Hava Durumu

#Güvenlik

- Güvenlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Güvenlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ÖZDAĞ’DAN ADANA’DA SERT MESAJLAR: “SINIRLARDA VE SOKAKLARDA DEVLET HÂKİM OLACAK” Haber

ÖZDAĞ’DAN ADANA’DA SERT MESAJLAR: “SINIRLARDA VE SOKAKLARDA DEVLET HÂKİM OLACAK”

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Adana’da düzenlenen “Atatürk’ün Kızları Buluşuyor” programında konuştu. Sığınmacı politikası, kadınların güvenliği, uyuşturucu ve sanal kumar bağımlılığı ile kadına yönelik şiddete değinen Özdağ, “Türk milleti daha fazla sığınmacı ve kaçakların yükünü taşımamalı” dedi. Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Adana’da gerçekleştirilen programda partisinin güvenlik, göç ve kadın politikalarına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. SIĞINMACI POLİTİKASINA SERT ELEŞTİRİ Türkiye’de bulunan Suriyelilerin sayısına ilişkin açıklanan resmi rakamları sorgulayan Özdağ, sığınmacıların geri dönüşü yerine entegrasyon politikasının gündeme getirilmesini eleştirdi. Özdağ, Türkiye’de eğitim gören Suriyeli öğrenci sayısından hareketle açıklanan toplam nüfus rakamlarının gerçeği yansıtmadığını savundu. Sığınmacı meselesinin yalnızca ekonomik değil, güvenlik ve demografik açıdan da değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. “SOKAKLARDA DEVLETİN HÂKİM OLDUĞU TÜRKİYE SÖZÜ VERİYORUZ” Kadınların ve gençlerin sokaklarda kendilerini güvende hissetmeleri gerektiğini belirten Özdağ, çeteler ve organize suç yapılanmalarıyla daha güçlü mücadele edilmesi gerektiğini söyledi. Özdağ, “Sınırlarda devletin hâkim olduğu, sokaklarda devletin hâkim olduğu, polisin, jandarmanın hâkim olduğu, kadın erkek bütün vatandaşların kendilerini güvende hissettiği bir Türkiye sözü veriyoruz” ifadelerini kullandı. “KURŞUN GEÇİRMEZ OKUL ÇANTASI” TEPKİSİ Sosyal medyada gördüğünü belirttiği kurşun geçirmez okul çantası reklamını örnek gösteren Özdağ, toplumdaki güvenlik kaygısının geldiği noktayı eleştirdi. “Türkiye’yi kurşun geçirmez okul çantası üretecek noktaya getirdiler” diyen Özdağ, çocukların ve ailelerin güvenlik endişesi yaşamadan hayatlarını sürdürebileceği bir düzen oluşturulması gerektiğini söyledi. UYUŞTURUCU VE SANAL KUMARLA MÜCADELE MESAJI Uyuşturucu ve sanal kumar bağımlılığına da değinen Özdağ, partisinin “Tertemiz Türkiye Projesi” kapsamında bağımlılıkla mücadelede zorunlu tedavi modelini savunduğunu açıkladı. Özdağ, uyuşturucu ve kumar bağımlılığının yalnızca bireysel değil, aileleri ve toplumun tamamını etkileyen ciddi bir sorun haline geldiğini belirtti. KADINA ŞİDDET İÇİN YENİ DÜZENLEME ÇAĞRISI Kadına yönelik şiddetin arttığını savunan Özdağ, eğitimden ceza hukukuna kadar kapsamlı değişiklikler yapılması gerektiğini söyledi. Ortaokul ve lise müfredatlarında şiddete karşı bilinçlendirici eğitim verilmesini öneren Özdağ; boşanma davalarının daha kısa sürede sonuçlandırılması, uzaklaştırma kararlarının ihlalinde ise daha ağır yaptırımlar uygulanması gerektiğini ifade etti. Konuşmasının sonunda partisinin Türkiye genelindeki çalışmalarına devam edeceğini belirten Özdağ, Cumhuriyet’in kuruluş ilkeleri ve Atatürk çizgisinden taviz vermeyeceklerini söyledi.

DEVA Partisi İznik İlçe Başkanı Recep Genişler: "Afetlerde ilk dakikalar hayatla ölüm arasındaki çizgiyi belirliyor" Haber

DEVA Partisi İznik İlçe Başkanı Recep Genişler: "Afetlerde ilk dakikalar hayatla ölüm arasındaki çizgiyi belirliyor"

BURSA / İZNİK – Türkiye'nin deprem kuşağında bulunması, son yıllarda artış gösteren orman yangınları, endüstriyel kazalar ve diğer felaketler, afetlere hazırlık sürecini yeniden gündeme getirerek en kritik başlıklar arasına taşıdı. DEVA Partisi İznik İlçe Başkanı Recep Genişler, afet yönetiminde giderek önem kazanan "Taktik Tıp" yaklaşımına dair kapsamlı bir değerlendirme yaparak, afetlerin ilk dakikalarında gerçekleştirilen müdahalelerin binlerce kişinin hayatını kurtarmadaki kritik rolünü vurguladı. Genişler; büyük depremlerden sel felaketlerine, orman yangınlarından patlamalara kadar kitlesel yaralanmalara yol açan tüm afetlerde ilk saatlerin hayati öneme sahip olduğunu belirterek, klasik sağlık hizmetlerinin bu olağanüstü koşullarda tek başına yeterli olmayabileceğini ifade etti. Kaosun Ortasında Yaşam Mücadelesi Afetlerin sadece yapıları değil, şehirlerin genel işleyişini etkilediğini belirten Genişler, büyük bir deprem anında ortaya çıkan tabloyu şu sözlerle özetledi: "Yer sarsılıyor, binalar saniyeler içinde yıkılıyor, elektrikler kesiliyor, iletişim ağları çöküyor. Ambulanslar yolların kapanması nedeniyle ilerleyemiyor. Hastaneler kısa sürede doluyor. Arama kurtarma ekipleri enkaz altındaki yaşam mücadelesini sürdürürken, sağlık ekipleri sınırlı imkanlarla çok sayıda yaralıya ulaşmaya çalışıyor." Bu durumun yalnızca depremlere özgü olmadığını dile getiren Genişler; heyelanlar, büyük patlamalar, endüstriyel kazalar ve benzeri felaketlerde de benzer kriz ortamlarının yaşandığını söyledi. "En Kritik Soru: Önce Kime Müdahale Edilecek?" Afet sahasındaki en büyük sorunun, kısıtlı imkanlarla hangi yaralılara öncelik verileceği olduğunu ifade eden Genişler, modern afet yönetiminin bu noktasında "Taktik Tıp" yaklaşımının esas alınması gerektiğini dile getirdi. Genişler, "Afetlerde tüm yaralılara aynı anda müdahale etmek çoğu zaman mümkün değildir. Mevcut kaynaklarla mümkün olan en fazla insanın hayatını kurtarmaya yönelik bir önceliklendirme yapılması gerekir. İşte taktik tıp bu anlayış üzerine kuruludur." dedi. Artan Riskler Yeni Yaklaşımları Zorunlu Kılıyor İklim değişikliğinin doğal afetlerin sıklığını ve şiddetini artırdığına dikkat çeken Genişler; hızlı kentleşme, nüfus yoğunluğu ve kritik altyapıların riskli bölgelerde bulunmasının afetlerin etkisini daha da büyüttüğünü belirtti. Genişler'e göre artık sadece tedavi bilgisi yeterli değil; kriz yönetimi, güvenlik, lojistik, koordinasyon ve hızlı karar alma yetenekleri de afet müdahalelerinin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Altın Saat Hayat Kurtarıyor Travma tıbbında "Altın Saat" olarak tanımlanan ilk 60 dakikanın önemine değinen Genişler, ağır yaralanmalarda bu süre zarfında yapılacak doğru müdahalenin hayatta kalma oranlarını önemli ölçüde artırdığını belirtti. Durdurulamayan kanamalar, hava yolu tıkanıklıkları, solunum problemleri ve hipotermi gibi durumların saniyelerle yarıştığını ifade eden Genişler, "Afetlerde zaman yalnızca ilerlemez; aynı zamanda yaşam umudunu da tüketir." değerlendirmesinde bulundu. Taktik Tıp Nedir? Taktik tıbbın sadece acil sağlık hizmetlerinden ibaret olmadığını belirten Genişler; bu sistemin olay yeri güvenliği, ekiplerin korunması, kaynak yönetimi, tahliye stratejileri ve kurumlar arası koordinasyonu içeren kapsamlı bir kriz yönetimi modeli olduğunu söyledi. Genişler, bu yaklaşımın ilk olarak askeri operasyonlar için geliştirildiğini, günümüzde ise deprem, sel, endüstriyel kazalar ve kitlesel yaralanmaların yaşandığı birçok sivil olayda başarıyla uygulandığını ifade etti. "Afet Sahası Hastane Değildir" Afet bölgelerindeki koşulların hastane ortamından tamamen farklı olduğuna dikkat çeken Genişler; yıkılmış yapılar, artçı sarsıntılar, yangınlar, gaz kaçakları, elektrik hatları, kimyasal riskler ve panik halindeki kalabalıklar nedeniyle sağlık hizmeti sunumunun son derece karmaşık hale geldiğini söyledi. Bu nedenle, afet bölgelerinde görev yapan ekiplerin bu olağanüstü şartlara uygun eğitimler almasının hayati önem taşıdığını belirtti. Müdahalenin İlk Kuralı Güvenlik Taktik tıbbın temel prensiplerinden birinin "Kurtarıcı yaralanırsa kurtarma işlemi durur" anlayışı olduğunu vurgulayan Genişler, olay yerine ulaşan ekiplerin öncelikli olarak risk değerlendirmesi yapması gerektiğini ifade etti. Güvenliği sağlanmamış alanlarda yapılacak müdahalelerin hem sağlık çalışanlarını hem de yaralıları daha büyük tehlikelere atabileceğini söyleyen Genişler, planlı ve koordineli hareket etmenin önemine dikkat çekti. Kapsamlı Araştırma Dosyası Hazırlanıyor Recep Genişler; afet yönetimi ve taktik tıp politikalarını daha geniş bir çerçevede ele alarak Türkiye'nin afet risk haritası, deprem ve sel yönetimi, KBRN durumları, UMKE, AFAD, 112 Acil Sağlık, itfaiye ve güvenlik güçlerinin koordinasyonu, triyaj sistemi, psikolojik ilk yardım ve gönüllü destek sistemlerini içeren kapsamlı bir araştırma dosyası planladığını belirtti. Hazırlanacak bu çalışma ile afetlere hazırlık konusunda kamuoyunda farkındalık oluşturmayı ve stratejik yönetimin önemine dikkat çekmeyi amaçladığını açıkça ifade etti.

Veteriner Sağlık Çalışanları İçin “Beyaz Kod” Talebi: Kanun Teklifi Hazırlanıyor Haber

Veteriner Sağlık Çalışanları İçin “Beyaz Kod” Talebi: Kanun Teklifi Hazırlanıyor

Hürriyetçi Tarım ve Orman Sendikası (Hürriyetçi Tarım Orman-Sen), görev sırasında şiddete maruz kalma, kalan veteriner hekim, veteriner sağlık teknikerleri ve teknisyenlerinin sağlık çalışanlarına yönelik hukuki koruma mekanizmalarından yararlanabilmesi için harekete geçti. Sendika, veteriner sağlık çalışanlarının da “Beyaz Kod” kapsamını hazırlamasını planladığı kanun teklifini hazırladığını açıkladı. Sendika Genel Başkanı Muzaffer Genç, genel basın toplantısında özel sahada görev yapan veteriner sağlık çalışanlarının karşı karşıya kaldığı şiddet olaylarına dikkat ederek, düzenlenen düzenleme için TBMM'deki tüm siyasi partilerden destek istedi. ÇORUM'DAKİ SALDIRI GÜNDEME TAŞINDI Açıklamanın özeti, 1 Ağustos 2026'da Çorum'un Kınık Köyü'nde görev yapan Veteriner Hekim Yusuf Özdamar ile Veteriner Sağlık Teknikeri Sedat Uzunkaya'ya yönelik saldırıda bulunuldu. Sendikanın aktardığı bilgiler, iki görevliye göre, hayvan aşılama çalışması sırasında fiziksel olarak hasar görmüştü. Hürriyetçi Tarım Orman-Sen, olayı yalnızca çalışanların güvenliği açısından değil, hayvan sağlığı ve gıda güvenliği açısından da değerlendirdi. Genç, veteriner sağlık çalışanlarının yerine getirilmesi sırasında korunması gerektiğini belirtirken, sahadaki güvenlik sorunlarının artık yasal düzenlemelerle ele alınması gerektiğini savundu. “VETERİNERLER TOPLUM SAĞLIĞININ BİR PARÇASI” Sendika tarafından yapılan değerlendirmede, veteriner sağlık makinelerinin yalnızca dağıtma araçlarıyla sınırı olmadığı vurgulandı. İnsan, hayvan ve çevre ürünleri birlikte ele alan “Tek Sağlık” yaklaşımına dikkat çeken sendika, veteriner sağlık çalışanlarının yayılmasıyla mücadele, gıda güvenliği, biyogüvenlik ve sağlık hizmetlerinin korunması gibi alanlarda da görev yaptığını belirtti. Bu nedenle veteriner hekim ve veteriner sağlık çalışanlarının görev süreleri boyunca maruz kaldıkları süre boyunca, yalnızca bireysel bir meslek sorunu olarak görülmesi gerektiği şekilde kullanıldı. 2025 TARİHLİ ARAŞTIRMA DA GÜNDEME GETİRİLDİ Basın toplantısında veteriner hekimlere yönelik şiddete ilişkin akademik bilgiler verildi. Sendikanın aktardığı 2025 tarihli bir verilere göre, Ocak 2013-Kasım 2024 döneminde kamuoyuna yansıyan en az 33 şiddet vakası tespit edildi. Bu olayların arasında fiziksel saldırı, darp, sözlü saldırı, mala zarar verme, cinsel taciz ve görev başında öldürme vakalarının yer aldığı belirtildi. Sendika, resmi kayıtlara ve genel olarak yansımayan olayların dikkate alınmamasını savunarak, mevcut tablonun veteriner sağlık açısından ciddi bir güvenlik sorununun oluştuğunu dile getirdi. “BEYAZ KOD” KAPSAMİ GENİŞLETİLSİN Hürriyetçi Tarım Orman-Sen'in hazırladığı kanun teklifinin temel amacı, veteriner sağlık çalışanlarının görev sırasında ziyaretleri sırasında sağlık çalışanlarına yönelik mevcut koruma mekanizmalarından yararlanabilmesini sağlamaktır. Teklifte; Kamu ve özel görev yapan veteriner hekim, veteriner sağlık teknikerleri ve teknisyenlerinin kapsamı, Görev sırasında yaralama, tehdit ve hakaret eylemlerinde daha ağır cezalar, “Beyaz Kod” ihbarları ve hukuki destek aralıklarının veteriner sağlıklarını çalıştıran da kapsaması . TBMM'YE SİYASİ PARTİLERE ÇAĞRI Sendika, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne yapılan teklifin ardından siyasi partilerin saklandıklarını açıkladı. Genel Başkan Muzaffer Genç, veteriner sağlık çalışanlarının can güvenliğinin aynı zamanda toplum sağlığıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirterek, düzenlemenin siyasi muayenesinin yapılmadan dağıtım programında bulunduğunu belirtti. Genç ayrıca Çorum'daki saldırının adli sürecini takip edeceklerini ve sorumluların gerekli cezayı alması için süreci izleyeceklerini ifade etti. “GÖREV BAŞINDA HİÇBİR VETERİNER YALNIZ KALMAMALI” Hürriyetçi Tarım Orman-Sen, açıklamasının sonunda veteriner sağlık çalışanlarının güvenli çalışma garantisinin yasal güvencesini bir araya getirerek tam mesajını verdi. Sendikaya göre, yalnızca yaşanan saldırılara tepki göstermek değil, benzer olaylara kadar devam edecek kalıcı bir hukuki koruma sistemi oluşturmak. Sendika, veteriner hekimler ile veteriner sağlık teknikerleri ve cihazların donanımının güven içinde sürdürülebilmesi için “Beyaz Kod”un kapsamının genişletilmesi istenirken, planlanan kanun teklifinin Meclis'te yayınlanması çağrısını yineledi.

Bursa Seyyar ve Pazarcı Esnafı Oda Başkanı Refik Aksu’dan Hayırlı Olsun Ziyareti: “Birlik ve Beraberlik Güçleniyor” Haber

Bursa Seyyar ve Pazarcı Esnafı Oda Başkanı Refik Aksu’dan Hayırlı Olsun Ziyareti: “Birlik ve Beraberlik Güçleniyor”

Bursa'da seyyar ve pazarcı esnafının sesi Bursa Seyyar ve Pazarcılar Odası Başkanı Refik Aksu, yönetim kurulu Üyeleriyle birlikte Bursa Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Başkanımız Sayın Fahrettin Bilgit'i ziyaret etti. Hayırlı olsun ziyaretinde gerçekleşen buluşmada, esnaf camiasının birlik ve beraberliğini güçlendirecek samimi sohbetler yürütecek. Refik Aksu ve ekibi, ziyarette karşılıklı iyi paylaşımlarını paylaştı; birlik ve dayanışmanın önemine dikkat çekti. “Birliğimiz daim, muhabbetimiz bereketli olsun” mesajını veren Aksu, tüm esnaf ve sanatkâr camiasının hayırlı olmasını temenni etti. Çarşı ve Pazarlarda Artan Enflasyon Esnafı Zorluyor Ziyaret sırasında, Bursa'nın çarşı ve pazarlarında yaşanan ekonomik sorunlar da gündeme geldi. Enflasyonun aşırı yükselmesi, girdi maliyetlerindeki artış ve artan kira ve seyyar tezgâh giderleri, her gün daha fazla esnafın tezgâhını kapatmasına neden oluyor. Pazarcı esnafı, kısa dönem maliyetlerinin düşürülmesi, kira destekleri ve stok yönetimi gibi acil çözüm yolları üzerinde önerilerin geliştirilmesi gerektiğini belirtti. Açık ve Kapalı Pazar Yerlerinin Kronik Sorunları Esnaf temsilcileri, Bursa'daki açık ve kapalı pazar yerlerinin kronik sorunlarına dikkat çekti. Özellikle altyapı eksiklikleri, temizlik, güvenlik ve ulaşım sorunlarının, hem esnafın işlerinin arttığı hem de vatandaşın yaşam deneyiminin olumsuz yönde değiştiği vurgulandı. Başkan Aksu, "Pazarlarımızın sürdürülebilir, modern ve erişilebilir kullanımlarının hâline gelmesi için Birlik ile koordineli çalışmaya devam edilmektedir. Esnafın sesi duyulmalı, sorunlar adım adım çözülmeli" ifadesini kullandı. Ziyarette, esnaf camiasının birliğini pekiştirmesi ve kısa ve uzun süreli somut çözüm yollarının hizmetlerine yönelik terapiler hedefleniyor.

Hüdavendigar Kent Parkı’ndaki Yaya Köprüsü Tartışması: “Gerekçe Güvenlik mi, Abartı mı?” Nilüfer Deresi Üzerindeki Köprüde Geçiş Yasağı Tepki Çekti Haber

Hüdavendigar Kent Parkı’ndaki Yaya Köprüsü Tartışması: “Gerekçe Güvenlik mi, Abartı mı?” Nilüfer Deresi Üzerindeki Köprüde Geçiş Yasağı Tepki Çekti

Hüdavendigar Kent Parkı içerisinde yer alan ve Nilüfer Çayı üzerinden Nilüfer ile Osmangazi ilçelerini birbirine bağlayan çelik yaya manzarasının güvenlikten ayrılması, bölge sakinleri arasında tartışmaya neden oldu. Köprünün, “toplu geçişlerde aşırı sallandığı” yaya kullanımının kapatıldığı belirtilirken, bu karara tepki göstererek günlük ulaşımın uzadığını ifade etti. Vatandaşlar: “1,5 Kilometre Fazladan Yürümek Zorunda Kalıyoruz” Köprünün kapanışıyla birlikte iki ilçe arasında parktan doğrudan geçiş yapamayan yaklaşık 1,5 kilometrelik alternatif güzergâhı kullanmak zorunda kaldığı belirtiliyor. Bölge bölgeleri, özellikle yaşlılar ve çocuklu hastalar için bu durum ciddi bir hasar oluşmasını ifade ediyor. “Köprünün Sallanması Normal, Güvenlik Sistemi Çalışır” Teknik değerlendirmelerde ise çelik yaya köprülerinin belirli düzeyde olduğu Esneme ve salınım yapmanın mühendislik açısından normal olduğu vurgulanıyor. Dinamik yükler, rüzgar etkisi ve yoğun yaya kırılması altında köprülerin kontrollü şekilde hareket etmesinin yapısal olarak güvenli bir şekilde tasarlanmış bir parçası olduğu ifade ediliyor. Uzmanlar, bu tür salınımların çoğunun modern köprüde enerji sönümleme sistemi olarak görev yaptığını ve tek başına “tehlike” ifade etmediğini belirtiyor. Ahşap Kaplama ve Yipranma Tartışması Köprü zemininde kullanılan emprenyeli ahşap kaplamalarda yer aşınmaları bulunur, ancak bunun yerine düşük seviyelerde olduğu yönünde değerlendirmeler de uyarı geldi. Bölge halkının, bu durumun bakım-onarım çalışmalarıyla çözülebileceğini savunuyoruz. Belediyeden “Yoğun Yük” Gerekçesi Bursa Büyükşehir Belediyesi teknik ekiplerinin ise köprünün yoğun yaya kopması nedeniyle taşıma kapasitesinin zorlanması ve uzun süreli güvenlik riskinin oluşabileceği değerlendirildiği ifade ediliyor. Bu potansiyel köprünün geçici olarak kapatıldığı, ilerleyen süreçte teknik inceleme ve bakım çalışmalarının ardından yeniden değerlendirmenin yapılabileceği belirtiliyor. Gündemde “Liyakat ve Yönetim” Tartışması Kararın ardından bazı adayların başvuruları “gereksiz ve aşırı tedbir” olarak değerlendirilirken, yerel yönetimlerin teknik karar alma süreçlerine yönelik eleştiriler de gündeme geldi. Özellikle ulaşım kolaylığı sağlayan bir bağlantı noktasının kopmasının şehirdeki olumsuzluğun ortaya çıkması öne çıkıyor. Bölgenin, köprünün tamamen kapatılması yerine kontrollü bakım, sürdürülmesi ve düzenli denetimlerle açık tutulabileceğini savunuyor. Gözler Teknik İnceleme Sürecinde Köprünün geleceğiyle ilgili nihai kararın teknik raporları konusunda netleşirken, hem güvenlik hem de günlük yaşamı kolaylaştıracak bir çözüm talep ediyor.

İlker Özaslan’dan Cumalıkızık İçin Kritik Uyarı: “UNESCO Unvanı Sınırsız Turizm Anlamına Gelmez” “Cumalıkızık yalnızca korunacak bir yapı topluluğu değil, yaşayan bir kültürdür” Haber

İlker Özaslan’dan Cumalıkızık İçin Kritik Uyarı: “UNESCO Unvanı Sınırsız Turizm Anlamına Gelmez” “Cumalıkızık yalnızca korunacak bir yapı topluluğu değil, yaşayan bir kültürdür”

Bursa'nın dünya çapında kayıtlı tarihi miras bölgelerinin Cumalıkızık'ın geleceği, Tayyare Kültür Merkezi'nde kapsamlı bir değerlendirme toplantısında masaya yatırıldı. Bursa UNESCO Derneği Cumalıkızık Çalışma Grubu tarafından düzenlenen toplantıda, tarihi köyün karşı karşıya olduğu tehditler, koruma sorunları, onarım eksiklikleri ve sürdürülebilir yönetim modeli ayrıntılı biçimde ele alındı. Toplantının merkezinde ise Bursa UNESCO Derneği Başkanı İlker Özaslan'ın kapsamlı değerlendirmesi yer aldı. Özaslan, Cumalıkızık'ın bugün yalnızca fiziksel yıpranma olmadığını, aynı zamanda yoğun turizm baskısı, plansız büyüme, ekonomik eşitsizlik ve kentleşme tehdidi altında bulunduğunu söyledi. Yerel yöneticiler, akademisyen katılımcılar, alan başkanlıkları, sivil toplum temsilcileri, koruma üyeleri ve köy sakinleri yer aldı. Toplantı boyunca ortak görüş, Cumalıkızık'ın “sadece turistik bir destinasyon değil, yaşayan bir kültürel miras alanı” yönünde birleşti. İlker Özaslan: “Bir Günde 34 Bin Kişi Başarı Değil, Alarmdır” Bursa UNESCO Derneği Başkanı İlker Özaslan, toplantıda yaptığı konuşmada ziyaretçilerin artık ciddi bir tehdidin boyutuna ulaştığını vurguladı. Geçen yıl Cumalıkızık'ın bir gündemi yaklaşık 34 bin ziyaretçiyi ağırladığını hatırlatan Özaslan, bu yoğunluğun artık “övülecek bir tablo” değil, günlük olarak devam edecek bir krize dikkat çekti. Özaslan şu ifadeleri kullandı: "UNESCO Dünya Mirası tanımı sınırsız turist kabul etmek anlamına gelmiyor. Bir günde 34 bin kişinin geldiği bir tarih köyde artık koruma-kullanma tehlikesi ciddi şekilde zarar görmeye başlıyor. Bu sayı bazı günlerde durma doluluğuna ulaşıyor. Böyle bir baskıyı tarihi bir köyün kaldırılması mümkün değil." Cumalıkızık'ın taşıma kapasitesinin raporlanmasının belirlenmesini ifade etmeyen Özaslan, kontrollü ziyaretçi yönetimi, rezervasyon sistemi ve zaman planlamalı turizm modelinin artık kaçınılmaz hale geldiğini söyledi. “Cumalıkızık Bir Açık Hava AVM'sine Dönüştürülemez” Toplantıda turizmin özetlendiği üzerine dikkat edilerek değerlendirme yapıldı. İlker Özaslan, Cumalıkızık'ın yalnızca yoğun insan trafiği üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirttiğini söyledi: "Bir günde 50 bin kişiye hediyelik eşya üretebilecek bir köy değildir. Cumalıkızık bir açık hava AVM'si değildir. Burada yaşayan bir kültür alanıdır. İnsanlar burada yalnızca alışveriş yapmıyor; basit yıllık bir yaşam biçimine tanıklık ediyor." Özaslan, köy ekonomisinin mevcut ziyaretçi baskısına göre şekillenmeye zorlanmasının geleneksel yaşamın bozabileceğini ifade etti. Yapı Stoğu Endişe Veriyor: “151 Yapı Müdahale Bekliyor” Toplantıda genel güncel yapı envanteri, köyün fiziksel durumunun aralıkları ortaya konuldu. Cumalıkızık'ta: 259 evin bulunduğu, bunların 168'inin tarihi yapı niteliğinde olduğu, 21'inin tamamen yıkıldığı, 17'sinin harap durumda olduğu, toplam 38'inin ise oturulamaz halde bulunduğu açıklandı. İlker Özaslan, özellikle köylüye ait tarihi evlerin onarım sürecinde geri planın korunmasının ciddi bir sorun yarattığını belirtti. "Kamu yapıları restore edilirken köydeki evlerin büyük bir kısmı destekleniyor. İnsanlar yıllardır bekliyor. 'Benim evim neden geri yüklenemiyor?' Artık köyde çok yaygın. Korumanın yalnızca köylünün omuzlarına bırakırsanız sürdürülebilir bir model kuramazsınız.” Toplantıda yaklaşık 113 evin restorasyonu bekleniyor, harabe yapılarla birlikte yaklaşık 151 yıllık acil müdahalenin yapıldığı belirtildi. “Köylüyü Suçlamak Kolay, Destek Vermek Zor” Toplantı tarihi yapılarında görülen uygunsuz müzakereler de gündeme geldi. Köydeki tarihi evlerin yaklaşık yüzde 70'inde usule uygun olmayan değişikliklerin bulunduğu belirtilirken, İlker Özaslan bu durumun yalnızca “bilinçsizlik” ile açıklanamayacağını söyledi. “Köylüyü suçlamak kolay ama insanlar ekonomik olarak yalnız bırakıldı. Restorasyon maliyetleri çok yüksek. İnsanlar yıllardır destek bekliyor. Destek mekanizması güçlü kurulmadan koruma bilinci tek başına yeterli olmaz.” Özaslan, koruma politikalarının sosyal boyutunun göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı. “Öncelik Piknik Alanı Değil, Güvenlik ve Altyapı Olmalı” Toplantının dikkat çeken başlıklarından biri de altyapı ve güvenlik eksiklikleri oldu. Katılımcılar; sağlık altyapısının yetersizliği, acil tahliye planlarının eksikliği, yangın riskleri, yönlendirme sorunları, otopark baskısı, güvenlik eksiklikleri gibi sorunların artık kritik seviyeye ulaştığını ifade etti. İlker Özaslan, bu süreçte önceliklerin doğru belirlenmesi gerektiğini söyleyerek şu değerlendirmede bulundu: “Yoğun ziyaretçi baskısı sürerken yeni piknik alanları yapmak doğru öncelik değildir. Önce altyapıyı, güvenliği, koruma sistemlerini ve afet hazırlığını güçlendirmeliyiz.” “Cumalıkızık İçeriden Değil, Dışarıdan Gelen Baskıyla Yok Olabilir” Toplantının en çarpıcı uyarılarından biri de Bursa’daki hızlı kentleşme ve rant baskısına ilişkin oldu. İlker Özaslan, Cumalıkızık’ın çevresindeki yapılaşmanın giderek arttığını belirterek şunları söyledi: “Cumalıkızık içeriden değil, dışarıdan gelen baskıyla yok olabilir. Bursa büyüyor, kent baskısı köylere dayanıyor. Tarım alanları kayboluyor, doğal doku daralıyor. Eğer çevresel koruma politikaları güçlendirilmezse UNESCO alanını korumak tek başına yeterli olmayacaktır.” Uzmanlar, yalnızca köy merkezinin değil, çevresel bütünlüğün de korunması gerektiğine dikkat çekti. “Kadın Emeği ve Köy Belleği Korunmadan UNESCO Süreci Eksik Kalır” Toplantıda yalnızca fiziksel restorasyon değil, kültürel mirasın yaşayan unsurları da gündeme geldi. İlker Özaslan, Cumalıkızık’ın asıl değerinin günlük yaşam kültürü olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: “Köyün belleği, kadın emeği, geleneksel üretim kültürü ve kırsal yaşam kimliği korunmadan yalnızca binaları restore etmek yeterli olmaz.” Bu kapsamda boş kamu yapılarının; kadın üretim merkezleri, kültürel buluşma alanları, ziyaretçi karşılama merkezleri, sağlık destek noktaları olarak değerlendirilmesi önerildi. Uluslararası İş Birliği ve Yeni Koruma Modelleri Toplantıda Cumalıkızık’ın uluslararası ölçekte daha etkin tanıtılması ve koruma ağlarına dahil edilmesi gerektiği de vurgulandı. Safranbolu başta olmak üzere farklı UNESCO miras alanlarıyla deneyim paylaşımı yapılması, Avrupa’daki koruma modellerinin incelenmesi ve yabancı uzmanlarla ortak çalışmalar yürütülmesi önerildi. Ayrıca İngilizce tanıtım materyalleri hazırlanması ve Cumalıkızık’a özel belgesel projelerinin geliştirilmesi gerektiği ifade edildi. “Bu Mesele Siyaset Üstüdür” Toplantının sonunda ortak akıl ve katılımcı yönetim anlayışı ön plana çıktı. Kurumların, hücrelerin ve hücrelerin birlikte hareket etmesini vurgulayan Bursa UNESCO Derneği Başkanı İlker Özaslan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: "Bu mücadele siyasetin üstüdür. Amaçların doğru korunan bir mirastan ayrılmasıdır. Cumalıkızık yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin da emanetidir."

Eğitim Bir-Sen'den okul saldırılarına sert tepki! Haber

Eğitim Bir-Sen'den okul saldırılarına sert tepki!

Memur-Sen Bursa İl Temsilcisi ve Eğitim-Bir-Sen Bursa 1 No’lu Şube Başkanı Ramazan Acar, Siverek Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşanan saldırıya ilişkin Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde gerçekleştirdiği açıklamasında, eğitim kurumlarında artan şiddet olaylarına dikkat çekti. “ŞİDDET OLAYLARI, TOPLUMSAL SORUN HALİNE GELMİŞTİR” Memur-Sen Bursa İl Temsilcisi ve Eğitim-Bir-Sen Bursa 1 No’lu Şube Başkanı Ramazan Acar, “Bugün buraya Siverek Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde, eski bir öğrenci tarafından gerçekleştirilen menfur saldırıyı protesto etmek üzere toplanmış bulunuyoruz. Bir kez daha görülmüştür ki; okullarımızda eğitimcilerimize ve öğrencilerimize yönelen şiddet olayları münferit eylemler olmaktan çıkmış, yaygın bir toplumsal sorun haline gelmiş, toplumsal çürümeyi gün yüzüne çıkarmıştır” dedi. “ÇÖZÜM ÜRETMEKTE İSTEKSİZ DAVRANILIYOR” Eğitim sistemimizin en önemli paydaşlarından biri olarak; daha iyi bir eğitim, daha iyi bir müfredat, pedagojik yöntemler, daha ileri amaçlar üzerine kafa yormamız gerekirken eğitim kurumlarında yaşanan şiddet olaylarını konuşmak durumunda kaldıklarını belirten Acar, hal böyle iken yetkililerin çözüm üretmekte yetersiz kaldığını veya isteksiz davrandığını söyledi. “CAN GÜVENLİĞİ, EĞİTİM-ÖĞRETİMİN ÖNÜNE GEÇTİ” Eğitimciye yönelen şiddetin vaka-i adiyeden bir hale geldiğini ifade eden Acar, eğitim çağındaki çocukların şiddete başvurduğu, silaha kolayca ulaşarak pervasızca suç işlediği bir zaman diliminde olunduğunu belirtti. Aklına esenin, aklı kesenin ya da aklı başında olmayanın öğretmene, okul yöneticisine, eğitim çalışanına, öğrenciye şiddet uyguladığı, can güvenliğinin eğitim-öğretimin önüne geçtiği bir zemine doğru hızla yol alındığını ifade eden Acar, eğitimciye şiddetin bireysel suç vakaları olmaktan çıkarak eğitim, aile ve toplum politikalarının sorgulanmasını gerektiren bir iş güvenliği sorununa dönüştüğünü söyledi. “GEREKLİ TEDBİRLER ALINMALI” Evrensel hukuk ve anayasada ifadesini bulan hayat hakkı ve can güvenliği ilkesi çerçevesinde devletin ölüme, yaralanmaya ve zarara sebebiyet verilmesini önleme yükümlülüğü olduğunu ifade eden Acar, devletin vatandaşlarını korumak için gerekli tedbirleri almak zorunda olduğunu söyledi. Aynı şekilde devletin okullarda güvenli ve huzurlu bir çalışma ve eğitim-öğretim ortamı tesis etmek durumunda olduğunu belirten Acar, MEB’in birinci önceliğinin eğitim kurumlarında güvenlik olması gerektiğini vurguladı. Acar, eğitim kurumlarında yaşanan şiddet olaylarının yalnızca güvenlik boyutuyla değil; sosyal, psikolojik, eğitsel ve değerler yönleriyle birlikte ele alınması gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Okulların temizlik ve güvenlik personeli ihtiyacı karşılanmalı.Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri daha etkin ve daha erişilebilir hale getirilmeli, öğrenci sayısına bakılmaksızın her okula rehber öğretmen verilmeli, riskli okulların rehber öğretmen normu artırılmalı.Okul-aile iş birliği, okul güvenliği ekseninde yeniden ele alınmalı.Riskli durumların erken tespiti ve önlenmesine yönelik mekanizmalar, daha işlevsel hale getirilmeli.Öğretmene saygıyı yeniden tesis etmek için hem millî-manevî değerlerimizden, köklü geleneklerimizden hem de dünyadaki örnek uygulamalardan faydalanmalıyız.Öğretmenliğin itibar kazanması ve eğitim sistemimizin istendik seviyeye gelmesi için öğretmenlik mesleğinin öncelikle tercih edilmesini sağlayacak maddî-manevî koşulları oluşturmalı, millî-manevî eğitime önem vermeliyiz.Eğitim süreçlerinde öğrencilerin yalnızca akademik değil; sosyal, duygusal ve psikolojik gelişimlerini de destekleyen bütüncül bir yaklaşıma daha fazla ağırlık verilmeli.Okula aidiyet duygusunu geliştirecek, insana saygıyı artıracak tedbirler alınmalı.Emniyet iş birliği ile okul giriş ve çıkışlarında ve okul çevresinde daha etkin denetimler yapılmalı.MEB’in merkez ve taşra teşkilatında okul güvenliği ile alakalı ayrı bir birim kurulmalı.Tüm okul türlerinde disiplin mevzuatı okul güvenliği ekseninde yeniden ele alınmalı.Cezai ehliyet yaşı düşürülmeli.” “SALDIRIYI BİR KEZ DAHA LANETLİYORUZ” Acar, Siverek’te yaşanan menfur olayın eğitim çalışanlarına yönelik şiddetin son örneği olması gerektiğini belirterek, eğitimcilerin her türlü şiddet ve saldırı karşısında savunmasız bırakılmaması gerektiğini ifade etti. Acar, “Eğitimciye yönelik şiddeti protesto ettiğimiz, yetkilileri daha etkin tedbirler almaya davet ettiğimiz açıklamamız burada sona ermiştir. Siverek’te, menfur saldırıda yaralanan 16 canımıza Cenab-ı Allah’tan acil şifalar diliyor, menfur saldırıyı bir kez daha lanetliyor, eğitimde şiddetin takipçisi olmaya devam edeceğimizi ilan ediyoruz” dedi.

A Parti Bursa’dan okullarda şiddete karşı sert çıkış: “Artık yeter!” Haber

A Parti Bursa’dan okullarda şiddete karşı sert çıkış: “Artık yeter!”

Anahtar Parti Genel Merkez Eğitim Politikaları Başkanlığı tarafından 81 ilde organize edilen basın açıklaması, Bursa Milli Eğitim Müdürlüğü önünde gerçekleşti. Açıklamaya Eğitim Politikalarından Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Kemal Karakaya, ilçe başkanları ve il-ilçe yöneticileri ile parti mensupları katıldı. “Her Çocuk Devlete Emanet” Toplumun derin bir endişe içinde olduğunu vurgulayan Aslan, velilerin çocuklarını okula gönderirken artık tedirginlik yaşadığını ifade etti. Okulların güvenli alanlar olması gerektiğinin altını çizen Aslan, “Okul kapısından giren her çocuk bizlere emanettir. Ancak bugün bu emaneti korumakta ciddi zafiyetler yaşandığı ortadadır” diye konuştu. “Sadece Kınamak Yetmez” Yaşanan olayların ardından yalnızca kınama mesajlarıyla ilerlemenin yetersiz olduğunu dile getiren Aslan, somut ve profesyonel adımlar atılması gerektiğini belirtti. Güvenlik meselesinin temennilerle değil, sistemli çözümlerle ele alınması gerektiğini vurguladı. 3 Maddelik Güvenlik Çağrısı Aslan, eğitim kurumlarında uygulanması gereken üç temel öneriyi kamuoyuyla paylaştı: 1-Özel eğitimli güvenlik personeli: Çocuk psikolojisi, kriz yönetimi ve öfke kontrolü alanlarında eğitim almış uzmanların okullarda görev yapması 2-Akıllı kartlı giriş sistemleri: Okullara giriş-çıkışların kontrol altına alınması *3-Yapay zekâ destekli güvenlik: Şüpheli hareketlerin önceden tespit edilerek emniyet birimlerine anlık bildirilmesi “Güvenli Okul, Güvenli Gelecek” Eğitimde şiddetin sadece kınanarak sona ermeyeceğini vurgulayan Aslan, “Çocuklarımızın korkmadan teneffüse çıkabildiği, öğretmenlerimizin can güvenliği endişesi taşımadığı bir eğitim ortamı istiyoruz” dedi. Açıklamasında hayatını kaybeden öğretmen ve öğrenciler için rahmet dileyen Aslan, yetkililere çağrıda bulunarak okulların birer “güven adasına” dönüştürülmesi için önerilerinin hızla hayata geçirilmesini istedi. Basın açıklaması, “Çocuklarını koruyamayanların koruyacak başka hiçbir şeyi kalmaz. Çocuklarımızı korumak, geleceğimizi korumaktır” sözleriyle sona erdi.

Saldırıda katledilen Ayla öğretmenin kahramanlığı... Haber

Saldırıda katledilen Ayla öğretmenin kahramanlığı...

Kahramanmaraş'taki Ayser Çalık Ortaokulu'na düzenlenen saldırıda öğretmen Ayla Kara'nın hayatını kaybettiği öğrenildi. 9 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ Kahramanmaraş'ta ortaokulda 8'inci sınıf öğrencisi tarafından yapılan saldırıda 1 öğretmen ile 8 öğrenci hayatını kaybetti. Saldırıda ömrünü yitiren matematik öğretmeni Ayla Kara'nın, alanlarını korumak amacıyla kendini siper ettiği süreçte kaybettiği bilgilere ulaşıldı. Okulda yaşanan üzücü olaylarda, uygulayıcılar ve uygulayıcılar büyük bir şok yaşadı. Saldırının hemen ardından bölgeye çok sayıda sağlık ve güvenlik ekibi yönlendirilirken, yaralılar acil hastanelere kaldırıldı. FEDAKARLIĞI YÜREK BURKDU Görev yaptığı sürelerle birlikte yakın bağ ve mesleğine olan özverisiyle tanınan Ayla Kara'nın, olayın anlarda katıldığı öğrenildi. Kara'nın, tehlikeden uzak tutmak için üzerlerine atladığı ortaya çıkma, acıyı daha da artırdı. OKULUN SEVİLEN ÖĞRETMENİYDİ Meslektaşları ve öğrencileri tarafından sevilen bir öğretmen olduğu belirtilen Ayla Kara'nın vefatı, eğitim camiasında derin bir üzüntüye neden olduğu belirtildi. Ayla Öğretmenin meslektaşları, sosyal medya platformlarında paylaştıkları mesajlarla yaşananların derin üzüntüyü dile getirdi. Kara'nın insanlarına olan bağlılığı, fedakarlığı ve örnek tutulmasına vurgu yapılan paylaşımlarda, eğitim camiasının önemli bir değeri kaybedildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.