlanma ve dış kaynaklara dayalı büyüme modellerinin ağırlığı arttı. Bu süreçte ithalata bağlılık ve yüksek katma değerli üretimin yeterince geliştirilememesi, ekonominin dış gelişmelere karşı daha hassas hale getirilmesine neden olan unsurlar arasında çalışıldı. Enflasyonun paranın boyutunu değiştirdi Ekonomik hayatın önemli birikimlerinden biri olan enflasyon, paranın satın alma gücü de önemli ölçüde tükeniyor. Fiyatların sürekli artmasıyla birlikte tasarruf ve harcama tercihleri ​​değişirken, uzun vadeli ekonomik planlama da zorlaştı. 2005 yılında Türk Lirası'ndan altı sıfır atılması ise bu oyunların en dikkat çekici adımlarından biri oldu. Para biriminin programlama ve programlamalarının kolaylaştırılması düzenlemesi, ancak ekonomik istikrarın tek başına bir göstergesi olmadı. Güven Ekonomik açıdan bir para biriminin gücü, yalnızca üzerindeki rakamlarla ölçülmüyor. Üretim kapasitesi, fiyat istikrarı, kurumlara güven ve planlanabilirler paranın gerçek değerinin odaklandığı politikanın temel unsurları arasında yer alıyor. Bu nedenle geçmişteki küçük miktarlardaki bile önem taşıyan dönemlerden bugün çok daha yüksek düzeyde konuşulan ekonomik ortamlar arası geçiş, yalnızca genişleyen bir değişim olarak değerlendirilmiyor. ekonomi Güçlü, güçlü para Ekonomide kalıcı istikrar için hukuk güvenliği, planlanabilir politikalar, etkin kurumlar, liyakat ve yüksek katma değerli üretimin öne çıkarılması gerektiği belirtiliyor. Geçmişin küçük madeni paraları bugün kullanımdan ölçüde büyük kalkmış olsa da ekonomik açıdan önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Paranın değerlerinin büyüklüğü değil, onu destekleyen ekonomik yapıyı belirliyor.

Hürriyetçi Tarım ve Orman Sendikası Genel Başkanı Muzaffer Genç'ten Orman Yangınları Sezonu Öncesi Kritik Uyarı Haber

Hürriyetçi Tarım ve Orman Sendikası Genel Başkanı Muzaffer Genç'ten Orman Yangınları Sezonu Öncesi Kritik Uyarı

Hürriyetçi Tarım ve Orman Sendikası Genel Başkanı Muzaffer Genç, orman yangınları sezonunun gelişiyle birlikte kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla bir basın açıklaması gerçekleştirdi. "Yangınlardan Sonra Üzülmeyelim" başlığıyla paylaşılan açıklamada, orman yangınlarının sadece doğayı değil; insan canını, yaban hayatını, ülke ekonomisini ve gelecek nesillere bırakılacak ortak mirası tehdit eden ciddi bir milli kriz olduğu vurgulandı. Genç, özellikle yaz aylarında meydana gelen orman yangınlarının toplumda derin üzüntülere yol açtığını belirterek, bir vatandaş olarak bu duruma çok üzüldüğünü ifade etti. Yangınla mücadeledeki yaygın yanlışlara değinen Genç, söndürme çalışmalarının yalnızca fedakarlıkla değil; doğru planlama, liyakatli yönetim, güçlü koordinasyon ve zamanında alınan kritik kararlarla başarıya ulaşabileceğini kaydetti. "Orman Yangınlarının Ana Sorumlusu Orman Genel Müdürlüğüdür" Muzaffer Genç, Anayasa ve ilgili kanunlarca yetkilendirilen Orman Genel Müdürlüğü'nün (OGM), orman yangınlarının önlenmesi ve söndürülmesinden birinci derecede sorumlu olan kamu kurumu olduğunu hatırlattı. Büyükşehir rejimi ve Bütünleşik Şehir sistemi kapsamındaki bazı kırsal alanların büyükşehir belediyelerinin, diğer illerde ise il özel idarelerinin sorumluluğunda olduğunu belirten Genç, ancak gezi alanları ile ormanların iç içe geçmiş yapısı nedeniyle her türlü kıvılcımın kısa sürede büyük yangınlara dönüşme riski taşıdığını dile getirdi. Bu nedenle "Yangın gezi alanında başladı, bizim sorumluluğumuzda değil" yaklaşımıyla hareket edilmemesi gerektiğini vurgulayan Genç, ormanların korunmasının tüm kamu kurumlarının ortak sorumluluğu olduğunu ifade etti. "Vatandaşın Duyarlılığı Değerlidir; Ancak Yangın Alanına Gelişi Müdahaleyi Zorlaştırabilir" Basın açıklamasında, toplumda sıkça rastlanan hatalı bir uygulamaya da dikkat çekildi. Genç, iyi niyetle dahi olsa vatandaşların yangın bölgelerine gitmesinin profesyonel ekiplerin çalışmasını zorlaştırdığını belirterek şu uyarılarda bulundu: "Kontrolsüz şekilde gelen sivil araçlar, müdahale ekiplerinin yolunu kapatmakta ve özellikle yaklaşık dört metrelik dar orman yollarında ciddi trafik kilitlenmelerine yol açmaktadır. Bu durum, profesyonel ekiplerin olay yerine ulaşımını geciktirerek zaman kaybına neden olmakta ve yangının şiddetlenmesine zemin hazırlamaktadır." Genç, vatandaşların en büyük katkının 112 Acil Çağrı Merkezi'ne haber vererek yangını erken fark ettirmek olduğunu vurguladı. Yangın İhbarından Müdahaleye Kadar Süreç Nasıl İşliyor? Açıklamada, Türkiye'deki orman yangınlarına müdahale sisteminin işleyişine dair detaylara yer verildi. Yangınların; yüksek noktalardaki gözetleme kuleleri, vatandaşlar, köylüler, çobanlar ve teknolojik imkanlar kapsamında kullanılan İHA'lar aracılığıyla tespit edildiği belirtildi. Türkiye genelinde görev yapan 271 Orman İşletme Müdürlüğü'nden hangisinin sorumluluk alanında ise ihbarın doğrudan ilgili işletmeye ulaştırıldığı aktarıldı. İhbarı alan işletme müdürlüğünün, en yakın arazözleri saniyeler içinde harekete geçirdiği ve ilk ekip olay yerine varana kadar yangının kulelerden takip edilmeye devam ettiği anlatıldı. Olay yerine ulaşan ilk ekiplerin yangının büyüklüğü, rüzgarın hızı ve yönü, arazi yapısı gibi bilgileri merkeze aktararak müdahalenin kapsamını belirledikleri kaydedildi. "Liyakat İşte Tam Bu Noktada Başlıyor" Muzaffer Genç, açıklamasında sahadaki karar vericilerin önemine özellikle dikkat çekti. Yangın amirinin veya işletme müdürünün sadece anı değil, saatler sonrasını da öngörerek strateji geliştirmesi gerektiğini belirten Genç, bunun bilgi, deneyim ve liyakat gerektiren hayati bir süreç olduğunu söyledi. Genç, "Reaktif yönetim değil, proaktif yönetim hayat kurtarır" diyerek, doğru tahminlerle ilk dakikalarda; sayıda arazöz, iş makinesi, helikopter, söndürme uçağı, teknik personel, destek ekipleri, belediyelerden yüksek tonajlı su tankerleri, jandarma güvenlik ve trafik ekipleri, sağlık ekipleri ve ambulanslar, diğer kamu idarelerinin araçları ve personel merkezleri eksiksiz şekilde talep edilmesinin önemini ifade etti. "Araç Çokluğu Değil, Doğru Yönetim Başarı Getirir" Açıklamada dikkat çekilen bir diğer önemli nokta ise sahadaki koordinasyon oldu. Genç, çok sayıda aracın kontrolsüzce aynı noktaya yönlendirilmesinin bir başarı olmadığını, aksine ihtiyaçtan fazla aracın sahada karmaşaya yol açabileceğini belirtti. Başarının; doğru sayıda ekibin, doğru cephelere yerleştirilmesi ve etkin koordine edilmesiyle mümkün olduğunu vurgulayan Genç; rüzgar yönü, hızı, arazi eğimi ve yangının ilerleme istikametinin doğru analiz edilmesinin müdahalenin kaderini belirlediğini söyledi. Yanlış konumlandırılan ekiplerin yangını durduramayacağı gibi can kayıplarına da yol açabileceğini belirten Genç, bu konuda geçmişte yaşanan acı örneklerin unutulmadığını ifade etti. "2025 Yılındaki Büyük Kayıp Alarm Veren Bir Tablodur" Basın açıklamasında 2025 yılı orman yangını verileri de analiz edildi. Geçtiğimiz yıl Türkiye genelinde 3 bin 224 orman yangını meydana geldiğini hatırlatan Genç, bu yangınlar sonucunda yaklaşık 815 bin dekarlarca orman alanının zarar gördüğünü belirtti. Bu rakamların yangın başına ortalama 250 dönüm alanın kül olduğu anlamına geldiğini belirten Genç, geçmiş yıllarda bu ortalamanın yaklaşık 40 dönüm seviyelerinde olduğunu söyledi. Söz konusu büyük farkın üzerinde ciddiyetle durulması gerektiğini vurgulayan Genç, yönetim anlayışının her yönüyle yeniden değerlendirilmesinin önemine işaret etti. "Türkiye'nin Güçlü Bir Yangın Filosuna Sahip Olmasına Rağmen Başarı Yönetimle Mümkündür" Muzaffer Genç, Orman Genel Müdürlüğü'nün sahip olduğu kara ve hava gücünün önemli bir kapasite oluşturduğunu belirterek şu detayları paylaştı: Yaklaşık 20 bin aktif personel, 1.400 arazöz, 357 su ikmal aracı, 41 su tankeri, 2.750 müdahale aracı, 216 dozer, 127 treyler, 5 yakıt tankeri, 28 hava söndürme platformu, 119 helikopter ve 14 insansız hava aracı ile Türkiye'nin güçlü bir envantere sahip olduğunu belirten Genç, bunlara belediyelerin su tankerleri ve diğer kamu kurumlarının iş makinelerinin de eklendiğini söyledi. Ancak böylesine büyük bir gücün ancak doğru planlama, etkin koordinasyon, isabetli hedefler ve liyakatli yönetimle başarıya dönüşebileceğini vurgulayan Genç, teknolojik imkanların tek başına yeterli olmadığını ifade etti. "Can Kaybının da Doğa Kaybının da Yaşanmadığı Bir Sezon Mümkün" Açıklamasının sonunda tüm topluma çağrıda bulunan Hürriyetçi Tarım ve Orman Sendikası Genel Başkanı Muzaffer Genç, ormanların sadece ağaçlardan ibaret olmadığını, içinde binlerce canlıyı barındıran devasa bir yaşam alanı olduğunu belirtti. Doğru yönetim, güçlü koordinasyon, planlı çalışma ve zamanında alınacak kararlarla; ağaçların, yabani hayvanların, kuşların, kelebeklerin ve insanların zarar görmediği bir sezonun mümkün olduğunu ifade eden Genç, vatandaşlardan yangın riskine karşı azami dikkat göstermelerini istedi. Açıklamasını, Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözüyle tamamladı: "Ağaç, çiçek ve doğa uygarlık demektir." Genç, tüm kalbiyle ve dualarıyla, Türkiye'nin orman yangınlarıyla mücadelede başarılı olduğu, can kayıplarının yaşanmadığı ve doğanın korunduğu bir sezon geçirmesini temenni etti.

“Bursa Hak Ettiği Yönetim Anlayışından Çok Uzak” Haber

“Bursa Hak Ettiği Yönetim Anlayışından Çok Uzak”

"Türkiye'nin Üreten Başkenti, Hizmette Hak Ettiği Noktanın Çok Gerisinde" DEVA Partisi Bursa İl Başkanı Tayfun Öztürk, Bursa'nın yıllardır biriken ve her geçen gün derinleşen sorunlarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulunarak hem merkezi yönetimi hem de yerel yönetimleri sert sözlerle eleştirdi. Bursa'nın sahip olduğu ekonomik güç, sanayi kapasitesi, tarımsal üretim potansiyeli ve stratejik konumuna rağmen temel altyapı, ulaşım, çevre ve şehircilik alanlarında kronikleşen sorunlarla karşı karşıya bırakıldığını savunan Öztürk, "Bursa artık günü kurtaran politikalarla yönetilemez. Bu şehir, vizyon isteyen, plan isteyen ve cesur kararlar gerektiren bir döneme girmiştir." dedi. Öztürk, Bursa'nın yalnızca Türkiye'nin değil, Avrupa'nın da önemli üretim merkezlerinden biri olduğuna dikkat çekerek, böylesine güçlü bir kentin ulaşım krizinden hava kirliliğine, plansız kentleşmeden deprem hazırlığına kadar birçok temel konuda geri kalmasının kabul edilemeyeceğini ifade etti. "Bursa'nın Trafiği Alarm Veriyor" Kent içi ulaşımın artık günlük yaşamı felç eden bir noktaya geldiğini belirten Tayfun Öztürk, özellikle sabah ve akşam saatlerinde yaşanan trafik yoğunluğunun ekonomik kayıplara, çevresel sorunlara ve ciddi zaman israfına yol açtığını söyledi. "Bursa büyüyor ancak yollar aynı kalıyor. Nüfus artıyor ama ulaşım planları buna göre güncellenmiyor. İnsanlar her gün saatlerini trafikte kaybediyor. Bu sadece ulaşım sorunu değildir; aynı zamanda ekonomik verimlilik, yaşam kalitesi ve şehir yönetimi sorunudur." Öztürk, raylı sistem ağının genişletilmesi, yeni çevre yollarının planlanması, toplu ulaşımın güçlendirilmesi ve akıllı ulaşım sistemlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini belirterek, ulaşımın seçim dönemlerinde verilen vaatlerin ötesine taşınması gerektiğini vurguladı. "Deprem Kapıda, Bursa Hâlâ Hazır Değil" Marmara Bölgesi'nin deprem gerçeğiyle yaşadığını hatırlatan DEVA Partisi Bursa İl Başkanı, Bursa'daki yapı stokunun önemli bölümünün risk taşıdığına dikkat çekti. "Kentsel dönüşüm yıllardır konuşuluyor ancak istenilen hızda ilerlemiyor. Depremi bekleyerek şehir yönetilmez. Bilim insanlarının uyarıları ortadayken hâlâ kapsamlı bir dönüşüm seferberliği başlatılamamış olması ciddi bir eksikliktir." Öztürk, dönüşümün yalnızca bina yenilemekten ibaret olmadığını; altyapı, ulaşım, toplanma alanları, afet koordinasyonu ve sosyal donatıları kapsayan bütüncül bir planlama anlayışına ihtiyaç bulunduğunu ifade etti. "Sanayi Güçlü Ama Çevre Alarm Veriyor" Bursa'nın üretim gücüyle öne çıkan bir kent olduğunu söyleyen Öztürk, sanayi ile çevrenin karşı karşıya getirilmemesi gerektiğini belirtti. "Hava kirliliği artık mevsimsel bir sorun olmaktan çıkmıştır. Nilüfer Çayı'nın durumu ortadadır. Sanayi üretimi elbette devam edecektir ancak çevreyi koruyacak güçlü denetim mekanizmaları oluşturulmadan sürdürülebilir kalkınmadan söz edilemez." Çevre yatırımlarının ertelenmemesi gerektiğini belirten Öztürk, temiz üretim teknolojilerinin teşvik edilmesi ve sanayi bölgelerinde çevresel standartların daha sıkı uygulanması çağrısında bulundu. "Tarım Bursa'nın Geleceğidir" Bursa'nın yalnızca sanayi değil aynı zamanda önemli bir tarım kenti olduğuna dikkat çeken Tayfun Öztürk, verimli tarım arazilerinin plansız yapılaşma baskısıyla karşı karşıya olduğunu ifade etti. "Bursa Ovası betonlaşmanın değil üretimin merkezi olmalıdır. Çiftçi artan maliyetler nedeniyle üretimden uzaklaşıyor. Mazot, gübre, sulama ve enerji maliyetleri üreticiyi zorluyor. Üretici kazanamazsa tüketici de uygun fiyatla gıdaya ulaşamaz." Tarımın stratejik sektör olarak ele alınması gerektiğini vurgulayan Öztürk, genç nüfusun tarıma yönlendirilmesi ve üreticinin desteklenmesi gerektiğini söyledi. "Gençler Bursa'da Gelecek Göremiyor" İşsizlik ve beyin göçünün Bursa açısından önemli sorunlardan biri haline geldiğini belirten Öztürk, özellikle üniversite mezunu gençlerin başka şehirlerde veya yurt dışında gelecek aradığını ifade etti. "Gençler yalnızca iş değil; adalet, liyakat, özgürlük ve umut arıyor. Bursa gibi güçlü bir şehir gençlerini kaybediyorsa bunun üzerinde ciddi şekilde düşünmek gerekir." Teknoloji yatırımlarının artırılması, girişimcilik ekosisteminin güçlendirilmesi ve yüksek katma değerli üretime geçilmesi gerektiğini belirtti. "Bursa'nın Sorunları Parça Parça Değil, Bütüncül Bir Vizyonla Çözülmeli" DEVA Partisi Bursa İl Başkanı, Bursa'nın artık kısa vadeli çözümlerle yönetilemeyeceğini belirterek kentin uzun vadeli stratejik bir master plana ihtiyacı olduğunu söyledi. Öztürk'e göre Bursa'nın öncelikli çözüm başlıkları şöyle sıralandı: Depreme dayanıklı şehirleşme ve hızlandırılmış kentsel dönüşüm. Ulaşım ana planının yeniden hazırlanması ve raylı sistem yatırımlarının artırılması. Bursa Ovası'nın kesin olarak korunması ve tarımsal üretimin desteklenmesi. Hava, su ve çevre kirliliğiyle etkin mücadele. Sanayide yüksek teknolojiye dayalı dönüşüm. Genç istihdamını artıracak yeni yatırım alanlarının oluşturulması. Sosyal konut projeleriyle konut krizine kalıcı çözüm üretilmesi. Dijital belediyecilik uygulamalarının yaygınlaştırılması. Şeffaf, hesap verebilir ve katılımcı yerel yönetim anlayışının güçlendirilmesi. "Bursa Türkiye'nin Lokomotifidir; Hak Ettiği Yönetim Anlayışını Bekliyor" Açıklamasının sonunda Bursa'nın Türkiye ekonomisinin lokomotif şehirlerinden biri olduğunu vurgulayan Tayfun Öztürk, kentin mevcut potansiyelinin doğru planlama ve güçlü yönetim anlayışıyla çok daha ileriye taşınabileceğini ifade etti. "Bugün Bursa'nın ihtiyacı yeni sloganlar değil; bilimsel planlama, ortak akıl, liyakat ve kararlı yönetimdir. Bu şehir günü kurtaran projelerle değil, gelecek nesilleri düşünen vizyoner politikalarla yönetilmelidir. Bursa'nın kaybedecek tek bir günü bile kalmamıştır. Artık mazeret değil, çözüm üretme zamanıdır."

Mahmut Kara Yazdı: Sessiz Çoğunluğun Beklediği Gün ve Türkiye’nin Güven Arayışı Haber

Mahmut Kara Yazdı: Sessiz Çoğunluğun Beklediği Gün ve Türkiye’nin Güven Arayışı

ANKARA – Türkiye'de siyaset sahnesi uzun yıllar yüksek sesli tartışmaların, kutuplaştırıcı söylemlerin ve sürekli devam eden gündemlerin etkisi altında şekillenirken, toplumun geniş kesimlerinde farklı bir beklentilerin giderek daha belirgin hale getiriliyor. Zafer Partisi Genel İdare Kurulu Üyesi Mahmut Kara, kaleme alınan değerlendirmede Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı temel dağılımın yalnızca ekonomik göstergelerle açıklanamayacağını belirterek, ülkenin en önemli meselesinin devlet ile millet arasındaki güven ilişkisinin yeniden kurulmasının olduğunu vurguladı. Kara'ya göre, kamuoyunda sıklıkla tartışılan siyasi polemikler ve günlük gündem başlıkları, vatandaşların hayatlarının doğrudan görüştüğü temel politikaların önüne geçmiş durumda. Ancak toplumun geniş kesimleri için yanıtlar beklenen standartlar aynı korumayı sağlıyor. “Milletin Soruları Değişmiyor” Türkiye'nin dört bir yanında yaşayan benzer kaygıların paylaştığını ifade eden Kara, ülkenin geleceğine ilişkin tartışmaların yüzeysel gündemlerin kırılmasının değiştiğini söyledi. Sınırlı güvenlik, düzenli göç, gençleşme gelecek kaygısı, anlaşma üretimde yaşanan gerileme, emeklilerin ekonomik koşulları ve kamu bireylerina fiziksel güvenliğin serbest bırakılması gibi konuların toplumsal ortak demokratikleşme olduğunu belirten Kara, bu kişilerin yalnızca belirli siyasi çevrelerin değil, yurttaşların doğrudan ülkelerinin temel politikaları olduğunu kaydetti. Kara, "Milletin zihnindeki sorular değişmiyor. İnsanların günlük siyasi tartışmalarından çok, kısıtlılığı, ekonomik genişlemeleri ve ülkelerini genişletmelerini düşünüyor" değerlendirmesinde bulundu. “Türkiye Sadece Ekonomik Değil, Güven Krizi de Yaşıyor” Mahmut Kara'nın değerlendirmesinde öne çıkan başlıklardan biri de Türkiye'nin içinde yer alan süreç yalnızca ekonomik göstergeler üzerinden okunamayacağı yerde ki görüş oldu. Kara'ya göre ülkelerde yaşanan sıkıntıların ekonomik sorunlarının yanı sıra daha derin bir güven sorunu mevcut. Vatandaşların pasaportunun büyüklüğünü yalnızca kurumsal kapasitesiyle değil, adalet belgesi ve hukuka olan bağlılığıyla değerlendirdiğini ifade eden Kara, devlet ile vatandaş arasındaki güvenin toplumların en önemli dayanak noktası olduğunu belirtti. “Devletin büyüklüğü yalnızca sahip olduğu imkanlarla değil, vatandaşın elinden geleni yaptı” diyen Kara, güçlü devlet anlayışının hukuk hakkını, adalet ve şeffaf yönetimin politikalarının yer almasını savundu. “Demografik Yapıdan Milli Kimliğe Kadar Uzanan Endişeler Var” Türkiye'nin son yıllarda karşı karşıya kaldığı gelişmelerin geniş toplumsal kesimlerde ortak kaygılar oluşturduğunu söyleyen Kara, bu kaygıların yalnızca ekonomik sorunların sınırlı olmadığını söyledi. Demografik yapıdaki değişimler, mili varlığının korunması, kültürel bütünlük, hukuk sistemi çözümü güven ve ekonomik kesintiler gibi konuların toplumun farklı kesimlerinde ciddi tartışmalara yol açtığını ifade eden Kara, milletlerin yalnızca tüketimin sınırlarla tanımlanamayacağını vurguladı. Bir milletin ortak hafızası, kültürü ve gelecekteki ortak hedefi sayesinde güçlü kalabilen Kara, bu bağların zayıflamasının toplumsal bozulmanın olumsuzluk yaratacağını dile getirdi. “Sorunları Ertelemek Çözüm Değildir” Mahmut Kara, Türkiye'nin açılışında en büyük risklerden birinin mevcut dağılımının görünümlerinin çözülmüş gibi olduğunu ifade etti. Toplumsal, ekonomik ve siyasal problemlerin zamanında ele alınması halinde daha büyük doğurabileceğine dikkat çeken Kara, kamu yönetiminin davranışlarının önemine dikkat çekti. Kara'ya göre, ertelenen her sorun zamanı içerisinde büyüme ve çözüm daha zor hale geliyor. Bu nedenle siyaset kurumunun günü kurtarmaya yönelik politikalar yerine uzun vadeli devlet planıyla hareket etmesi gerekiyor. “Türk Milleti Dayatmaları Hiçbir Dönemde Kabul Etmedi” Türkiye’de son yıllarda toplumun farklı kimlikler üzerinden ayrıştırılmaya çalışıldığını öne süren Kara, ekonomik bağımlılığın da bazı çevreler tarafından kaçınılmaz bir kader gibi sunulduğunu savundu. Ancak Türk milletinin tarih boyunca karşı karşıya kaldığı baskılara boyun eğmediğini belirten Kara, toplumsal hafızanın güçlü olduğunu ve vatandaşların yaşanan gelişmeleri yakından takip ettiğini söyledi. Kara, toplumun geniş kesimlerinin sessiz görünse de olup bitenleri dikkatle izlediğini belirterek şu görüşleri dile getirdi: “Milletimiz kimin söyledikleriyle yaptıkları arasında fark olduğunu görüyor. Kimin siyasi çıkar uğruna geçmişte savunduğu değerlerden uzaklaştığını görüyor. Kimin millet adına konuşurken milletin gerçek sorunlarından koptuğunu görüyor.” “Türkiye’nin İhtiyacı Yeni Sloganlar Değil” Mahmut Kara’ya göre Türkiye’nin önündeki temel ihtiyaç yeni siyasi sloganlar ya da kısa vadeli söylemler değil. Ülkenin ihtiyaç duyduğu şeyin yeniden güven tesis eden bir devlet anlayışı olduğunu belirten Kara, hukuk devleti ilkelerinin güçlendirilmesi, liyakat sisteminin esas alınması, sınır güvenliğinin sağlanması ve üretim ekonomisinin desteklenmesi gerektiğini ifade etti. Türk milletinin ortak geleceğinin günlük siyasi hesapların üzerinde tutulmasının zorunlu olduğunu savunan Kara, devlet yönetiminde kurumsallığın ve hukukun belirleyici olması gerektiğini vurguladı. “En Büyük Tehlike Güven Bağının Zedelenmesidir” Değerlendirmesinde devlet-millet ilişkisine özel önem veren Kara, tarih boyunca birçok devletin ekonomik krizler ve siyasi çekişmeler yaşadığını ancak en büyük zararın güven kaybı nedeniyle ortaya çıktığını söyledi. Toplumsal huzurun ve ekonomik kalkınmanın kalıcı olabilmesi için vatandaşların devlete güven duyması gerektiğini belirten Kara, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin daha fazla kutuplaşmaya değil, daha fazla hukuka ve şeffaflığa ihtiyaç duyduğunu ifade etti. Kara’ya göre, toplumsal birlik ve beraberliği güçlendirecek en önemli unsur, devlet yönetiminde adalet duygusunun güçlenmesi ve vatandaşların kendilerini eşit şekilde temsil edilmiş hissetmeleri olacak. “Geleceğin Türkiye’si Kurallarla İnşa Edilmeli” Mahmut Kara yazısının sonunda Türkiye’nin geçmişte çok daha ağır şartların üstesinden geldiğini hatırlatarak, milletin bugün de aynı sağduyuya sahip olduğunu belirtti. Siyaset kurumunun eleştirileri düşmanlık olarak görmek yerine demokratik bir katkı olarak değerlendirmesi gerektiğini ifade eden Kara, devlet yönetiminde adalet, hukuk ve liyakat ilkelerinin merkeze alınmasının önemine dikkat çekti. Kara, değerlendirmesini şu mesajla tamamladı: “Güçlü devletin temeli korku değil güvendir. Güvenin olmadığı yerde ekonomik kalkınma da toplumsal huzur da kalıcı olmaz. Türkiye’nin ihtiyacı kişilere bağlı bir düzen değil, kurallara bağlı bir devlettir. Geleceğin Türkiye’si de ancak bu anlayış üzerine inşa edilebilir.” Bu değerlendirme, Türkiye'de siyasetin bakış açısı, devlet-vatandaş ilişkileri ve toplumsal güven meselesi üzerine süren tartışmalara yeni bir perspektif sunarken, kamuoyunda özellikle hukuk, liyakat ve kurumsal güven başlıkları etrafında yayılan tartışmaların gelecekte de gündemdeki yerini koruyacağını gösteriyor.

Anahtar Parti Lideri Ağıralioğlu: Razı değiliz! Haber

Anahtar Parti Lideri Ağıralioğlu: Razı değiliz!

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, partinin Niğde halk buluşmasına katıldı. Vatandaşın yaşadığı dönemde 'razı oluyor' diyerek itiraz eden Genel Başkan Yavuz Ağıralioğlu, özetle şunları söyledi: "Bizler parti değil devlet, oy değil millet demeye karar vermiş bir hareketiz. O yüzden AK Parti'ye düşmana ya da hasıma bakıyor gibi bakmıyoruz; adetaya bakıyor gibi bakıyoruz. O aynada olduğu gibi iyi, neyin kötü olduğunu; ne yapılınca memleketin abad, ne yapılınca berbat olduğunu görerek, bunun derin muhasebesini yaparak yürüyoruz. Anahtar Parti olarak geride kalan 24 yıllık muhasebesini yapıyor ve gür bir sesle haykırıyoruz: 2026 yılında biz bu emekli ücretine razı olmadık! Biz bu asgari ücrete razı olmuyoruz! Çocuklarımıza reva görülen bu yarım yamalak eğitime, evlatlarımızın işsizliğine ve mesleksiz kalmaya razı olmuyoruz! Tarımdaki bu plansızlığa, çiftçimizin omuzlarına yüklediğiniz ağır yüklere razı oluyoruz! Bu dağınıklık yüzünden ürünün tarlada dağılmasına sebep olan savurganlığınıza, programsızlığa razı olmadığınızda! Yüksek faize, bu ağır enflasyona razı olmuyoruz! Adaletin bu denli siyasallaşmasına, küresel adaletsizliklere, torpile ve zavallılığa asla razı olmadık! Bizler bir zamanlar emekli ikramiyemizle bir ev, bir araba alabiliyorduk; şimdi ise o ikramiyeyle bir koltuk takımı dahi alınamıyor. Biz bu düzene razı olmuyoruz! Biz bu memleketi bu hale gelen sizin dağınıklığınızdan, plansızlığınızdan, israfınızdan ve hesapsız harcamalarınızdan bizim tıslamamıza düşen bu fakirliğe razı olduk! Size bu memleketi yönetin diye vekalet verdik. Biz sizin asiliniz, siz bizim vekilimiz olmanıza rağmen, elinizdeki devlet gücüyle birlikte korkutmaya çalışmanıza razı oluyoruz! Sizin artık bir patatesi bile yönetemeyecek durumda olduğunuzu görebilir ve size razı olduğumuzu! Her gün bir konuştuğunuzun ertesi gün tersini söylüyorsunuz, razı olmuyorsunuz. Onun davranışlarının mutlak olarak doğru olduğu, insanların dinini, imanını, vatan ve millet sevgisini sorgulama hakkını gelecekte görmeye; bu saygısızlığınıza razı olmuyorsunuz! Bir gün Öcalan'a sövüp oy toplamanıza, ertesi gün Öcalan ile yola devam etmeye kalkmanıza razı değiliz! Bu kadar varlık, imkan olan bir memleketi bu büyük darlığa düşmenize razı değiliz! Biz bugün doğru sorularınızı soruyoruz. Peki, bu gidişata sadece iyileşmeye devam etmekle mi kalmayız? Elbette hayır. Anahtar Parti, bu düzene razı olmayanların ve 'tüm bu söylediklerimizi düzeltecek imkan da akıl da bu devlette var' diyenlerin partisidir. dolayısıyla biz; eksiklerin yerine insanları aşa ve hayata geçirmek, mali istikrarı sağlamış, enflasyonsuz ve faizsiz bir ülkeyi inşa edecek olan iradeyiz. Liyakati kurumsallaşacak, müzakereleri tamamen kaldıracak, mevcuta dünya standartlarında bir eğitim vererek bu eğitimi istihdamla birleştirecek olan biziz. Tarımı ve tarladaki ürünü planlayacak; Çiftçinin ekerken maliyetine ortak olup, biçerken harmanda bereketi büyütecek olan kadroyuz. Biz bu memleketi dışarıdan kaldıracak olan tarafı temsil ediyoruz. Biz, sermayenin korkup kaçtığı değil, güvenin duyulabildiği bir ülkede organize edilmektedir. Paranın hangi ülkesinde, neden geldiğinizde siz de gayet iyi biliyorsunuz; çünkü bu memleketten kazandığınız paraları bizzat kendi başınıza uzaktaysanız, hukuk ve güven ortamında tam olarak oralarda yaşarsınız. Anahtar Parti olarak bizler, Türk siyasetinde nezaketin, mesuliyetin, terbiyenin ve devlet ciddiyetinin adresiyiz. Sayın Cumhurbaşkanı bugüne kadar karşısına çıkan pek çok rakibi kolayca yendi, hiçbirini dişine göre bulmadı ve bu kadar soruna rağmen o rakipleri yenmenin konforunu yaşadı. İşte Anahtar Parti, Reis Bey’in bu siyasi konforunu bozmak ve siyasete gerçek bir kalite getirmek için kurulmuştur. Tayyip Bey’in dilinden düşürmediği bir söz var: ‘Yahu bu yalan dünyada bir dişimize göre muhalefet bulamadık.’ Sayın Cumhurbaşkanım, biz tam dişinize göre bir hareketiz; siz şimdiden o dişlerinizi bir kontrol ettirin! Bizler sadece kuru bir iktidar koltuğu için değil, bu aziz milleti hak ettiği zenginlikle buluşturmak ve elinizde mağdur olmuş halkımızla kenetlenmek için geliyoruz. Bu yüzden bizim işimiz kolay. Neden mi kolay? Çünkü zor olanı bugüne kadar onlar yaptılar. Bu kadar yetişmiş insan gücü olan, bu kadar birikimi, imkânı ve potansiyeli bulunan muazzam bir memleketi bu darlığa, bu zorluğa düşürmek gerçekten büyük bir beceriksizlik isterdi; onlar işte bu zoru başardılar! Toprağınız olmasa, suyunuz olmasa, ekecek çiftçiniz, üretecek girişimciniz, satacak tüccarınız, projeyi yapacak mühendisiniz ya da dünyanın her yerine koşacak enerjiniz olmasa, dersiniz ki ‘ne yapalım, imkâanımız yok.’ Ama bu kadar varlığı olan bir memleketi siz yokluğa mahkum ettiniz. ANAHTAR PARTİ GELİNCE NE OLACAK? Biz gelince ne mi olacak? Biz gelince şu olacak: Bu partili cumhurbaşkanlığı işi devletimizi de milletimizi de çok yordu. Anahtar Parti iktidarında kesinlikle partili cumhurbaşkanlığı uygulaması olmayacak. Cumhurbaşkanı herkesin, 85 milyonun cumhurbaşkanı olacak. Kendi partisine yaslanıp diğer partilere öfke kusan bir figür yerine; her partiyi, her vatandaşı bu devletin öz evladı gibi gören kapsayıcı bir cumhurbaşkanlığı makamı tesis edilecek. Anahtar Parti iktidara geldiğinde, ilk ve en mühim adalet şemsiyesi bizzat cumhurbaşkanlığı makamından aşağıya doğru açılacak. Devletin başı, milletin de gerçek başı olacak; cumhurun başı, cumhurun tamamını kucaklayacak. Bizim iktidarımızda teröristler asla meclise giremeyecek. Anahtar Parti iş başına geldiğinde, kırk yıldır aziz milletimizin ümit şafaklarına kabus gibi çöken, yüreklere hüzün düşüren bu bölücü terör örgütlerini övenler, devletin tek bir kuruşuna dahi el süremeyecekler. Çocuklarımızın katiline meclis kürsülerinden övgüler dizip, bir de üstüne devletten maaş alma dönemi tamamen son bulacak. Bizim iktidarımızda teröriste terörist, terör örgütüne terör örgütü denir. Teröristlere ‘umut hakkı’ falan tanınmayacak, hainlerin adı dahi anılmayacak. Onların isimleri bir umutla değil, hak ettikleri en ağır cezalarla tarihin kara sayfalarına gömülecek. Kendilerine infaz edilmesi için verilen o cezaları son gününe kadar çekecek ve kirlettikleri bu dünyadan defolup gidecekler. Bizim, teröristlerin isimleriyle kirletilecek bir meclisimiz yoktur. Teröristler bizim devlet iktidarımızda asla ‘kurucu önder’ olarak kabul edilemez, edilmeyecektir. Hainler muhatap alınmayacak, önlerine mikrofonlar konulmayacak, prompter cihazları gönderilmeyecek ve onlarla asla kirli pazarlıklar, hediyeleşmeler yapılmayacaktır. Siyaset her şeyden önce ilkeli ve öngörülebilir olacak; milletimiz nihayet terbiyeli, seviyeli bir siyasete şahitlik edecek. Millet siyasetçilerden korkmayacak; aksine siyasetçiler milletten, milletin sandıktaki iradesinden korkacak. Bizim iktidarımızla birlikte; ‘Milletime verdiğim sözü tutamazsam, ben bir daha halkımın huzuruna çıkamam’ diyen edep sahibi siyasetçilerin dönemi başlayacak. Bugün seçip meclise gönderdiğimiz vekillerin, yarın bize ne yapacaklarını düşünmekten ödümüz patlıyor. Oysa onlar bizim vekilimiz, onları seçen asıl biziz. Bizler kadrolarımızı kurarken asla partili atamayacağız, partili kartviziti aramayacağız; sadece bileni arayacak, işin uzmanını bulacağız. O liyakatli isim bizim partimizden olmasa bile gözümüzü kırpmadan göreve getireceğiz. Çünkü bizim tek şiarımız liyakattir; biz liyakatin yanında, liyakat de bizim yanımızda olacak. Biz bu memleketi gençlerle ve kadınlarla birlikte omuz omuza vererek ayağa kaldıracağız. Bu ülkenin bütün yükünü şimdiye kadar hep birlikte çekmiş olduğumuz için önümüzde duran kalan yük, geçmişte göğüslediklerimizden asla daha fazla değildir. O yüzden inancınız tam olsun, memleketi ayağa kaldırmak çok kolaydır. TOPYEKÛN BİR SEFERBERLİK İLAN EDİLDİ Bugünden itibaren artık net bir şekilde seçim sathına girmiş bulunuyoruz. Anahtar Parti'yi önümüzdeki dönemde iktidar yapacaksak, bugünden tezi yok topyekûn bir seferberlik ilan ediyoruz. Biz sadece kürsülerden konuşan bir hareket etmiyoruz. Türkiye'nin onun bir köşesinde açtığımız bu teşkilatları; herkesin kendi helal alınışından, zamanından, eşinden, işinden ve sevdiklerinden fedakarlık ede ede, gece gündüz emek vererek kurduk. Halısını omuzunda taşıyan, boyasını kendi elleriyle yapan, kirasını cebinden veren, evde eşine yemeğini yaptırıp kermesine koşan, anasının hayır duasını alıp, babasını o kalabalığa omuz vermek diye faaliyetlerie çağıran, evlatlarına 'Biz sizlerin geleceği için çalışıyoruz' diyerek onları bu kutlu organizasyonlara katan koca bir neferiz biz. Bir milletin omuzlarına yeni bir yük düşüşün diye bunca meşakkati omuzlayıp, sadece bir yıl içinde 800 teşkilatı anında açan bu günlük partiye ve kadrolara hiçbir mecrada hakaret etmem, merkezsizlik yapılmasına asla bırakmam; bunu herkes böyle bilsin!”

Türk Eğitim-Sen Bursa 2 No’lu Şube’den Güçlü Mesaj: “Günlük Menfaatleri Değil, Ömürlük İlkeleri Rehber Edinen 3 Bin 623 Üyemizle Daha Güçlüyüz” Haber

Türk Eğitim-Sen Bursa 2 No’lu Şube’den Güçlü Mesaj: “Günlük Menfaatleri Değil, Ömürlük İlkeleri Rehber Edinen 3 Bin 623 Üyemizle Daha Güçlüyüz”

Türk Eğitim-Sen Bursa 2 No'lu Şube Başkanı Fatih Gümüş, sendikanın yetkilerinin ayrıntılı tanıtımlarını, sendikal mücadelede ilkesini, adaleti, liyakat ve hukuk hakkını vurguladı. Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Bursa Teknik Üniversitesi'nde mutabakat sayım tutanaklarının imzalandığını belirten Gümüş, mağaza sorumluluğu bölgesindeki üye birimlerinin artırılarak önemli bir başarı imza atıldığını belirtti. Türk Eğitim-Sen Bursa 2 No'lu Şubesi'nin 3 bin 623 üyeye ulaştığını ifade eden Gümüş, bu tablonun yalnızca dijital bir büyüme olmadığını, aynı zamanda sendikal duruşa, ilkelere ve hak mücadelesine politikaların dayanışmanın göstergesi olduğunu söyledi. “2027'de Yazılacak Tarihi Başarının Temellerini Attık” Sendikal alanda mücadelelerinin kararlılıkla sürdüğünü vurgulayan Fatih Gümüş, eğitim çalışanlarının haklarını savunmaya devam edeceklerini belirterek şu ifadeleri kullandı: "Şube sorumluluğu bölgemizde üye sayımızı artırarak 2027 yılında yazacağımız tarihin başarının temellerini attık. Kirlenen sendikal zemin mutlak suretle temizlenmelidir. Bunu bir görev olarak görebiliriz. Vakit tamam, şimdi sıra yetkide." Gümüş, özellikle eğitim camiasında sendikal anlayışın yeniden güven ve ilke politikasında şekillenmesi ifade ederek, Türk Eğitim-Sen'in birleştirici ve bütünleştirici sendikacılık anlayışıyla hareket ettiğini söyledi. “Baskılara Rağmen Dimdik Ayakta Durduk” Açıklamasında sendika üyelerine teşekkür eden Fatih Gümüş, süreç boyunca çeşitli baskılar, tehditler ve korku ortamı oluşturulmaya çalışıldı öne sürerek Üyelerin kararlı durumda tutulmalarının kendilerinin güçlerini tavsiye etmeleri dile getirildi. “Her türlü baskı, zorlama ve oluşturulmaya çalışılan korku iklimine rağmen kararlı bir şekilde dimdik ayakta duran üyelerimizle birlikte hakkı, hukukun üstünlüğü, adaleti ve liyakati savunduk, savunmaya da devam ediyor.” Türk Eğitim-Sen'in yalnızca bir sendikal yapı olmadığını, aynı zamanda hak mücadelesinin güçlü bir lideri olduğunu belirten Gümüş, eğitim ve bilim çalışanlarının sesini sürdürmeye devam edeceklerini kaydetti. “Etkili Sendikacılıktan Taviz Vermeyeceğiz” Türk Eğitim-Sen'in yıllardır hak arama mücadelesinde bir rol üstlendiğini ifade eden Gümüş, açıklamada etkili sendikacılığın altını çizdi. “Kutlu hak mücadelesiyle takip edilen sendikamız Türk Eğitim-Sen, hak ve sermayelerimiz için hakkımızı haykırmaktan geri durmadan, cesur bir duruşla etkili sendikacılık yapmaya devam ödülü.” Gümüş, eğitim çalışanlarının özlü haklarını, çalışma koşullarını, liyakat sistemi ve yetenekli şöhretlik gibi mücadelecilerini sürdüreceklerini belirtti. “Günlük Menfaatler Değil, Ömürlük İlkeler” Açıklamanın en dikkat gerektiren temizliğin biri ise Sendika Üyelerine yönelik teşekkür mesajı oldu. Fatih Gümüş, sendikal mücadelede ilkeli duruşu sergileyen Üyelerin önemli bir örneğini ortaya koymasını ifade etti. “Her türlü tehdit, ahlaksız teklifler, şantaj, makam tefeciliği ve menfaat tacirliğine karşı dik durma sergileyen ve bu tutukluktan asla ödün vermeden; günlük menfaatleri değil yıllık olarak kendisine rehber edinen; devrin adamı değil her devirde adam olan yürekli yürekli 3 bin 623 üyemize sonsuz teşekkür ediyoruz.” Bu sözler, salonda ve teşkilat içerisinde büyük yankı uyandırırken, sendikal birlik ve dayanışma mesajı olarak değerlendirildi. Genel Merkez ve Teşkilata Teşekkür Fatih Gümüş açıklamasında Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan'a özellikle genel başkan yardımcılarına teşekkür etti. Gümüş, sendikanın her aşamada görev alanından temsilcilerin ve temsilcilerin özverili çalışmaları sayesinde önemli bir teşkilat başarısının elde edildiğini söyledi. Açıklamada Genel Başkan Yardımcıları Selahattin Dolgun, Orhan Kütük, Mahmut Sunay Kabayel, İrfan Kılınçer, Fatih İşcan ve Hüsami Erten'in yanı sıra ilçe temsilcileri, kadın topluluk komisyonları üyeleri, başkan yardımcıları, denetim ve disiplin kurulları ile üyelere teşekkür edildi. Bursa Teknik Üniversitesi temsilcileri Bahaddin Karaca ve Serhat Binbir ile yönetim kurulu üyelerinin süreç içerisinde önemli katkıları sunuldu. “Teşkilatımızın Her Kademesi Büyük Emek Verdi” Şube yönetim kurulu Üyeleri İbrahim Erhan ve Emiralp Karadeniz'in yıl boyunca teşkilatlanma çalışmalarında aktif görev verildiği belirtilirken, sendika sendika eylemleri Sevil Kanmaz'a da katkılarından dolayı teşekkür edildi. Gümüş ayrıca geçmiş dönemlerden sendikanın büyümesi için mücadele eden kurucu isimlere, genel kurul delegelerine ve teşkilatının her kademesinde görev alan adlarına özel teşekkür mesajı verdi. “İyi Ki Birlikteyiz” Duygusal sıkıntıların de yer aldığı Fatih Gümüş, ailesi ve özellikle eşi Tuba Gümüş'e desteklerinden dolayı teşekkür etti. “Her yetki döneminde olduğu gibi bu dönemde de kayıtlı olan her zaman arkamda olan biricik arkadaşım, hayat arkadaşım Tuba Gümüş'e sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.” Açıklamasını “Var olsun teşkilatı, yaşasın Türk Eğitim-Sen” sözleriyle Gümüş'ün mesajı, Sendika Üyeleri ve eğitim camiasında geniş yankı uyandırdı. Sendikal Mücadelede Yeni Dönem Mesajı Türk Eğitim-Sen Bursa 2 No'lu Şube'nin yaptığı açıklama, Sendikal alanda yeni döneme yönelik güçlü bir mesaj olarak yorumlandı. Özellikle basın yayınlarına yönelik verilen birlik ve kararlılık mesajları, tüm dönemde sendikal rekabetin daha da yoğunlaştığının işareti olarak değerlendiriliyor. Eğitim çalışanlarının haklarını savunma faaliyetlerini artırmayı, sendikalaşmayı, sürekli olarak saha çalışmalarını artırarak daha geniş kitlelere ulaşmayı hedeflemelerini ifade etti.

Bursa’da “Temsilde Adalet ve Fırsat Eşitliği” Çağrısı: Muş Dernekleri Federasyonu’ndan Kapsamlı Açıklama Muşlu STK’lardan Bursa’ya Birlik ve Ortak Yaşam Vurgusu Haber

Bursa’da “Temsilde Adalet ve Fırsat Eşitliği” Çağrısı: Muş Dernekleri Federasyonu’ndan Kapsamlı Açıklama Muşlu STK’lardan Bursa’ya Birlik ve Ortak Yaşam Vurgusu

Muş Dernekleri Federasyonu ve bünyesindeki 24 dernek, kamuoyunun dikkatine sunulmak üzere ortak bir açıklama yayımladı. 15 Mayıs 2026 tarihli açıklamada, Bursa'da ikamet eden Muşluların kente sunduğu ekonomik, sosyal ve kültürel katkılar vurgulanırken, “temsilde adalet” ve “fırsat eşitliği” kavramları ön plana çıkarıldı. Federasyon tarafından yapılan açıklamada, Bursa'nın sadece bir yaşam alanı olmadığı, aynı zamanda farklı kültürlerin harmanlandığı ortak bir şehir olduğu belirtildi. Bursa'da uzun yıllardır yaşayan Muşlu vatandaşların sanayiden ticarete, hizmet sektöründen ulaşıma kadar pek çok sahada kritik roller üstlendiği ifade edilerek şu değerlendirmelere yer verildi: "Bursa'nın üretim gücüne, ticaret hacmine ve sosyal dokusuna Muşlu vatandaşlarımızın çok önemli katkıları ve güçlü bir yardımlaşma ruhu vardır. Bu birliktelik sadece ekonomik bir ilişki değil; aynı zamanda ortak şehir kültürünün ve kardeşlik bağlarının somut bir göstergesidir." “Bursa Hepimizin Ortak Şehri” Federasyonun açıklamasında, Bursa'nın çok kültürlü toplumsal yapısına değinilerek, farklı şehirlerden gelen toplulukların zamanla kent kimliğinin ayrılmaz bir parçası haline geldiği kaydedildi. Muşluların da bu yapının önemli bir bileşeni olduğu belirtilirken, hemşehrilerin alın teriyle Bursa'nın kalkınmasına büyük destek sağladığı vurgulandı. Özellikle tekstil, inşaat, ticaret, ulaşım ve hizmet gibi sektörlerde aktif rol alan Muşlu girişimcilerin, çalışanların ve esnafın kentin ekonomik dinamizmine sağladığı katkılar ifade edildi. Federasyon, Bursa'daki bu bağların sadece ekonomik temelli olmadığını; sosyal dayanışma, kültürel uyum ve ortak yaşam bilinciyle güçlendiğini belirtti. “Liyakat Toplumun Her Kesiminde Var” Açıklamanın en dikkat çeken bölümlerinden biri de liyakat ve ehliyet vurgusu oldu. Federasyon, yıllar içinde Muşlu akademisyenlerin, iş insanlarının, yöneticilerin ve sivil toplum temsilcilerinin yetiştiğini belirterek, toplumun her kesiminde yetkin bir insan kaynağının bulunduğuna işaret etti. Metinde şu ifadelere yer verildi: "Bizler liyakat ve özgürlük ilkelerine gönülden bağlıyız. Yetenek, bilgi ve tecrübenin toplumun her kesiminde mevcut olduğu görülmektedir." Bu yaklaşımın toplumsal birlikteliği pekiştiren temel unsurlardan biri olduğu belirtilirken; bireylerin kökenlerine göre değil, bilgi, birikim ve emeğine göre değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı. İki Temel Talep: Temsilde Adalet ve Fırsat Eşitliği Federasyonun açıklamasında öne çıkan iki temel beklenti “temsilde adalet” ve “fırsat eşitliği” oldu. Bursa'nın sosyal, ekonomik ve yönetimsel yapısına değinilen açıklamada, şehre katkı sunan tüm toplumsal kesimlerin kendilerini temsil edilmiş hissetmelerinin önemine dikkat çekildi. Karar alma mekanizmalarında farklı toplumsal yapıların yer almasının birlik ve beraberliği güçlendireceği, kapsayıcı yönetim anlayışının ise toplumsal huzuru artıracağı kaydedildi. Federasyon, Bursa'da yaşayan herkesin; memleketi, kökeni veya sosyal statüsü ne olursa olsun, yalnızca liyakati, emeği ve yetkinliğiyle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. “Birlikte Daha Güçlü Bir Bursa Mümkün” Açıklamanın sonunda, federasyonun birleştirici yaklaşımını sürdüreceği vurgulandı. Ortak aklı önceleyen bir anlayışla hareket ederek, eşit fırsatların sağlandığı güçlü bir Bursa hedefledikleri ifade edildi. Federasyon adına açıklama yapan Mehmet Türker, toplumsal dayanışmanın önemine değinerek şu mesajı verdi: “Herkesin eşit olanaklara sahip olduğu bir Bursa hayal ediyoruz. Emeğiniz değerlidir.” Kamuoyuna sunulan bu dikkat çekici açıklamanın, sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetim çevrelerinde geniş yankı uyandırması bekleniyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.