Hava Durumu

#Kültürel Miras

- Kültürel Miras haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kültürel Miras haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

“AHŞABIN CAZİBESİ” ULUSLARARASI ARENADA FİNALDE: GORDİON ARKEOFİLM FESTİVALİ SEÇKİSİNDE DİKKAT ÇEKEN BAŞARI Haber

“AHŞABIN CAZİBESİ” ULUSLARARASI ARENADA FİNALDE: GORDİON ARKEOFİLM FESTİVALİ SEÇKİSİNDE DİKKAT ÇEKEN BAŞARI

Kültürel miras temalı yapımlarıyla son dönemde öne çıkan “Ahşabın Cazibesi” belgeseli, uluslararası festival yolculuğunda önemli bir başarıya imza atarak Gordion Arkeofilm Festivali final seçkisine girdi. Kastamonu’nun ahşap mimarisini ve geleneksel yaşam kültürünü merkezine alan yapım, hem Türkiye’de hem de yurt dışında dikkat çeken projeler arasında yer alıyor. Belgeselin yönetmenliğini ve yapımcılığını Gemlikli akademisyen Ersoy Soydan üstleniyor. Soydan, aynı zamanda Kastamonu Üniversitesi İletişim Fakültesi bünyesinde akademik çalışmalar yürüten bir isim olarak biliniyor ve kültürel miras, belgesel sinema ve görsel anlatı alanlarında üretimleriyle tanınıyor. KÜLTÜREL MİRAS ODAKLI BİR BELGESEL PROJE “Ahşabın Cazibesi”, özellikle Kastamonu’nun yüzyıllara dayanan ahşap yapı geleneğini, kırsal ve kentsel mimari dokuyu ve bu yapının toplumsal hafızadaki yerini sinema diliyle ele alıyor. Yapım, yalnızca mimari unsurları değil, aynı zamanda ahşabın bir yaşam kültürü olarak Anadolu’daki karşılığını da belgeliyor. Yaklaşık iki yıllık bir çekim sürecinin ardından tamamlanan belgesel, konaklardan köy evlerine, camilerden yayla yaşamına kadar geniş bir coğrafyayı kapsayan görsel bir arşiv niteliği taşıyor. Film, ahşabı yalnızca bir yapı malzemesi değil, aynı zamanda kültürel kimliğin taşıyıcısı olarak ele alıyor. FESTİVAL YOLCULUĞU VE ULUSLARARASI BAŞARI Belgesel, daha önce Türkiye’de çeşitli kültürel etkinliklerde gösterilmiş ve akademik çevrelerde ilgi görmüştü. İstanbul ve Bursa’daki özel gösterimlerin ardından festival sürecine dahil olan yapım, 27. Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivali’nde de “Kültürel Miras ve Korumacılık” kategorisinde finale kalmıştı. Bu süreçte dikkat çeken yapım, şimdi de Uluslararası Gordion Arkeofilm Festivali’nin final seçkisine girerek uluslararası bir platformda temsil edilmeye hak kazandı. Festivalin, arkeoloji ve sinemayı bir araya getiren yapısı nedeniyle belgeselin içeriğiyle doğrudan örtüştüğü değerlendiriliyor. GORDİON ANTİK KENTİ’NDE FİNAL GÖSTERİMLERİ Festival, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Gordion Antik Kenti ev sahipliğinde 24–27 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Antik kentin tarihi atmosferinde yapılacak gösterimler, arkeolojik mirasın sinema ile buluşmasına sahne olacak. “Ahşabın Cazibesi”nin de yer aldığı final seçkisi, Ukrayna, İran, Polonya, Belarus, Yunanistan, Sırbistan, Güney Kore ve İspanya gibi birçok ülkeden gelen yapımları bir araya getiriyor. Bu yönüyle festival, kültürler arası sinema üretiminin önemli bir buluşma noktası olarak öne çıkıyor. GEMLİKLİ AKADEMİSYENİN KÜLTÜREL ÜRETİMİ Gemlikli akademisyen Ersoy Soydan’ın imzasını taşıyan belgesel, aynı zamanda akademi ile sanatın kesiştiği bir üretim modeli olarak değerlendiriliyor. Soydan’ın çalışmaları, kültürel mirasın korunması ve görsel anlatı yoluyla gelecek kuşaklara aktarılması hedefiyle şekilleniyor. Belgesel, yalnızca bir sinema eseri olmanın ötesinde, Türkiye’nin somut olmayan kültürel mirasını görünür kılmayı amaçlayan bir araştırma ve kayıt projesi niteliği de taşıyor. KÜLTÜREL BELLEĞE KATKI “Ahşabın Cazibesi”, özellikle son yıllarda artan kültürel miras temalı yapımlar arasında özgün anlatımıyla öne çıkarken, Anadolu’nun geleneksel mimari hafızasını uluslararası platformlara taşıma hedefiyle dikkat çekiyor. Film ekibi, yapımın farklı festivallerde gösterilmeye devam edeceğini ve kültürel miras bilincine katkı sunmayı amaçladığını belirtiyor. Finale kalan yapımın Gordion Arkeofilm Festivali’ndeki gösterimi, hem akademik hem de sinema çevrelerinde merakla bekleniyor.

Romanya’da Hıdırellez Coşkusu: UNESCO Mirası Gelenekler Binlerce Kişiyi Buluşturdu Haber

Romanya’da Hıdırellez Coşkusu: UNESCO Mirası Gelenekler Binlerce Kişiyi Buluşturdu

ROMANYA / VENUS – Demokrat Tatar Birliği tarafından Romanya’nın Karadeniz kıyısındaki Venus tatil beldesinde düzenlenen Hıdırellez (Qıdırlez) Festivali, bu yıl da binlerce kişinin katılımıyla büyük bir coşku içerisinde gerçekleştirildi. 29-31 Mayıs 2026 tarihleri arasında Turquoise Plajı’nda düzenlenen festival, Tatar kültürünün yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması açısından önemli bir buluşmaya sahne oldu. Romanya UNESCO Millî Komisyonu’nun himayesinde gerçekleştirilen festival, Romanya Kültür Bakanlığı’nın desteğiyle hayata geçirilirken, Radio Constanța ve Alpha Media da etkinliğin medya ortakları arasında yer aldı. Festivalin resmi açılışında konuşan Demokrat Tatar Birliği Başkanı Naim Belgin, Hıdırellez’in yalnızca bir bayram değil, aynı zamanda Tatar halkının kültürel hafızasını yaşatan önemli bir miras olduğunu vurguladı. CNR-UNESCO temsilcisi Codrin Tăut ise Hıdırellez’in dünya kültür mirası açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek somut olmayan kültürel değerlerin korunmasının önemine değindi. UNESCO Mirası Oyunlar Büyük İlgi Gördü Festivalin en dikkat çekici bölümlerinden biri UNESCO kültürel mirası kapsamında değerlendirilen geleneksel oyunlar ve spor etkinlikleri oldu. Çocuklar ve gençler; toguz kumalak, bestemshe, göçürme (mangala), aşık atma, kol güreşi, tarihî okçuluk, geleneksel güreş, arkan tartıu (halat çekme) ve tayak tartış (sopa çekme) gibi asırlardır yaşatılan oyunları deneyimleme fırsatı buldu. Kurulan interaktif alanlar ve eğitim atölyeleri, özellikle genç kuşakların kültürel değerlerle buluşmasına katkı sağladı. Tatar Mutfağı ve Geleneksel Lezzetler Tanıtıldı Festival kapsamında kurulan gastronomi alanları da yoğun ilgi gördü. Katılımcılar Türk ve Tatar mutfağının seçkin örneklerini tatma fırsatı yakaladı. Etkinliğin öne çıkan lezzetlerinden biri, Menabit Özghiun tarafından hazırlanan ve UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alan Orta Asya’nın meşhur pilavı oldu. Pirinç, et, havuç, kuru üzüm, sarımsak ve baharatlarla hazırlanan geleneksel pilav ziyaretçilerden büyük beğeni topladı. Musafir Efendi Bistro ve Metin Hoca’nın katkılarıyla hazırlanan şibörek, cantık, sarburma ve köbete gibi geleneksel Tatar yemekleri de festival boyunca misafirlere ikram edildi. Türk kahvesi ve çay ikramlarıyla tamamlanan etkinlikte, UNESCO tarafından koruma altına alınan Türk kahvesi kültürü de ziyaretçilere tanıtıldı. El Sanatları ve Kültürel Miras Bir Arada Festival alanında kurulan stantlarda ziyaretçiler hat sanatı, deri işçiliği ve geleneksel el sanatlarını yakından inceleme imkânı buldu. Kültürel mirasın sadece sözlü anlatımlarla değil, uygulamalı etkinliklerle de aktarılması festivalin en güçlü yönlerinden biri olarak öne çıktı. Uluslararası Katılım Dikkat Çekti Festival, Romanya ve Moldova’dan çok sayıda yerel yönetici ve davetliyi de ağırladı. Prahova iline bağlı Măneciu Belediye Başkanı Florin Auras Dragomir ile Belediye Başkan Yardımcısı Daniela Devesel, Moldova Cumhuriyeti’nden Copceac Belediye Başkanı Oleg Garizan ve Comrat Belediye Başkanı Serghei Anastasov etkinliğe katılarak kültürel iş birliklerinin önemine vurgu yaptı. Gençler Kültürel Eğitimin Merkezinde Yer Aldı Festival kapsamında yürütülen eğitim faaliyetlerinde Bükreş 162 No’lu Ortaokulu ile Prahova’daki Ferdinand I Koleji öğrencileri de yer aldı. Nokors Tarihî Canlandırma Grubu, Ignis Vultus Tarihî Canlandırma Grubu, Tomis Constanța Kültür Derneği ve SENTO Derneği tarafından gerçekleştirilen gösteriler, ziyaretçilere tarihî ve kültürel bir yolculuk sundu. Hıdırellez Ateşi Yakıldı Festivalin akşam bölümünde düzenlenen konser ve halk dansları gösterileri büyük ilgi gördü. Dombra sanatçısı Dr. Mesut Baubek, sanatçı Elfin Receb, Moldova Cumhuriyeti’nden gelen konuk sanatçılar ve Albești’den “Plai de Dor” Halk Dansları Topluluğu sahne aldı. Üç gün süren etkinlikler, Turquoise Plajı’nda yakılan geleneksel “ataların ateşi” ile sona erdi. Katılımcılar ateş üzerinden atlayarak arınmayı, bereketi ve doğanın yeniden doğuşunu simgeleyen kadim Hıdırellez geleneğini yaşattı. Tatar kültürünün en önemli bayramlarından biri olan Hıdırellez, bu yıl da gelenek ile modern yaşamı buluşturarak kültürel mirasın yaşatılmasına önemli katkı sundu.

İlker Özaslan’dan Cumalıkızık İçin Kritik Uyarı: “UNESCO Unvanı Sınırsız Turizm Anlamına Gelmez” “Cumalıkızık yalnızca korunacak bir yapı topluluğu değil, yaşayan bir kültürdür” Haber

İlker Özaslan’dan Cumalıkızık İçin Kritik Uyarı: “UNESCO Unvanı Sınırsız Turizm Anlamına Gelmez” “Cumalıkızık yalnızca korunacak bir yapı topluluğu değil, yaşayan bir kültürdür”

Bursa’nın dünya çapında tanınan tarihi miras alanlarından Cumalıkızık’ın geleceği, Tayyare Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen kapsamlı değerlendirme toplantısında masaya yatırıldı. Bursa UNESCO Derneği Cumalıkızık Çalışma Grubu tarafından organize edilen toplantıda, tarihi köyün karşı karşıya olduğu tehditler, koruma sorunları, restorasyon eksiklikleri ve sürdürülebilir yönetim modeli detaylı biçimde ele alındı. Toplantının merkezinde ise Bursa UNESCO Derneği Başkanı İlker Özaslan’ın yaptığı kapsamlı değerlendirmeler yer aldı. Özaslan, Cumalıkızık’ın bugün yalnızca fiziksel yıpranma değil, aynı zamanda yoğun turizm baskısı, plansız büyüme, ekonomik eşitsizlik ve kentleşme tehdidi altında bulunduğunu söyledi. Katılımcılar arasında yerel yöneticiler, akademisyenler, alan başkanlığı uzmanları, sivil toplum temsilcileri, koruma uzmanları ve köy sakinleri yer aldı. Toplantı boyunca ortak görüş, Cumalıkızık’ın “sadece turistik bir destinasyon değil, yaşayan bir kültürel miras alanı” olduğu yönünde birleşti. İlker Özaslan: “Bir Günde 34 Bin Kişi Başarı Değil, Alarmdır” Bursa UNESCO Derneği Başkanı İlker Özaslan, toplantıda yaptığı konuşmada ziyaretçi yoğunluğunun artık ciddi bir tehdit boyutuna ulaştığını vurguladı. Geçtiğimiz yıl Cumalıkızık’ın bir günde yaklaşık 34 bin ziyaretçiyi ağırladığını hatırlatan Özaslan, bu yoğunluğun artık “övünülecek bir tablo” değil, yönetilmesi gereken bir kriz olduğuna dikkat çekti. Özaslan şu ifadeleri kullandı: “UNESCO Dünya Mirası unvanı sınırsız turist kabul etmek anlamına gelmez. Bir günde 34 bin kişinin geldiği bir tarihi köyde artık koruma-kullanma dengesi ciddi şekilde zarar görmeye başlar. Bu sayı bazı günlerde stadyum doluluğuna ulaşıyor. Böyle bir baskıyı tarihi bir köyün kaldırabilmesi mümkün değildir.” Cumalıkızık’ın taşıma kapasitesinin bilimsel yöntemlerle belirlenmesi gerektiğini ifade eden Özaslan, kontrollü ziyaretçi yönetimi, rezervasyon sistemi ve zaman planlamalı turizm modelinin artık kaçınılmaz hale geldiğini söyledi. “Cumalıkızık Bir Açık Hava AVM’sine Dönüştürülemez” Toplantıda turizmin niteliği üzerine de dikkat çeken değerlendirmeler yapıldı. İlker Özaslan, Cumalıkızık’ın yalnızca yoğun insan trafiği üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirterek şunları söyledi: “Bir günde 50 bin kişiye hediyelik eşya üretebilecek bir köy değiliz. Cumalıkızık bir açık hava AVM’si değildir. Burası yaşayan bir kültür alanıdır. İnsanlar burada yalnızca alışveriş yapmıyor; yüzlerce yıllık bir yaşam biçimine tanıklık ediyor.” Özaslan, köy ekonomisinin mevcut ziyaretçi baskısına göre şekillenmeye zorlanmasının geleneksel yaşamı bozabileceğini ifade etti. Yapı Stoğu Endişe Veriyor: “151 Yapı Müdahale Bekliyor” Toplantıda paylaşılan güncel yapı envanteri, köyün fiziksel durumuna ilişkin çarpıcı veriler ortaya koydu. Cumalıkızık’ta: 259 ev bulunduğu, bunların 168’inin tarihi yapı niteliğinde olduğu, 21 yapının tamamen yıkıldığı, 17 yapının harabe durumda olduğu, toplam 38 yapının ise oturulamaz halde bulunduğu açıklandı. İlker Özaslan, özellikle köylüye ait tarihi evlerin restorasyon sürecinde geri planda kalmasının ciddi bir sorun yarattığını belirtti. “Kamu yapıları restore edilirken köy halkının evlerinin büyük kısmı hâlâ destek bekliyor. İnsanlar yıllardır sırada bekliyor. ‘Benim evim neden restore edilmiyor?’ sorusu artık köyde çok yaygın. Koruma yükünü yalnızca köylünün omzuna bırakırsanız sürdürülebilir bir model kuramazsınız.” Toplantıda yaklaşık 113 evin restorasyon beklediği, harabe yapılarla birlikte yaklaşık 151 yapının acil müdahale gerektirdiği ifade edildi. “Köylüyü Suçlamak Kolay, Destek Vermek Zor” Toplantıda tarihi yapılarda görülen uygunsuz müdahaleler de gündeme geldi. Köydeki tarihi evlerin yaklaşık yüzde 70’inde usule uygun olmayan değişiklikler bulunduğu belirtilirken, İlker Özaslan bu durumun yalnızca “bilinçsizlik” ile açıklanamayacağını söyledi. “Köylüyü suçlamak kolay ama insanlar ekonomik olarak yalnız bırakıldı. Restorasyon maliyetleri çok yüksek. İnsanlar yıllardır destek bekliyor. Destek mekanizması güçlü kurulmadan koruma bilinci tek başına yeterli olmaz.” Özaslan, koruma politikalarının sosyal boyutunun göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı. “Öncelik Piknik Alanı Değil, Güvenlik ve Altyapı Olmalı” Toplantının dikkat çeken başlıklarından biri de altyapı ve güvenlik eksiklikleri oldu. Katılımcılar; sağlık altyapısının yetersizliği, acil tahliye planlarının eksikliği, yangın riskleri, yönlendirme sorunları, otopark baskısı, güvenlik eksiklikleri gibi sorunların artık kritik seviyeye ulaştığını ifade etti. İlker Özaslan, bu süreçte önceliklerin doğru belirlenmesi gerektiğini söyleyerek şu değerlendirmede bulundu: “Yoğun ziyaretçi baskısı sürerken yeni piknik alanları yapmak doğru öncelik değildir. Önce altyapıyı, güvenliği, koruma sistemlerini ve afet hazırlığını güçlendirmeliyiz.” “Cumalıkızık İçeriden Değil, Dışarıdan Gelen Baskıyla Yok Olabilir” Toplantının en çarpıcı uyarılarından biri de Bursa’daki hızlı kentleşme ve rant baskısına ilişkin oldu. İlker Özaslan, Cumalıkızık’ın çevresindeki yapılaşmanın giderek arttığını belirterek şunları söyledi: “Cumalıkızık içeriden değil, dışarıdan gelen baskıyla yok olabilir. Bursa büyüyor, kent baskısı köylere dayanıyor. Tarım alanları kayboluyor, doğal doku daralıyor. Eğer çevresel koruma politikaları güçlendirilmezse UNESCO alanını korumak tek başına yeterli olmayacaktır.” Uzmanlar, yalnızca köy merkezinin değil, çevresel bütünlüğün de korunması gerektiğine dikkat çekti. “Kadın Emeği ve Köy Belleği Korunmadan UNESCO Süreci Eksik Kalır” Toplantıda yalnızca fiziksel restorasyon değil, kültürel mirasın yaşayan unsurları da gündeme geldi. İlker Özaslan, Cumalıkızık’ın asıl değerinin günlük yaşam kültürü olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: “Köyün belleği, kadın emeği, geleneksel üretim kültürü ve kırsal yaşam kimliği korunmadan yalnızca binaları restore etmek yeterli olmaz.” Bu kapsamda boş kamu yapılarının; kadın üretim merkezleri, kültürel buluşma alanları, ziyaretçi karşılama merkezleri, sağlık destek noktaları olarak değerlendirilmesi önerildi. Uluslararası İş Birliği ve Yeni Koruma Modelleri Toplantıda Cumalıkızık’ın uluslararası ölçekte daha etkin tanıtılması ve koruma ağlarına dahil edilmesi gerektiği de vurgulandı. Safranbolu başta olmak üzere farklı UNESCO miras alanlarıyla deneyim paylaşımı yapılması, Avrupa’daki koruma modellerinin incelenmesi ve yabancı uzmanlarla ortak çalışmalar yürütülmesi önerildi. Ayrıca İngilizce tanıtım materyalleri hazırlanması ve Cumalıkızık’a özel belgesel projelerinin geliştirilmesi gerektiği ifade edildi. “Bu Mesele Siyaset Üstüdür” Toplantının sonunda ortak akıl ve katılımcı yönetim anlayışı ön plana çıktı. Kurumların, uzmanların ve köy halkının birlikte hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Bursa UNESCO Derneği Başkanı İlker Özaslan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Bu mesele siyaset üstüdür. Amaç çocuklara doğru korunmuş bir miras bırakmaktır. Cumalıkızık yalnızca bugünün değil, gelecek kuşakların da emanetidir.”

İYİ Parti Yıldırım İlçe Başkanı İsmail Seyis’ten Cumalıkızık Çağrısı: “Türkiye’de Bir Tane Cumalıkızık Var” Haber

İYİ Parti Yıldırım İlçe Başkanı İsmail Seyis’ten Cumalıkızık Çağrısı: “Türkiye’de Bir Tane Cumalıkızık Var”

BURSA – İYİ Parti Yıldırım İlçe Başkanı İsmail Seyis, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan tarihi Cumalıkızık Mahallesi’nin yaşadığı çevre ve yapılaşma sorunlarına dikkat çekerek yetkililere çağrıda bulundu. Seyis, bölgenin yeterince korunmadığını savunarak özellikle kaçak yapılaşma ve çevre kirliliğinin tarihi dokuya zarar verdiğini ifade etti. Osmanlı’nın erken dönem sivil mimarisini günümüze taşıyan ve Bursa’nın en önemli kültürel miras alanlarından biri olarak kabul edilen Cumalıkızık’ın ihmal edildiğini belirten Seyis, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Cumalıkızık, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmış ender güzellikte bir mahallemizdir. Ancak ne yazık ki bugün yeterince korunmadığını görüyoruz. Sit alanı olmasına rağmen kaçak yapılara göz yumuluyor, dereler çöplük haline geliyor.” Tarihi mahallede yaşanan çevre sorunlarının yalnızca bölge halkını değil, Bursa’nın turizm ve kültürel mirasını da olumsuz etkilediğini vurgulayan Seyis, özellikle dere yataklarındaki kirlilik görüntülerinin kabul edilemez olduğunu söyledi. “En azından çöpleri toplayalım” Yıldırım Belediyesi’ne ve ilgili kurumlara çağrıda bulunan Seyis, tarihi mirasın korunmasının günlük siyasi tartışmaların ötesinde ortak bir sorumluluk olduğuna dikkat çekti. Seyis açıklamasında, Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz’a da seslenerek şu değerlendirmede bulundu: “Buradan yetkililere sesleniyoruz; Türkiye’de bir tane Cumalıkızık var. Bu tarihi değeri korumak hepimizin görevi. En azından Yıldırım Belediyesi olarak çevre temizliği konusunda daha hassas davranalım, çöpleri toplayalım.” Cumalıkızık’ın yalnızca Bursa’nın değil, Türkiye’nin kültürel hafızasında önemli bir yere sahip olduğunu belirten Seyis, tarihi dokunun korunabilmesi için kaçak yapılaşmanın önüne geçilmesi, dere temizliği yapılması ve sürdürülebilir koruma politikalarının uygulanması gerektiğini ifade etti. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki alanların korunmasının uluslararası sorumluluk da taşıdığına dikkat çeken Seyis, Cumalıkızık’ın gelecek nesillere sağlıklı şekilde aktarılması için tüm kurumların ortak hareket etmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

DAĞDER’in 40. Yılında Kadınlardan Eğitime ve Kültüre Güçlü Destek Haber

DAĞDER’in 40. Yılında Kadınlardan Eğitime ve Kültüre Güçlü Destek

Bursa’nın köklü sivil toplum kuruluşlarından DAĞDER, 40. yılına yakışır anlamlı bir programa daha imza attı. Kadınlara özel düzenlenen “Eğitime Destek Kadın Gecesi”, eğitime destek, kültürel miras, kadın dayanışması, çocukların ve gençlerin sosyal gelişimi temalarıyla büyük ilgi gördü. DAĞDER tarafından Elegans Düğün Salonları Altın Salon’da düzenlenen “Eğitime Destek Kadın Gecesi”, yoğun katılım ve coşkulu atmosferiyle gerçekleştirildi. Kadınlara özel olarak düzenlenen gecede, dağ yöresinin kültürel zenginliği sahneye taşınırken, eğitime destek ve toplumsal dayanışma mesajları ön plana çıktı. Kuruluşunun 40. yılını kutlayan DAĞDER, bu özel gecede yalnızca bir sosyal etkinliğe değil; çocukların, gençlerin, kadınların, eğitimin ve kültürün aynı çatı altında buluştuğu anlamlı bir dayanışma programına ev sahipliği yaptı. Program, DAĞDER’in 40 yıllık birikimini, köklerine bağlılığını ve geleceğe dönük sosyal sorumluluk anlayışını güçlü bir şekilde ortaya koydu. Gecede DAĞDER’in çocuklara yönelik önemli çalışmalarından biri olan “Tohumdan Filize Çocuk Meclisi” de kamuoyuyla paylaşıldı. DAĞDER bünyesinde oluşturulan çocuk meclisiyle çocukların sosyal hayata aktif katılımının artırılması, özgüvenlerinin geliştirilmesi, temsil bilinci kazanmaları ve geleceğin bilinçli bireyleri olarak yetişmelerine katkı sunulması hedefleniyor. Programın en dikkat çeken bölümlerinden biri ise DAĞDER tarihinde ilk kez kurulan halk oyunları ekibinin sahne alması oldu. Genç ve minik ekiplerin yöresel kıyafetleriyle sergiledikleri halk oyunları gösterileri, salondaki katılımcılar tarafından büyük beğeniyle izlendi. Miniklerin ve gençlerin sahne performansı, DAĞDER’in kültürel mirası yeni nesillere aktarma konusundaki kararlılığının en güzel örneklerinden biri olarak değerlendirildi. Gecede ayrıca Güneybudaklar, Bıyıklıalan, Karaardıç, Avdan, Başak, Delice ve Çamoğlu köylerinden kadınlar ile Yörük Anası Ayşe ve Ekibi yöresel kıyafetleriyle sahne alarak yöresel oyunlar sergiledi. Dağ yöresinin geleneksel kültürünü, renklerini ve birlik ruhunu sahneye taşıyan kadınlar, geceye ayrı bir coşku kattı. Programda kadınların kültürel mirasın yaşatılmasındaki öncü rolü bir kez daha güçlü biçimde ortaya çıktı. Mahalli ses ve bakır sanatçısı Mehtap Takmaklı’nın sahne aldığı gecenin sunumunu Zeynep Akın gerçekleştirdi. Müzik, yöresel oyunlar, halk kültürü ve dayanışma ruhunun bir araya geldiği programda Dj Halime de katılımcılar unutulmaz bir gece yaşadı. Programın fotoğraf video çekimlerini ise Dağmedya olarak bilinen Ramazan Bayram yaptı. DAĞDER Başkanı Derya Başak, yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı: “DAĞDER olarak 40 yıllık köklü geçmişimizden aldığımız güçle, kültürümüzü yaşatmaya, kadınlarımızın sosyal hayattaki varlığını güçlendirmeye, çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğine katkı sunmaya devam ediyoruz. Eğitime Destek Kadın Gecemiz yalnızca bir eğlence programı değil; eğitime, kültüre, dayanışmaya ve geleceğe sahip çıkma iradesinin güçlü bir göstergesidir. Tohumdan Filize Çocuk Meclisimizle çocuklarımızın sesi olmayı, halk oyunları ekiplerimizle kültürümüzü yeni nesillere aktarmayı hedefliyoruz. Bu anlamlı geceye emek veren, katılan ve destek olan tüm kadınlarımıza, köylerimize ve gönüllülerimize teşekkür ediyorum.” Yoğun ilgiyle gerçekleştirilen program, DAĞDER’in 40. yılında dağ yöresinin değerlerini yaşatma, eğitime destek olma, kadınların toplumsal dayanışmadaki gücünü görünür kılma ve çocukları geleceğe hazırlama misyonunu bir kez daha ortaya koydu. Gecenin sonunda katılımcılar, birlik ve beraberlik içinde DAĞDER çatısı altında buluşmanın mutluluğunu yaşarken, program coşkulu görüntülerle sona erdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.