Hava Durumu

#Liyakat

- Liyakat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Liyakat haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Mahmut Kara Yazdı: Sessiz Çoğunluğun Beklediği Gün ve Türkiye’nin Güven Arayışı Haber

Mahmut Kara Yazdı: Sessiz Çoğunluğun Beklediği Gün ve Türkiye’nin Güven Arayışı

ANKARA – Türkiye’de siyaset sahnesi uzun yıllardır yüksek sesli tartışmaların, kutuplaştırıcı söylemlerin ve sürekli değişen gündemlerin etkisi altında şekillenirken, toplumun geniş kesimlerinde farklı bir beklentinin giderek daha belirgin hale geldiği ifade ediliyor. Zafer Partisi Genel İdare Kurulu Üyesi Mahmut Kara, kaleme aldığı değerlendirmede Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu temel sorunların yalnızca ekonomik göstergelerle açıklanamayacağını belirterek, ülkenin en önemli meselesinin devlet ile millet arasındaki güven ilişkisinin yeniden tesis edilmesi olduğunu vurguladı. Kara’ya göre, kamuoyunda sıkça tartışılan siyasi polemikler ve günlük gündem başlıkları, vatandaşın hayatını doğrudan etkileyen temel meselelerin önüne geçmiş durumda. Ancak toplumun geniş kesimleri için cevap bekleyen sorular hâlâ aynı önemini koruyor. “Milletin Soruları Değişmiyor” Türkiye’nin dört bir yanında vatandaşların benzer kaygıları paylaştığını ifade eden Kara, ülkenin geleceğine ilişkin tartışmaların yüzeysel gündemlerin ötesine taşınması gerektiğini söyledi. Sınır güvenliği, düzensiz göç, genç nüfusun gelecek kaygısı, tarımsal üretimde yaşanan gerileme, emeklilerin ekonomik koşulları ve kamu kurumlarına duyulan güvenin azalması gibi konuların toplumun ortak gündemi olduğunu belirten Kara, bu başlıkların yalnızca belirli siyasi çevrelerin değil, milyonlarca vatandaşın doğrudan yaşamını etkileyen temel meseleler olduğunu kaydetti. Kara, “Milletin zihnindeki sorular değişmiyor. İnsanlar günlük siyasi tartışmalardan çok, çocuklarının geleceğini, ekonomik güvenliğini ve ülkenin yarınlarını düşünüyor” değerlendirmesinde bulundu. “Türkiye Sadece Ekonomik Değil, Güven Krizi de Yaşıyor” Mahmut Kara’nın değerlendirmesinde öne çıkan başlıklardan biri de Türkiye’nin içinde bulunduğu sürecin yalnızca ekonomik göstergeler üzerinden okunamayacağı yönündeki görüş oldu. Kara’ya göre ülkede yaşanan sıkıntıların temelinde ekonomik problemlerin yanı sıra daha derin bir güven sorunu bulunuyor. Vatandaşların devletin büyüklüğünü yalnızca kurumsal kapasitesiyle değil, adalet duygusu ve hukuka olan bağlılığıyla değerlendirdiğini ifade eden Kara, devlet ile vatandaş arasındaki güven ilişkisinin toplumların en önemli dayanak noktası olduğunu belirtti. “Devletin büyüklüğü yalnızca sahip olduğu imkânlarla değil, vatandaşının ona duyduğu güvenle ölçülür” diyen Kara, güçlü devlet anlayışının temelinde hukukun üstünlüğü, adalet ve şeffaf yönetim ilkelerinin yer alması gerektiğini savundu. “Demografik Yapıdan Milli Kimliğe Kadar Uzanan Endişeler Var” Türkiye’nin son yıllarda karşı karşıya kaldığı gelişmelerin toplumun geniş kesimlerinde ortak kaygılar oluşturduğunu belirten Kara, bu kaygıların yalnızca ekonomik sorunlarla sınırlı olmadığını söyledi. Demografik yapıdaki değişimler, milli kimliğin korunması, kültürel bütünlük, hukuk sistemine duyulan güven ve ekonomik bağımsızlık gibi konuların toplumun farklı kesimlerinde ciddi tartışmalara yol açtığını ifade eden Kara, milletlerin yalnızca coğrafi sınırlarla tanımlanamayacağını vurguladı. Bir milletin ortak hafızası, kültürü ve geleceğe dair ortak hedefleri sayesinde güçlü kaldığını belirten Kara, bu bağların zayıflamasının toplumsal dayanıklılığı olumsuz etkileyebileceğini dile getirdi. “Sorunları Ertelemek Çözüm Değildir” Mahmut Kara, Türkiye’nin önündeki en büyük risklerden birinin mevcut sorunların üzerinin örtülerek çözülmüş gibi gösterilmesi olduğunu ifade etti. Toplumsal, ekonomik ve siyasal problemlerin zamanında ele alınmaması halinde daha büyük maliyetler doğurabileceğini belirten Kara, kamu yönetiminde gerçekçi yaklaşımların önemine dikkat çekti. Kara’ya göre, ertelenen her sorun zaman içerisinde büyüyor ve çözümü daha zor hale geliyor. Bu nedenle siyaset kurumunun günü kurtarmaya yönelik politikalar yerine uzun vadeli devlet perspektifiyle hareket etmesi gerekiyor. “Türk Milleti Dayatmaları Hiçbir Dönemde Kabul Etmedi” Türkiye’de son yıllarda toplumun farklı kimlikler üzerinden ayrıştırılmaya çalışıldığını öne süren Kara, ekonomik bağımlılığın da bazı çevreler tarafından kaçınılmaz bir kader gibi sunulduğunu savundu. Ancak Türk milletinin tarih boyunca karşı karşıya kaldığı baskılara boyun eğmediğini belirten Kara, toplumsal hafızanın güçlü olduğunu ve vatandaşların yaşanan gelişmeleri yakından takip ettiğini söyledi. Kara, toplumun geniş kesimlerinin sessiz görünse de olup bitenleri dikkatle izlediğini belirterek şu görüşleri dile getirdi: “Milletimiz kimin söyledikleriyle yaptıkları arasında fark olduğunu görüyor. Kimin siyasi çıkar uğruna geçmişte savunduğu değerlerden uzaklaştığını görüyor. Kimin millet adına konuşurken milletin gerçek sorunlarından koptuğunu görüyor.” “Türkiye’nin İhtiyacı Yeni Sloganlar Değil” Mahmut Kara’ya göre Türkiye’nin önündeki temel ihtiyaç yeni siyasi sloganlar ya da kısa vadeli söylemler değil. Ülkenin ihtiyaç duyduğu şeyin yeniden güven tesis eden bir devlet anlayışı olduğunu belirten Kara, hukuk devleti ilkelerinin güçlendirilmesi, liyakat sisteminin esas alınması, sınır güvenliğinin sağlanması ve üretim ekonomisinin desteklenmesi gerektiğini ifade etti. Türk milletinin ortak geleceğinin günlük siyasi hesapların üzerinde tutulmasının zorunlu olduğunu savunan Kara, devlet yönetiminde kurumsallığın ve hukukun belirleyici olması gerektiğini vurguladı. “En Büyük Tehlike Güven Bağının Zedelenmesidir” Değerlendirmesinde devlet-millet ilişkisine özel önem veren Kara, tarih boyunca birçok devletin ekonomik krizler ve siyasi çekişmeler yaşadığını ancak en büyük zararın güven kaybı nedeniyle ortaya çıktığını söyledi. Toplumsal huzurun ve ekonomik kalkınmanın kalıcı olabilmesi için vatandaşların devlete güven duyması gerektiğini belirten Kara, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin daha fazla kutuplaşmaya değil, daha fazla hukuka ve şeffaflığa ihtiyaç duyduğunu ifade etti. Kara’ya göre, toplumsal birlik ve beraberliği güçlendirecek en önemli unsur, devlet yönetiminde adalet duygusunun güçlenmesi ve vatandaşların kendilerini eşit şekilde temsil edilmiş hissetmeleri olacak. “Geleceğin Türkiye’si Kurallarla İnşa Edilmeli” Mahmut Kara yazısının sonunda Türkiye’nin geçmişte çok daha ağır şartların üstesinden geldiğini hatırlatarak, milletin bugün de aynı sağduyuya sahip olduğunu belirtti. Siyaset kurumunun eleştirileri düşmanlık olarak görmek yerine demokratik bir katkı olarak değerlendirmesi gerektiğini ifade eden Kara, devlet yönetiminde adalet, hukuk ve liyakat ilkelerinin merkeze alınmasının önemine dikkat çekti. Kara, değerlendirmesini şu mesajla tamamladı: “Güçlü devletin temeli korku değil güvendir. Güvenin olmadığı yerde ekonomik kalkınma da toplumsal huzur da kalıcı olmaz. Türkiye’nin ihtiyacı kişilere bağlı bir düzen değil, kurallara bağlı bir devlettir. Geleceğin Türkiye’si de ancak bu anlayış üzerine inşa edilebilir.” Bu değerlendirme, Türkiye’de siyasetin yönü, devlet-vatandaş ilişkileri ve toplumsal güven meselesi üzerine süren tartışmalara yeni bir perspektif sunarken, kamuoyunda özellikle hukuk, liyakat ve kurumsal güven başlıkları etrafında yürütülen tartışmaların önümüzdeki dönemde de gündemdeki yerini koruyacağını gösteriyor.

Anahtar Parti Lideri Ağıralioğlu: Razı değiliz! Haber

Anahtar Parti Lideri Ağıralioğlu: Razı değiliz!

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, partisinin Niğde halk buluşmasına katıldı. Vatandaşın yaşadığı sorunlara ‘razı değiliz’ diyerek itiraz eden Genel Başkan Yavuz Ağıralioğlu, özetle şunları söyledi: “Bizler parti değil devlet, oy değil millet demeye karar vermiş bir hareketiz. O yüzden AK Parti’ye düşmana ya da hasıma bakar gibi bakmıyoruz; adeta aynaya bakar gibi bakıyoruz. O aynada neyin iyi, neyin kötü olduğunu; ne yapılınca memleketin abad, ne yapılınca berbat olduğunu görerek, bunun derin muhasebesini yaparak yürüyoruz. Anahtar Parti olarak, geride kalan 24 yılın muhasebesini yapıyor ve gür bir sesle haykırıyoruz: 2026 yılında biz bu emekli ücretine razı değiliz! Biz bu asgari ücrete razı değiliz! Çocuklarımıza reva görülen bu yarım yamalak eğitime, evlatlarımızın işsizliğine ve mesleksiz kalmasına razı değiliz! Tarımdaki bu plansızlığa, çiftçimizin omuzlarına yüklediğiniz ağır yüklere razı değiliz! Bu dağınıklık yüzünden ürünün tarlada çürümesine sebep olan savurganlığınıza, programsızlığınıza razı değiliz! Yüksek faize, bu ağır enflasyona razı değiliz! Adaletin bu denli siyasallaşmasına, mülakat adaletsizliklerine, torpile ve yoksulluğa asla razı değiliz! Bizler bir zamanlar emekli ikramiyemizle bir ev, bir araba alabiliyorduk; şimdi ise o ikramiyeyle bir koltuk takımı dahi alınamıyor. Biz bu düzene razı değiliz! Biz bu memleketi bu hale getiren sizin dağınıklığınızdan, plansızlığınızdan, israfınızdan ve hesapsız harcamalarınızdan bizim hissemize düşen bu fakirliğe razı değiliz! Size bu memleketi yönetin diye vekalet verdik. Biz sizin asiliniz, siz bizim vekilimiz olmanıza rağmen, elinizdeki devlet gücüyle bizleri korkutmaya çalışmanıza razı değiliz! Sizin artık bir patatesi bile yönetemeyecek durumda olduğunuzu görüyoruz ve size razı değiliz! Her gün bir dediğinizin ertesi gün tersini söylüyorsunuz, razı değiliz. Her yaptığınızın mutlak doğru olduğuna inanıyor, insanların dinini, imanını, vatan ve millet sevgisini sorgulama hakkını kendinizde görüyorsunuz; bu saygısızlığınıza razı değiliz! Bir gün Öcalan’a sövüp oy toplamanıza, ertesi gün Öcalan ile yol yürümeye kalkmanıza razı değiliz! Bu kadar varlığı, imkanı olan bir memleketi bu büyük darlığa düşürmenize razı değiliz! Biz bugün doğru soruları soruyoruz. Peki, bu gidişata sadece razı olmamakla mı kalacağız? Elbette hayır. Anahtar Parti, bu düzene razı olmayanların ve ‘tüm bu saydıklarımızı düzeltecek imkân da akıl da bu devlette var’ diyenlerin partisidir. Dolayısıyla biz; eksiklerin yerine halkı aşa ve işe kavuşturan, finansal istikrarı sağlamış, enflasyonsuz ve faizsiz bir ülkeyi inşa edecek olan iradeyiz. Liyakati kurumsallaştıracak, mülakatı tamamen kaldıracak, çocuklarımıza dünya standartlarında bir eğitim verip bu eğitimi istihdamla birleştirecek olan biziz. Tarımı ve tarladaki ürünü planlayacak; çiftçi ekerken maliyetine ortak olup, biçerken harmanda bereketi büyütecek olan kadroyuz. Biz bu memleketi ayağa kaldıracak olan tarafı temsil ediyoruz. Biz, sermayenin korkup kaçtığı değil, güven duyup gelebildiği bir ülkeyi organize edeceğiz. Paranın hangi ülkeye, neden gittiğini sizler de gayet iyi biliyorsunuz; çünkü bu memleketten kazandığınız paraları bizzat kendiniz nerelere götürüyorsanız, hukuk ve güven ortamı tam olarak oralarda yatıyor. Anahtar Parti olarak bizler, Türk siyasetinde nezaketin, mesuliyetin, terbiyenin ve devlet ciddiyetinin adresiyiz. Sayın Cumhurbaşkanı bugüne kadar karşısına çıkan pek çok rakibi kolayca yendi, hiçbirini dişine göre bulmadı ve bu kadar soruna rağmen o rakipleri yenmenin konforunu yaşadı. İşte Anahtar Parti, Reis Bey’in bu siyasi konforunu bozmak ve siyasete gerçek bir kalite getirmek için kurulmuştur. Tayyip Bey’in dilinden düşürmediği bir söz var: ‘Yahu bu yalan dünyada bir dişimize göre muhalefet bulamadık.’ Sayın Cumhurbaşkanım, biz tam dişinize göre bir hareketiz; siz şimdiden o dişlerinizi bir kontrol ettirin! Bizler sadece kuru bir iktidar koltuğu için değil, bu aziz milleti hak ettiği zenginlikle buluşturmak ve elinizde mağdur olmuş halkımızla kenetlenmek için geliyoruz. Bu yüzden bizim işimiz kolay. Neden mi kolay? Çünkü zor olanı bugüne kadar onlar yaptılar. Bu kadar yetişmiş insan gücü olan, bu kadar birikimi, imkânı ve potansiyeli bulunan muazzam bir memleketi bu darlığa, bu zorluğa düşürmek gerçekten büyük bir beceriksizlik isterdi; onlar işte bu zoru başardılar! Toprağınız olmasa, suyunuz olmasa, ekecek çiftçiniz, üretecek girişimciniz, satacak tüccarınız, projeyi yapacak mühendisiniz ya da dünyanın her yerine koşacak enerjiniz olmasa, dersiniz ki ‘ne yapalım, imkâanımız yok.’ Ama bu kadar varlığı olan bir memleketi siz yokluğa mahkum ettiniz. ANAHTAR PARTİ GELİNCE NE OLACAK? Biz gelince ne mi olacak? Biz gelince şu olacak: Bu partili cumhurbaşkanlığı işi devletimizi de milletimizi de çok yordu. Anahtar Parti iktidarında kesinlikle partili cumhurbaşkanlığı uygulaması olmayacak. Cumhurbaşkanı herkesin, 85 milyonun cumhurbaşkanı olacak. Kendi partisine yaslanıp diğer partilere öfke kusan bir figür yerine; her partiyi, her vatandaşı bu devletin öz evladı gibi gören kapsayıcı bir cumhurbaşkanlığı makamı tesis edilecek. Anahtar Parti iktidara geldiğinde, ilk ve en mühim adalet şemsiyesi bizzat cumhurbaşkanlığı makamından aşağıya doğru açılacak. Devletin başı, milletin de gerçek başı olacak; cumhurun başı, cumhurun tamamını kucaklayacak. Bizim iktidarımızda teröristler asla meclise giremeyecek. Anahtar Parti iş başına geldiğinde, kırk yıldır aziz milletimizin ümit şafaklarına kabus gibi çöken, yüreklere hüzün düşüren bu bölücü terör örgütlerini övenler, devletin tek bir kuruşuna dahi el süremeyecekler. Çocuklarımızın katiline meclis kürsülerinden övgüler dizip, bir de üstüne devletten maaş alma dönemi tamamen son bulacak. Bizim iktidarımızda teröriste terörist, terör örgütüne terör örgütü denir. Teröristlere ‘umut hakkı’ falan tanınmayacak, hainlerin adı dahi anılmayacak. Onların isimleri bir umutla değil, hak ettikleri en ağır cezalarla tarihin kara sayfalarına gömülecek. Kendilerine infaz edilmesi için verilen o cezaları son gününe kadar çekecek ve kirlettikleri bu dünyadan defolup gidecekler. Bizim, teröristlerin isimleriyle kirletilecek bir meclisimiz yoktur. Teröristler bizim devlet iktidarımızda asla ‘kurucu önder’ olarak kabul edilemez, edilmeyecektir. Hainler muhatap alınmayacak, önlerine mikrofonlar konulmayacak, prompter cihazları gönderilmeyecek ve onlarla asla kirli pazarlıklar, hediyeleşmeler yapılmayacaktır. Siyaset her şeyden önce ilkeli ve öngörülebilir olacak; milletimiz nihayet terbiyeli, seviyeli bir siyasete şahitlik edecek. Millet siyasetçilerden korkmayacak; aksine siyasetçiler milletten, milletin sandıktaki iradesinden korkacak. Bizim iktidarımızla birlikte; ‘Milletime verdiğim sözü tutamazsam, ben bir daha halkımın huzuruna çıkamam’ diyen edep sahibi siyasetçilerin dönemi başlayacak. Bugün seçip meclise gönderdiğimiz vekillerin, yarın bize ne yapacaklarını düşünmekten ödümüz patlıyor. Oysa onlar bizim vekilimiz, onları seçen asıl biziz. Bizler kadrolarımızı kurarken asla partili atamayacağız, partili kartviziti aramayacağız; sadece bileni arayacak, işin uzmanını bulacağız. O liyakatli isim bizim partimizden olmasa bile gözümüzü kırpmadan göreve getireceğiz. Çünkü bizim tek şiarımız liyakattir; biz liyakatin yanında, liyakat de bizim yanımızda olacak. Biz bu memleketi gençlerle ve kadınlarla birlikte omuz omuza vererek ayağa kaldıracağız. Bu ülkenin bütün yükünü şimdiye kadar hep birlikte çekmiş olduğumuz için önümüzde duran kalan yük, geçmişte göğüslediklerimizden asla daha fazla değildir. O yüzden inancınız tam olsun, memleketi ayağa kaldırmak çok kolaydır. TOPYEKÛN BİR SEFERBERLİK İLAN EDİLDİ Bugünden itibaren artık net bir şekilde seçim sathına girmiş bulunuyoruz. Anahtar Parti’yi önümüzdeki dönemde iktidar yapacaksak, bugünden tezi yok topyekûn bir seferberlik ilan ediyoruz. Biz sadece kürsülerden konuşan bir hareket değiliz. Türkiye’nin her bir köşesinde açtığımız bu teşkilatları; herkesin kendi helal alın terinden, zamanından, eşinden, işinden ve sevdiklerinden fedakarlık ede ede, gece gündüz emek vererek kurduk. Halısını omuzunda taşıyan, boyasını kendi elleriyle yapan, kirasını cebinden veren, evinde eşine yemeğini yaptırıp kermesine koşan, anasının hayır duasını alıp, babasını o kalabalığa omuz versin diye faaliyetlere çağıran, evlatlarına ‘Biz sizlerin geleceği için çalışıyoruz’ diyerek onları bu kutlu organizasyonlara katan koca bir neferiz biz. Bir milletin omuzlarına yeni bir yük düşmesin diye bunca meşakkati omuzlayıp, sadece bir yıl içinde 800 teşkilatı birden açan bu tertemiz partiye ve kadrolara hiçbir mecrada hakaret ettirmem, nezaketsizlik yapılmasına asla müsaade etmem; bunu herkes böyle bilsin!”

Türk Eğitim-Sen Bursa 2 No’lu Şube’den Güçlü Mesaj: “Günlük Menfaatleri Değil, Ömürlük İlkeleri Rehber Edinen 3 Bin 623 Üyemizle Daha Güçlüyüz” Haber

Türk Eğitim-Sen Bursa 2 No’lu Şube’den Güçlü Mesaj: “Günlük Menfaatleri Değil, Ömürlük İlkeleri Rehber Edinen 3 Bin 623 Üyemizle Daha Güçlüyüz”

Türk Eğitim-Sen Bursa 2 No’lu Şube Başkanı Fatih Gümüş, sendikanın yetki sürecine ilişkin yaptığı kapsamlı açıklamada, sendikal mücadelede ilke, adalet, liyakat ve hukukun üstünlüğü vurgusu yaptı. Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Bursa Teknik Üniversitesi’nde mutabakat sayım tutanaklarının imzalandığını açıklayan Gümüş, şube sorumluluk bölgesinde üye sayısının artırılarak önemli bir başarıya imza atıldığını belirtti. Türk Eğitim-Sen Bursa 2 No’lu Şubesi’nin 3 bin 623 üyeye ulaştığını ifade eden Gümüş, bu tablonun yalnızca sayısal bir büyüme değil, aynı zamanda sendikal duruşa, ilkelere ve hak mücadelesine duyulan güvenin göstergesi olduğunu söyledi. “2027’de Yazılacak Tarihi Başarının Temellerini Attık” Sendikal alandaki mücadelelerinin kararlılıkla sürdüğünü vurgulayan Fatih Gümüş, eğitim çalışanlarının haklarını savunmaya devam edeceklerini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Şube sorumluluk bölgemizde üye sayımızı artırarak 2027 yılında yazacağımız tarihi başarının temellerini attık. Kirlenen sendikal zemin mutlak suretle temizlenmelidir. Bunu bir görev olarak görüyoruz. Vakit tamam, şimdi sıra yetkide.” Gümüş, özellikle eğitim camiasında sendikal anlayışın yeniden güven ve ilke ekseninde şekillenmesi gerektiğini ifade ederek, Türk Eğitim-Sen’in birleştirici ve bütünleştirici sendikacılık anlayışıyla hareket ettiğini söyledi. “Baskılara Rağmen Dimdik Ayakta Durduk” Açıklamasında sendika üyelerine teşekkür eden Fatih Gümüş, süreç boyunca çeşitli baskılar, tehditler ve korku ortamı oluşturulmaya çalışıldığını öne sürerek üyelerin kararlı duruşunun kendilerine güç verdiğini dile getirdi. “Her türlü baskı, zorlama ve oluşturulmaya çalışılan korku iklimine rağmen kararlı bir şekilde dimdik ayakta duran üyelerimizle birlikte hakkı, hukukun üstünlüğünü, adaleti ve liyakati savunduk, savunmaya da devam edeceğiz.” Türk Eğitim-Sen’in yalnızca bir sendikal yapı değil, aynı zamanda hak mücadelesinin güçlü bir temsilcisi olduğunu belirten Gümüş, eğitim ve bilim çalışanlarının sesi olmaya devam edeceklerini kaydetti. “Etkili Sendikacılıktan Taviz Vermeyeceğiz” Türk Eğitim-Sen’in yıllardır hak arama mücadelesinde öncü bir rol üstlendiğini ifade eden Gümüş, açıklamasında etkili sendikacılık vurgusu yaptı. “Kutlu hak mücadelesiyle takip edilen sendikamız Türk Eğitim-Sen, hak ve kazanımlarımız için hakkı haykırmaktan geri durmadan, cesur bir duruşla etkili sendikacılık yapmaya devam edecektir.” Gümüş, eğitim çalışanlarının özlük hakları, çalışma koşulları, liyakat sistemi ve mesleki saygınlık gibi konularda mücadelelerini sürdüreceklerini belirtti. “Günlük Menfaatler Değil, Ömürlük İlkeler” Açıklamanın en dikkat çeken bölümlerinden biri ise sendika üyelerine yönelik teşekkür mesajı oldu. Fatih Gümüş, sendikal mücadelede ilkeli duruş sergileyen üyelerin önemli bir örnek ortaya koyduğunu ifade etti. “Her türlü tehdit, ahlaksız teklif, şantaj, makam tefeciliği ve menfaat tacirliğine karşı dik duruş sergileyen ve bu duruşundan asla taviz vermeyen; günlük menfaatleri değil ömürlük ilkeleri kendisine rehber edinen; devrin adamı değil her devirde adam olan kocaman yürekli 3 bin 623 üyemize sonsuz teşekkür ediyoruz.” Bu sözler, salonda ve teşkilat içerisinde büyük yankı uyandırırken, sendikal birlik ve dayanışma mesajı olarak değerlendirildi. Genel Merkez ve Teşkilata Teşekkür Fatih Gümüş açıklamasında Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan başta olmak üzere genel başkan yardımcılarına da teşekkür etti. Gümüş, sendikanın her kademesinde görev alan yöneticilerin ve temsilcilerin özverili çalışmaları sayesinde önemli bir teşkilat başarısı elde edildiğini söyledi. Açıklamada Genel Başkan Yardımcıları Selahattin Dolgun, Orhan Kütük, Mahmut Sunay Kabayel, İrfan Kılınçer, Fatih İşcan ve Hüsami Erten’in yanı sıra ilçe temsilcileri, kadın kolları komisyonu üyeleri, şube başkan yardımcıları, denetim ve disiplin kurulları ile danışma kurulu üyelerine de teşekkür edildi. Bursa Teknik Üniversitesi temsilcileri Bahaddin Karaca ve Serhat Binbir ile yönetim kurulu üyelerinin de süreçte önemli katkılar sunduğu ifade edildi. “Teşkilatımızın Her Kademesi Büyük Emek Verdi” Şube yönetim kurulu üyeleri İbrahim Erhan ve Emiralp Karadeniz’in yıl boyunca teşkilatlanma çalışmalarında aktif görev aldığı belirtilirken, sendika yönetici asistanı Sevil Kanmaz’a da katkılarından dolayı teşekkür edildi. Gümüş ayrıca geçmiş dönemlerden bugüne sendikanın büyümesi için mücadele eden kurucu isimlere, genel kurul delegelerine ve teşkilatın her kademesinde görev alan isimlere özel teşekkür mesajı verdi. “İyi Ki Birlikteyiz” Duygusal ifadelerin de yer aldığı açıklamada Fatih Gümüş, ailesine ve özellikle eşi Tuba Gümüş’e de desteklerinden dolayı teşekkür etti. “Her yetki döneminde olduğu gibi bu dönemde de desteğini her zaman arkamda hissettiğim biricik eşim, hayat arkadaşım Tuba Gümüş’e sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.” Açıklamasını “Var olsun teşkilat, yaşasın Türk Eğitim-Sen” sözleriyle tamamlayan Gümüş’ün mesajı, sendika üyeleri ve eğitim camiasında geniş yankı uyandırdı. Sendikal Mücadelede Yeni Dönem Mesajı Türk Eğitim-Sen Bursa 2 No’lu Şube’nin yaptığı açıklama, sendikal alanda yeni döneme yönelik güçlü bir mesaj olarak yorumlandı. Özellikle yetki sürecine yönelik verilen birlik ve kararlılık mesajları, önümüzdeki dönemde sendikal rekabetin daha da yoğunlaşacağının işareti olarak değerlendiriliyor. Eğitim çalışanlarının haklarını savunma noktasında kararlı olduklarını belirten sendika yönetimi, önümüzdeki süreçte saha çalışmalarını artırarak daha geniş kitlelere ulaşmayı hedeflediklerini ifade etti.

Bursa’da “Temsilde Adalet ve Fırsat Eşitliği” Çağrısı: Muş Dernekleri Federasyonu’ndan Kapsamlı Açıklama Muşlu STK’lardan Bursa’ya Birlik ve Ortak Yaşam Vurgusu Haber

Bursa’da “Temsilde Adalet ve Fırsat Eşitliği” Çağrısı: Muş Dernekleri Federasyonu’ndan Kapsamlı Açıklama Muşlu STK’lardan Bursa’ya Birlik ve Ortak Yaşam Vurgusu

Muş Dernekleri Federasyonu, federasyona bağlı 24 dernekle birlikte kamuoyuna dikkat çeken kapsamlı bir açıklama yayımladı. 15 Mayıs 2026 tarihli açıklamada; Bursa’da yaşayan Muşlu vatandaşların kente sunduğu ekonomik, sosyal ve kültürel katkılara dikkat çekilirken, “temsilde adalet” ve “fırsat eşitliği” çağrısı öne çıktı. Federasyon adına yapılan açıklamada, Bursa’nın yalnızca bir yaşam alanı değil; farklı kültürlerin birlikte ürettiği ortak bir şehir olduğu vurgulandı. Açıklamada, yıllardır Bursa’da yaşayan Muşlu vatandaşların sanayiden ticarete, hizmet sektöründen ulaşıma kadar birçok alanda önemli rol üstlendiği belirtilerek şu değerlendirmeye yer verildi: “Bursa’nın üretiminde, ticaretinde ve sosyal hayatında Muşlu vatandaşlarımızın önemli bir katkısı ve güçlü bir aidiyet duygusu vardır. Bu birliktelik yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda ortak şehir kültürünün ve kardeşliğin güçlü bir göstergesidir.” “Bursa Hepimizin Ortak Şehri” Federasyon açıklamasında, Bursa’nın çok kültürlü toplumsal yapısına vurgu yapılarak; farklı şehirlerden gelen vatandaşların yıllar içinde kentin ayrılmaz bir parçası hâline geldiği ifade edildi. Muşlu vatandaşların da bu yapının önemli bir bileşeni olduğu belirtilirken, hemşerilerin alın teriyle Bursa’nın büyümesine katkı sunduğu kaydedildi. Özellikle tekstil, inşaat, ticaret, ulaşım ve hizmet sektörlerinde aktif rol alan Muşlu girişimciler, çalışanlar ve esnafın kentin ekonomik dinamizmine katkı sağladığı ifade edildi. Federasyon yetkilileri, Bursa’daki aidiyet duygusunun yalnızca ekonomik faaliyetlerle sınırlı olmadığını; sosyal dayanışma, kültürel uyum ve ortak yaşam anlayışıyla güçlendiğini belirtti. “Liyakat Toplumun Her Kesiminde Var” Açıklamanın önemli başlıklarından biri de liyakat ve ehliyet vurgusu oldu. Federasyon, yıllar içerisinde Muşlu vatandaşlar arasından akademisyenler, iş insanları, yöneticiler ve sivil toplum temsilcilerinin yetiştiğini ifade ederek, toplumun her kesiminde nitelikli insan kaynağının bulunduğuna dikkat çekti. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Bizler liyakat ve ehliyet ilkesine gönülden inanıyoruz. Yetenek, bilgi ve tecrübenin toplumun her kesiminde bulunduğunu biliyoruz.” Bu yaklaşımın, toplumsal birlikteliği güçlendiren temel unsurlardan biri olduğu belirtilirken; bireylerin kökenine değil bilgi, birikim ve emeğine göre değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı. İki Temel Talep: Temsilde Adalet ve Fırsat Eşitliği Federasyonun açıklamasında kamuoyuyla paylaşılan iki temel beklenti dikkat çekti: “Temsilde adalet” ve “fırsat eşitliği”. Açıklamada, Bursa’nın sosyal, ekonomik ve yönetsel yapısında; şehre katkı sunan tüm toplumsal kesimlerin kendisini temsil edilmiş hissetmesinin önemli olduğu ifade edildi. Karar alma mekanizmalarında farklı toplumsal yapıların yer almasının birlik ve beraberliği güçlendireceği belirtilerek, kapsayıcı yönetim anlayışının toplumsal huzuru artıracağı kaydedildi. Federasyon, Bursa’da yaşayan herkesin; memleketi, kökeni veya sosyal çevresi ne olursa olsun yalnızca liyakati, emeği ve yetkinliğiyle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. “Birlikte Daha Güçlü Bir Bursa Mümkün” Açıklamanın sonunda, federasyonun yapıcı ve birleştirici yaklaşımını sürdüreceği vurgulandı. Ortak aklı önceleyen bir anlayışla hareket ettiklerini belirten federasyon yönetimi, eşit fırsatların bulunduğu güçlü bir Bursa hedeflediklerini ifade etti. Federasyon adına açıklamayı yapan Mehmet Türker, toplumsal dayanışmanın önemine dikkat çekerek şu mesajı verdi: “Herkesin eşit fırsatlarla geleceğe yürüdüğü bir Bursa hayal ediyoruz. Emeğiniz değerli.” Kamuoyunda dikkat çeken açıklamanın, sivil toplum temsilcileri ve yerel yönetim çevrelerinde de geniş yankı uyandırması bekleniyor.

Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde Büyük Tasfiye İddiası: Bozbey Döneminde Alınan Personellerin İşine Son Veriliyor Haber

Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde Büyük Tasfiye İddiası: Bozbey Döneminde Alınan Personellerin İşine Son Veriliyor

Mustafa Bozbey yönetimindeki Bursa Büyükşehir Belediyesi, kamuoyunu sarsan personel operasyonu iddialarıyla gündemin merkezine oturdu. Belediyede yaşanan görev değişiklikleri ve işten çıkarmalar kentte büyük tepkiye neden olurken, yüzlerce çalışanın kapı önüne konulduğu yönündeki iddialar Bursa siyasetinde adeta deprem etkisi yarattı. İddialara göre, Mustafa Bozbey döneminde belediye bünyesine alınan çok sayıda personelin görevine son verildi. Belediye koridorlarında konuşulan rakamların her geçen gün arttığı belirtilirken, işten çıkarılan çalışanların önemli bir bölümünün herhangi bir tatmin edici gerekçe gösterilmeden işsiz bırakıldığı öne sürülüyor. Özellikle ekonomik krizin vatandaşın belini büktüğü bir dönemde gerçekleştiği iddia edilen bu toplu işten çıkarmalar, kamu vicdanında ciddi rahatsızlık oluşturdu. Belediyede yıllardır emek verdiğini ifade eden çalışanların bir gecede işsiz bırakıldığı iddiaları, “liyakat mı, siyasi hesaplaşma mı?” sorularını da beraberinde getirdi. Kulislerde konuşulan iddialar bununla da sınırlı değil. Belediye içerisindeki bazı birimlerde geniş çaplı kadro değişimlerinin sürdüğü, yeni bir yapılanma adı altında sistemli bir personel tasfiyesinin yürütüldüğü ileri sürülüyor. İş akitleri sona erdirilen personellerin yaşadığı mağduriyetin her geçen gün büyüdüğü belirtilirken, ailelerin ciddi ekonomik çıkmaza sürüklendiği ifade ediliyor. Sosyal medyada çok sayıda kullanıcı yaşananlara tepki gösterirken, “emek kıyımı”, “belediyede büyük tasfiye” ve “çalışanlar neden hedefte?” yorumları dikkat çekiyor. İşten çıkarıldığı öne sürülen bazı personellerin hukuki süreç başlatmaya hazırlandığı da iddialar arasında yer aldı. Tüm bu gelişmeler yaşanırken gözler şimdi Bursa Büyükşehir Belediyesi yönetimine çevrilmiş durumda. Kamuoyu, iddiaların doğru olup olmadığına ilişkin net ve kapsamlı bir açıklama bekliyor. Belediye yönetiminin sessizliğini koruması ise tartışmaları daha da büyütüyor. Bursa’da yaşanan bu gelişmenin önümüzdeki günlerde siyasi ve hukuki boyutuyla daha da büyümesi bekleniyor.

EMEKLİ TSK MENSUBU SADETTİN UZLUK’TAN SERT ANALİZ: “İLKELER UNUTULDU, KOLTUK KAVGASI ÖNE ÇIKTI” Haber

EMEKLİ TSK MENSUBU SADETTİN UZLUK’TAN SERT ANALİZ: “İLKELER UNUTULDU, KOLTUK KAVGASI ÖNE ÇIKTI”

Bursa siyasetinde dikkat çeken bir çıkış, emekli Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu Sadettin Uzluk’tan geldi. Uzluk, geçmişte kurucuları arasında yer aldığı İYİ Parti’nin bugün geldiği noktayı sert ifadelerle eleştirirken, teşkilat yapısından aday belirleme süreçlerine kadar birçok başlıkta çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. “KURULUŞ RUHU YERİNİ KOLTUK MÜCADELESİNE BIRAKTI” Uzluk’un açıklamalarında en dikkat çekici vurgu, partinin kuruluş ilkelerinden uzaklaştığı yönünde oldu. “İlkeler, tüzük, liyakat ve eşitlik söylemleri seçim yaklaşınca yerini koltuk kavgasına bıraktı” diyen Uzluk, özellikle teşkilat içi rekabetin yıkıcı bir boyuta ulaştığını savundu. Bir dönem Osmangazi’de kurucu olarak görev yaptığını hatırlatan Uzluk, “Gece gündüz emek veren kadroların tasfiye edildiğini, buna karşılık kenarda bekleyen isimlerin ön plana çıkarıldığını görüyoruz” ifadeleriyle teşkilat yapısındaki değişime tepki gösterdi. “HAYALLER VE SÖZLER NEREDE KALDI?” Kuruluş sürecinde verilen vaatlerin unutulduğunu vurgulayan Uzluk, şu sorularla parti yönetimini hedef aldı: “Hani iktidar olacaktık? Hani ayrım olmayacaktı? Hani herkes aday adayı olabilecekti? Aynı hedefe yürüyen bir kadro olacaktık? Başaracaktık deniliyordu—peki şimdi ne oldu?” Bu ifadeler, parti tabanında yaşanan kırılmanın ve güven kaybının altını çizen güçlü bir eleştiri olarak öne çıktı. BURSA’DA OY KAYBI: %12’DEN %2’LERE Uzluk’un analizinde en somut veriler ise seçim sonuçları üzerinden geldi. Bursa ve özellikle Osmangazi özelinde oy oranlarının dramatik biçimde düştüğüne dikkat çekildi. “%12 seviyelerinden %2 bandına gerileyen oy oranı, yalnızca bir seçim sonucu değil, yönetimsel hataların açık göstergesidir” diyen Uzluk, bu düşüşün nedenlerinin sorgulanması gerektiğini belirtti. Ona göre asıl yapılması gereken; hatalarla yüzleşmek ve yeniden yapılanma planı oluşturmakken, bunun yerine teşkilat içi görevden almalar ve atamalarla sürecin yönetilmesi tabloyu daha da ağırlaştırdı. “ADAY LİSTELERİNDE AYNI İSİMLER, AYNI HATALAR” 2019 ve 2023 genel seçim aday listelerine de değinen Uzluk, bazı isimlerin sürekli ön planda tutulmasını eleştirdi. “Listeler incelendiğinde değişmeyen, klişeleşmiş isimler dikkat çekiyor. Asıl kırılma noktası burada başlıyor” diyerek aday belirleme sürecinin partiyi zayıflattığını savundu. 2024 YEREL SEÇİMLERİ: “SONUÇLAR ALARM VERİYOR” 2024 Türkiye yerel seçimleri sonuçlarını “yerle yeksan” olarak nitelendiren Uzluk, özellikle bazı ilçelerde alınan oyların çarpıcı biçimde düştüğünü ifade etti. Kestel örneğini veren Uzluk, “Teşkilat uyumu gözetilmeden belirlenen adaylarla yalnızca 516 oy alınması, siyasi gerçeklikten kopuşun en somut göstergesidir” dedi. Aynı şekilde Osmangazi’de alınan yaklaşık 9.800 oy için de “Partiden ayrılan isimlerin aldığı oylar neredeyse bunun iki katı—rakamlar açık konuşuyor” ifadelerini kullandı. “TEŞKİLAT HAFIZASI YOK SAYILDI” Uzluk, geçmişte yaşanan teşkilat krizlerini hatırlatarak, merkezden yapılan müdahalelerin partiye zarar verdiğini ileri sürdü. Özellikle Koray Aydın döneminde yaşanan bir teşkilat feshi örneğini hatırlatarak, “Aynı hatalar tekrar ediliyor, ders alınmıyor” değerlendirmesinde bulundu. ETİK TARTIŞMASI: “ÇİFTE STANDART MI UYGULANIYOR?” Açıklamanın en sert bölümlerinden biri ise etik tartışmalar üzerineydi. Uzluk, bazı atama ve adaylık süreçlerinin parti ilkeleriyle çeliştiğini öne sürdü: “Seçim yasaklarına uymayan yöneticiler görevde kalabiliyorsa, bu bir zaaf değil midir?” “Genel merkezin talimatlarına rağmen yakın ilişkiler üzerinden aday belirlenmesi ne kadar adildir?” Bu sorularla parti yönetimini doğrudan hedef alan Uzluk, “Tüm bu gelişmeler ortadayken başarı adına çifte standart uygulanması kabul edilemez” diyerek eleştirilerini zirveye taşıdı. “YENİDEN YAPILANMA ŞART” Uzluk’un değerlendirmesi, yalnızca bir eleştiri değil aynı zamanda bir uyarı niteliği taşıyor. “Seçmen gözünden düşüş başlamıştır ve bu süreç doğru analiz edilmezse geri dönüş daha da zorlaşacaktır” diyen Uzluk, parti yönetimine açık çağrıda bulundu: “Gerçeklerle yüzleşin, teşkilatın sesini dinleyin ve ilk kurulduğunuz günkü ilkelere geri dönün.” Siyasi kulislerde geniş yankı uyandıran bu açıklamanın, önümüzdeki süreçte parti içi tartışmaları daha da alevlendirmesi bekleniyor.

Türkiye Kamu-Sen Bursa İl Temsilcisi İbrahim Bulut’tan Sert Açıklama: “Memurun Hakkı Teslim Edilmeden Sosyal Adalet Sağlanamaz” Haber

Türkiye Kamu-Sen Bursa İl Temsilcisi İbrahim Bulut’tan Sert Açıklama: “Memurun Hakkı Teslim Edilmeden Sosyal Adalet Sağlanamaz”

Türkiye Kamu-Sen Bursa İl Temsilcisi İbrahim Bulut, kamu çalışanlarının uzun süredir biriken sorunlarına ilişkin kapsamlı ve sert bir açıklama yaptı. Bulut, memurların özlük haklarının korunması ve geliştirilmesi noktasında mücadelelerini kararlılıkla sürdürdüklerini vurgulayarak, mevcut tabloyu “kabul edilemez bir adaletsizlik düzeni” olarak nitelendirdi. Bulut açıklamasında, özellikle yüksek enflasyon karşısında maaşların hızla eridiğine dikkat çekti. Memurların alım gücünün her geçen gün daha da düştüğünü belirten Bulut, “Kamu çalışanı ay sonunu getiremez hale gelmişken ekonomik dengeden söz etmek mümkün değildir. Vergi dilimi uygulamalarıyla yıl içinde maaşlar adeta cezalandırılmakta, çalışan daha fazla kazandıkça daha ağır bir yükün altına sokulmaktadır” ifadelerini kullandı. Kamuda ücret adaletsizliğinin derinleştiğini de dile getiren Bulut, aynı işi yapan memurlar arasında kurumdan kuruma değişen ciddi maaş farklarının sosyal barışı zedelediğini söyledi. Tazminat ve ek ödeme sistemindeki dengesizliklerin çalışanlar arasında huzursuzluk yarattığını belirten Bulut, “Eşit işe eşit ücret ilkesi kağıt üzerinde kalmıştır” diyerek duruma tepki gösterdi. Kamu personel sistemindeki statü farklılıklarına da değinen Bulut, kadrolu, sözleşmeli ve taşeron çalışanlar arasındaki hak farklılıklarının artık sürdürülemez bir noktaya geldiğini ifade etti. Bu yapının çalışma hayatında ciddi bir karmaşa yarattığını belirten Bulut, tüm kamu çalışanlarının tek çatı altında eşit haklara sahip olması gerektiğini savundu. Liyakat ve kariyer sistemine yönelik eleştirilerinde ise Bulut, görevde yükselme ve unvan değişikliği süreçlerinde adalet ilkesinin zedelendiğini öne sürdü. Mülakat sisteminin ciddi mağduriyetlere yol açtığını belirten Bulut, “Atamalarda liyakat yerine farklı kriterlerin devreye girdiğine dair güçlü bir algı oluşmuştur. Bu durum, kamuya olan güveni sarsmaktadır” dedi. Çalışma koşullarına ilişkin sorunların da görmezden gelindiğini ifade eden Bulut, özellikle yardımcı hizmetler sınıfının yıllardır çözülemeyen problemlerine dikkat çekti. Görev tanımlarının belirsizliği, fazla mesai ücretlerinin yetersizliği ya da ödenmemesi ve tayin-yer değiştirme süreçlerindeki zorlukların çalışanları mağdur ettiğini belirtti. Sendikal haklar ve toplu sözleşme süreçlerine de değinen Bulut, bu mekanizmaların etkin işlemediğini savunarak, kamu çalışanlarının haklarını tam anlamıyla koruyacak güçlü ve adil bir sistemin kurulması gerektiğini vurguladı. Ayrıca 3600 ek gösterge düzenlemesinden yararlanamayan kesimlerin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğini belirten Bulut, kamudaki yönetici atamalarında liyakat ilkesinin esas alınması ve disiplin cezalarında adaletin sağlanması çağrısında bulundu. Açıklamasının sonunda yetkililere seslenen Bulut, “Memurun alın teri görmezden gelinemez. Sosyal devlet anlayışı, kamu çalışanının hakkını teslim etmekle başlar. Bizler mücadelemizi kararlılıkla sürdürecek, memurun sesi olmaya devam edeceğiz” diyerek sözlerini tamamladı.

DAĞDER’DEN ADİL TEMSİL ÇAĞRISI Haber

DAĞDER’DEN ADİL TEMSİL ÇAĞRISI

Bursa Büyükşehir Belediyesinde yeni dönem atama ve görevlendirme süreçleri devam ederken, DAĞDER Bursa’nın köklü değerlerinden biri olan dağ yöresi insanının da bu süreçte liyakat, temsil ve hakkaniyet temelinde değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. Bursa’nın Orhaneli, Keles, Harmancık ve Büyükorhan ilçeleri ile Osmangazi dağ köyleri başta olmak üzere dağ yöresi; tarihi, kültürü, emeği, üretimi ve vefasıyla Bursa’nın sosyal dokusunda önemli bir yere sahiptir. Dağ yöresi insanı, Bursa’nın emek, kültür ve vefa yükünü omuzlamış kadim bir topluluktur. Bu nedenle yerel yönetimlerde ve önemli kadrolarda hak ettiği şekilde temsil edilmesi, sadece bir beklenti değil; aynı zamanda hakkaniyetin gereğidir. DAĞDER Başkanı Derya Başak, Bursa Büyükşehir Belediyesinde devam eden yeni atama ve görevlendirme süreçlerine ilişkin yaptığı değerlendirmede, dağ yöresinin yetişmiş insan kaynağının mutlaka dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Başkan Başak açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Dağ yöresi insanı; Bursa’nın emek, kültür, vefa ve aidiyet yükünü omuzlamış kadim bir topluluktur. Dağ yöremiz, bu şehrin tarihinde, üretiminde, kültüründe ve sosyal hayatında her zaman güçlü bir yer edinmiştir. Bugün Bursa Büyükşehir Belediyesinde yeni atama ve görevlendirme süreçleri devam ederken, dağ yöresinin yetişmiş insan kaynağının da liyakat, temsil ve hakkaniyet temelinde değerlendirilmesini bekliyoruz. Bu beklenti bir ayrıcalık talebi değil; Bursa’nın bütünlüğü, adil yönetim anlayışı ve toplumsal temsili açısından haklı bir taleptir. DAĞDER olarak bizler; dağ yöresi insanının sesi olma sorumluluğuyla bu süreci yakından takip ediyoruz. Dağlı hemşehrilerimizin bilgisi, birikimi, tecrübesi ve Bursa’ya olan sadakati, önemli görev ve sorumluluklarda karşılık bulmalıdır. Bursa’nın her bölgesini kucaklayan bir yönetim anlayışının, dağ yöresinin güçlü temsilini de içinde barındırması gerektiğine inanıyoruz. Dağ yöresi Bursa’nın kenarında değil, kalbindedir. Bu şehir için emek veren, alın teri döken, vefa gösteren dağlılar; liyakat, temsil ve hakkaniyet temelinde hak ettikleri adil temsili görmelidir.” DAĞDER camiasının ve dağ yöresi hemşehrilerinin bu süreci dikkatle takip ettiği belirtilirken, Bursa’nın ortak akılla, adil temsil anlayışıyla ve liyakate dayalı kadrolarla daha güçlü bir geleceğe taşınacağı ifade edildi. “Dağ yöresi; Bursa’nın kenarında değil, Bursa’nın kalbindedir.”

ZAFER PARTİSİ’NDEN BURSA YERELİNDE SERT ÇIKIŞ: “NERDE KALDIĞINIZI EN İYİ SİZ BİLİYORSUNUZ” Haber

ZAFER PARTİSİ’NDEN BURSA YERELİNDE SERT ÇIKIŞ: “NERDE KALDIĞINIZI EN İYİ SİZ BİLİYORSUNUZ”

Bursa yerel siyasetinde tansiyon yükselirken, Zafer Partisi Keles İlçe Başkanı Bahçet Arı’ndan dikkat çeken ve sert ifadeler içeren bir açıklama geldi. Yerel yönetimlere yönelik eleştirilerini peş peşe sıralayan Arı, geçmiş uygulamalar üzerinden yüklendiği açıklamasında “algı değil icraat” vurgusu yaptı. “NERDE KALDIĞINIZI HATIRLATMAYA GEREK YOK” Son dönemde kamuoyunda sıkça dile getirilen “Nerede kalmıştık?” söylemine gönderme yapan Arı, bu ifadeye sert bir karşılık vererek, “Siz nerede kaldığınızı çok iyi biliyorsunuz” dedi. Açıklamasında özellikle geçmişte alınan bazı kararların bugün görmezden gelindiğini savunan Arı, belediye yönetimlerini çifte standartla suçladı. SU ZAMMI ÜZERİNDEN YÜKLENDİ: “ÇOĞUNLUK SİZDEYDİ, HİÇ DÜŞÜNMEDEN GEÇİRDİNİZ” Arı’nın en sert eleştirilerinden biri, su fiyatlarına yapılan zamlar üzerinden geldi. Belediye meclisinde çoğunluğun kendilerinde olduğu dönemde alınan kararları hatırlatan Arı, bu artışların sorgulanmadan kabul edildiğini öne sürdü: “Mecliste çoğunluk sizdeyken, vatandaşı düşünmeden suya zam yaptınız. Şimdi çıkıp farklı söylemler üretmenin bir anlamı yok. Samimiyseniz, önce o zammı geri alın.” ULAŞIM ZAMLARI TARTIŞMASI: “DÜN ELEŞTİRDİĞİNİZİ BUGÜN SAVUNACAK MISINIZ?” Açıklamada ulaşım zamları da geniş yer buldu. Bursa genelinde yapılan zamların geçmişte sert şekilde eleştirildiğini hatırlatan Arı, bugünkü tutumun ne olacağını sorguladı: “Dünya genelinde akaryakıt fiyatları artmışken bile Bursa’daki ulaşım zamlarını siyasete malzeme yaptınız. Bugün aynı koşullar geçerliyken ne yapacaksınız? Aynı tepkiyi gösterebilecek misiniz?” LİYAKAT TARTIŞMASI: “YILLARCA SESSİZ KALDINIZ” Yerel yönetimlerdeki kadrolaşma tartışmalarına da değinen Arı, liyakat söylemleri üzerinden sert eleştirilerde bulundu. Geçmişte yapılan atamalara sessiz kalındığını iddia eden Arı, bugün aynı konunun gündeme taşınmasını “samimiyetsizlik” olarak nitelendirdi: “Yıllarca kendi kadrolarınızı en kritik noktalara yerleştirirken tek kelime etmediniz. Aynı durum size yapılınca ortalığı ayağa kaldırıyorsunuz. Bu millet bu çelişkiyi görüyor.” “ARTIK BAHANE YOK”: DAĞ YÖRESİ VURGUSU Bursa’nın dağ yöresine ilişkin sorunlara da dikkat çeken Arı, iki yıldır “büyükşehir destek vermiyor” gerekçesiyle çözüm üretilmediğini savundu. Artık bu söylemin geçerliliğini yitirdiğini belirten Arı, bölge halkının beklentilerinin karşılanması gerektiğini vurguladı: “İki yıldır aynı bahaneyi dinliyoruz. Artık oyalama dönemi bitti. Dağ yöresindeki vatandaşın beklentisini karşılamak zorundasınız.” “ALGILARLA DEĞİL, İCRAATLA KONUŞUN” Açıklamasının genelinde sert ve meydan okuyan bir dil kullanan Arı, yerel yönetimlere açık çağrıda bulundu: “Algı operasyonlarıyla değil, somut icraatlarla konuşun. Bu millet artık neyin ne olduğunu çok iyi biliyor.” YARGI VURGUSU: “HERKES EŞİT ŞEKİLDE HESAP VERMELİ” Açıklamasının sonunda dikkat çeken bir not paylaşan Arı, herhangi bir siyasi figürün destekçisi olmadığını özellikle belirterek, yargı süreçlerine ilişkin net bir tavır ortaya koydu. Mustafa Bozbey isminin geçtiği tartışmalara dolaylı gönderme yapan Arı, şu ifadeleri kullandı: “Kim olursa olsun, aynı dosyada adı geçen herkes eşit şekilde yargılanmalıdır. Yandaş ya da muhalif ayrımı kabul edilemez.” BURSA SİYASETİNDE GERİLİM YÜKSELİYOR Bu sert çıkış, Bursa yerel siyasetinde yeni bir tartışma dalgasının fitilini ateşledi. Özellikle zam politikaları, liyakat tartışmaları ve bölgesel hizmet eksiklikleri üzerinden yürüyen polemiklerin önümüzdeki günlerde daha da sertleşmesi bekleniyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.