Hava Durumu

#Enflasyon

- Enflasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Enflasyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

"Servet belirli kesimlerde toplanırken milyonlar geçim savaşı veriyor" Haber

"Servet belirli kesimlerde toplanırken milyonlar geçim savaşı veriyor"

Saadet Partisi Bursa İl Başkan Yardımcısı Nebi Yurtsever, gelir dağılımındaki bozulma ve artan hayat pahalılığına ilişkin yaptığı kapsamlı basın açıklamasında iktidarın ekonomi politikalarını sert sözlerle eleştirdi. Türkiye'de ekonomik büyümenin toplumun geniş kesimlerine yansımadığını savunan Yurtsever, "Bir tarafta servet ve gelir belirli kesimlerde yoğunlaşırken, diğer tarafta milyonlarca vatandaş temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekiyor. Bu tablo sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmıyor." ifadelerini kullandı. Saadet Partisi Bursa İl Başkan Yardımcısı Nebi Yurtsever, kamuoyuyla paylaştığı yazılı açıklamada Türkiye ekonomisinde yaşanan gelir adaletsizliğinin her geçen gün daha da derinleştiğini öne sürdü. Yurtsever, yüksek enflasyon, hayat pahalılığı ve alım gücündeki gerilemenin toplumun geniş kesimlerini yoksullaştırdığını savunarak, mevcut ekonomi yönetimini sert sözlerle eleştirdi. Ekonomik büyümenin yalnızca makro ekonomik verilerle değerlendirilemeyeceğini ifade eden Yurtsever, büyümenin anlamlı olabilmesi için toplumun tamamının refah seviyesinin yükselmesi gerektiğini söyledi. "Rakamlar büyüyor, vatandaş fakirleşiyor" Türkiye'de açıklanan büyüme verilerinin vatandaşın günlük yaşamına olumlu yansımadığını ileri süren Yurtsever, üretilen zenginliğin adil paylaşılmadığını savundu. "Eğer ekonomik büyüme milyonlarca insanın mutfağına, sofrasına ve cebine yansımıyorsa, bu büyümenin toplum açısından bir anlamı kalmaz." diyen Yurtsever, emeğin karşılığının alınamadığı bir ekonomik düzende gerçek kalkınmadan söz edilemeyeceğini ifade etti. Yurtsever'e göre bugün Türkiye'nin en önemli ekonomik sorunlarının başında gelir dağılımındaki bozulma geliyor. Özellikle son yıllarda yaşanan yüksek enflasyonun ve artan yaşam maliyetlerinin en büyük yükünü dar ve sabit gelirli vatandaşların taşıdığını belirten Yurtsever, çalışanların, emeklilerin, çiftçilerin, küçük esnafın ve gençlerin her geçen gün daha ağır ekonomik koşullarla karşı karşıya kaldığını dile getirdi. "Servet belirli kesimlerde toplanıyor" Açıklamasında gelir dağılımındaki bozulmanın yalnızca ekonomik değil aynı zamanda sosyal bir kriz haline geldiğini savunan Yurtsever, mevcut tablonun toplumsal dengeleri de olumsuz etkilediğini ifade etti. "Bir tarafta servet ve gelir belirli kesimlerde yoğunlaşırken, diğer tarafta milyonlarca vatandaşımız temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekmektedir." diyen Yurtsever, bu durumun sosyal adaleti, fırsat eşitliğini ve toplumsal huzuru zedelediğini öne sürdü. Gelir adaletsizliğinin aile yapısından eğitime kadar birçok alanda olumsuz sonuçlar doğurduğunu ifade eden Yurtsever, yoksulluğun yaygınlaşmasının çocukların eğitim imkânlarını sınırladığını, gençlerin ise gelecek kaygısıyla yaşamaya mecbur bırakıldığını savundu. "Hayat pahalılığı milyonları yoksullaştırıyor" Yurtsever, artan kira fiyatları, gıda maliyetleri, enerji giderleri ve temel tüketim harcamalarının vatandaşın bütçesini her geçen gün daha fazla zorladığını belirtti. Dar gelirli ailelerin ay sonunu getirebilmek için borçlanmak zorunda kaldığını ifade eden Yurtsever, emeklilerin maaşlarının temel ihtiyaçları karşılamakta yetersiz kaldığını, çalışanların ücretlerinin ise yüksek enflasyon karşısında hızla eridiğini ileri sürdü. Çiftçilerin artan üretim maliyetleri nedeniyle üretmekte zorlandığını, küçük esnafın ise düşen alım gücü nedeniyle ayakta kalma mücadelesi verdiğini dile getiren Yurtsever, ekonomik sorunların artık toplumun her kesimini etkileyen yapısal bir krize dönüştüğünü savundu. "Ekonominin merkezinde insan olmalı" Saadet Partisi olarak ekonomik kalkınmanın yalnızca büyüme rakamlarıyla değil, vatandaşın yaşam kalitesiyle ölçülmesi gerektiğini belirten Yurtsever, ekonominin merkezinde insanın yer aldığı bir model önerdiklerini ifade etti. Üretimin desteklendiği, emeğin karşılığını aldığı ve herkesin insanca yaşayabileceği bir ekonomik düzenin mümkün olduğunu savunan Yurtsever, ekonomik politikaların belirli kesimlerin değil toplumun tamamının refahını artırmayı hedeflemesi gerektiğini söyledi. "Faiz ve rant ekonomisi yerine üretim ekonomisi" Milli Görüş hareketinin yıllardır "Adil Düzen" anlayışını savunduğunu hatırlatan Yurtsever, mevcut ekonomik sistemin üretim yerine rantı teşvik ettiğini öne sürdü. Yurtsever, "Ekonomi belirli bir kesimin daha fazla zenginleşmesine değil, milletin tamamının refahına hizmet etmelidir. Üretimin, istihdamın ve paylaşımın esas alındığı; faiz, rant ve spekülasyon yerine yatırımın, sanayinin, tarımın ve emeğin desteklendiği bir ekonomik model Türkiye'nin ihtiyacıdır." ifadelerini kullandı. "Türkiye'nin günü kurtaran değil kalıcı politikalara ihtiyacı var" Ekonomik sorunların geçici tedbirlerle çözülemeyeceğini savunan Yurtsever, üretimi artıracak, istihdamı güçlendirecek ve vergi sisteminde adaleti sağlayacak yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti. Çiftçinin üretmeye, sanayicinin yatırım yapmaya, esnafın ayakta kalmaya ve gençlerin umutla geleceğe bakmaya ihtiyaç duyduğunu söyleyen Yurtsever, sosyal devlet anlayışının güçlendirilmesi gerektiğini dile getirdi. "Güçlü devlet ancak güçlü milletle mümkündür" Açıklamasının sonunda sosyal adalet vurgusu yapan Yurtsever, güçlü bir devletin ancak ekonomik olarak güçlü bir toplumla mümkün olacağını ifade etti. Gelir adaletinin sağlandığı, emeğin değer gördüğü ve herkesin alın terinin karşılığını alabildiği bir Türkiye'nin mümkün olduğunu belirten Yurtsever, Milli Görüş'ün "Adil Düzen" vizyonunu savunmaya devam edeceklerini söyledi. Yurtsever, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: "Biz, Milli Görüş'ün Adil Düzen vizyonuyla; üreten, paylaşan ve adaleti esas alan bir ekonomik anlayışın ülkemizi daha güçlü yarınlara taşıyacağına inanıyoruz. Gelirde adaletin sağlandığı, yoksulluğun değil refahın paylaşıldığı bir Türkiye için çalışmaya ve çözüm üretmeye kararlılıkla devam edeceğiz."

''Her üç emekliden biri taban aylığa bağımlı" Haber

''Her üç emekliden biri taban aylığa bağımlı"

Yenişehir Emek ve Demokrasi Platformu Sözcüsü Erkan Erdem, Temmuz ayında yürürlüğe girmesi beklenen en düşük emekli aylığı düzenlemesine ilişkin yazılı bir açıklama yaparak, milyonlarca emekliyi ilgilendiren düzenlemenin mevcut sorunları çözmekten uzak olduğunu savundu. Meclis'e sunulan torba kanun teklifinde en düşük emekli aylığının 20 bin liradan 23 bin 552 liraya yükseltilmesinin öngörüldüğünü hatırlatan Erdem, emeklilik sisteminde kalıcı ve adil bir reform yapılması gerektiğini söyledi. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulan torba kanun teklifine göre Temmuz ayından itibaren en düşük emekli aylığının 20 bin liradan 23 bin 552 liraya çıkarılması planlanıyor. Düzenlemeden yaklaşık 5 milyon 100 bin emeklinin yararlanması beklenirken, Yenişehir Emek ve Demokrasi Platformu Sözcüsü Erkan Erdem, söz konusu artışın emeklilerin yaşadığı ekonomik sorunlara kalıcı çözüm getirmeyeceğini belirtti. Erdem, açıklamasında en düşük emekli aylığı uygulamasının yıllar içerisinde giderek daha geniş bir kesimi kapsadığına dikkat çekerek, bu durumun emeklilik sistemindeki bozulmanın en önemli göstergelerinden biri olduğunu ifade etti. "Taban aylık uygulaması giderek yaygınlaşıyor" En düşük emekli aylığı uygulamasının 2019 yılında bin lira olarak hayata geçirildiğini hatırlatan Erdem, o dönemde yaklaşık 800 bin emeklinin bu uygulamadan yararlandığını belirtti. Aradan geçen yıllarda tablonun önemli ölçüde değiştiğini kaydeden Erdem, şu değerlendirmeyi yaptı: "2019 yılında emeklilerin yalnızca yüzde 7'si en düşük emekli aylığı alıyordu. Bugün ise bu oran yüzde 31'e yükseldi. Başka bir ifadeyle artık her üç emekliden biri taban aylığa bağımlı hale geldi. Bu tablo, emeklilik sistemindeki bozulmanın ve emekli gelirlerindeki erimenin en somut göstergesidir." Ortalama emekli aylığı ile taban aylık arasındaki fark kapanıyor Erdem, Temmuz 2026 itibarıyla oluşacak maaş tablosuna ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. Buna göre en düşük emekli aylığının 23 bin 552 liraya yükselmesi beklenirken, ortalama emekli aylığının ise bunun yalnızca yaklaşık yüzde 17 üzerinde, yani 27 bin 700 lira seviyesinde olacağı öngörülüyor. Bu verilerin, prim ödeme esasına dayalı emeklilik sisteminin giderek zayıfladığını gösterdiğini belirten Erdem, ortalama maaş ile taban maaş arasındaki farkın her geçen yıl daraldığını ifade etti. "Emekli aylıkları asgari ücret karşısında değer kaybetti" Açıklamada emekli maaşlarının yıllar içindeki alım gücüne de dikkat çekildi. DİSK-AR'ın Temmuz 2025 tarihli araştırmasına atıfta bulunan Erdem, emekli aylıklarının asgari ücret karşısında ciddi oranda gerilediğini belirterek, Mart 2025 itibarıyla ortalama emekli aylığının asgari ücretin yalnızca yüzde 78'i seviyesinde kaldığını ifade etti. Erdem, 2016 yılına kadar emekli aylıklarının asgari ücretin üzerinde seyrettiğini, ancak sonraki yıllarda yüksek enflasyon, yetersiz maaş artışları ve uygulanan sosyal güvenlik politikaları nedeniyle emeklilerin satın alma gücünün önemli ölçüde düştüğünü savundu. Açıklamada, artan gıda fiyatları, kira giderleri, enerji maliyetleri ve sağlık harcamalarının emeklilerin bütçesini her geçen gün daha fazla zorladığına da dikkat çekildi. "En düşük emekli aylığı bir sisteme bağlı değil" Erkan Erdem, mevcut uygulamanın belirli ve kalıcı bir hesaplama yöntemine dayanmadığını belirterek, en düşük emekli aylığının her zam döneminde çıkarılan torba kanunlarla yeniden belirlendiğini söyledi. Bu durumun sosyal güvenlik sisteminde belirsizlik yarattığını ifade eden Erdem, şu değerlendirmede bulundu: "AKP, 2008 yılında kaldırdığı bu uygulamaya emekli maaşlarının çok düşmesi nedeniyle 2019 yılında yeniden dönmek zorunda kaldı. Ancak bunu herhangi bir sisteme ya da objektif kurala bağlamadı. Her maaş artışında yeni bir torba kanun çıkarılıyor ve taban aylık yeniden belirleniyor. Bu yöntem sosyal güvenlik sisteminin temel ilkeleriyle bağdaşmıyor." "Uzun yıllar prim ödeyen ile kısa süre çalışan aynı seviyeye geliyor" Erdem, mevcut sistemin prim ödeme esasını da zedelediğini savunarak, uzun yıllar boyunca yüksek prim ödeyen emekliler ile daha kısa süre çalışan kişilerin benzer maaş seviyelerine gelmesinin sosyal güvenlik sistemindeki adalet duygusunu zayıflattığını söyledi. "Bugünkü uygulama otuz yıl boyunca prim ödeyen emekliyle daha kısa süre çalışmış emekliyi dipte eşitliyor. Prim ödeme gün sayısı ve ödenen prim miktarı arasındaki fark giderek anlamsız hale geliyor. Bu durum hem çalışma hayatındaki motivasyonu hem de sosyal güvenlik sistemine duyulan güveni olumsuz etkiliyor." ifadelerini kullandı. Kalıcı reform çağrısı Yenişehir Emek ve Demokrasi Platformu, açıklamasının sonunda emeklilik sisteminde geçici maaş artışları yerine kalıcı düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı. Platform adına konuşan Erkan Erdem, kök emekli aylıklarının prim esasına göre yeniden ve kalıcı biçimde güncellenmesini, en düşük emekli aylığı uygulamasının ise her zam döneminde çıkarılan torba kanunlarla değil, önceden belirlenmiş objektif kriterlere dayanan kalıcı bir yasal sisteme bağlanmasını talep etti. Erdem, emeklilerin yıllarca çalışarak ülke ekonomisine katkı sunduğunu belirterek, insanca yaşam koşullarını sağlayacak bir gelir düzeyinin sosyal devlet anlayışının gereği olduğunu ifade etti. Emeklilerin geçim sıkıntısının giderek ağırlaştığını dile getiren Erdem, hükümete ve TBMM'ye sosyal güvenlik sisteminde adaletin yeniden tesis edilmesi, emekli maaşlarının gerçek yaşam maliyetleri dikkate alınarak belirlenmesi ve emeklilerin alım gücünü kalıcı olarak artıracak düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.

Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır: “Kamu Çalışanlarının Alım Gücü Bir Kez Daha Geriledi” Haber

Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır: “Kamu Çalışanlarının Alım Gücü Bir Kez Daha Geriledi”

Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Haziran ayı enflasyon verilerine ilişkin değerlendirmede bulundu. Karabayır, kamu görevlileri ve emeklilerin yılın ilk altı ayında bir kez daha ciddi oranda alım gücü kaybı yaşadığını belirtti. Haziran ayında enflasyonun %0,99, yılın ilk altı ayındaki toplam enflasyonun ise %17,76 olarak gerçekleştiğini hatırlatan Karabayır, kamu çalışanlarına Ocak ayında verilen %11’lik maaş artışının bu süreçte yetersiz kaldığını ifade etti. Bu tabloya göre maaşların enflasyon karşısında %6,09 oranında eridiğini söyledi. “Maaş artışları kaybı telafi etmiyor” Karabayır, Temmuz ayında yapılacak %7 oranındaki ikinci dönem artışıyla birlikte maaşlarda kısmi bir yükseliş yaşanacağını belirterek, buna rağmen alım gücündeki kaybın telafi edilemediğini vurguladı. Açıklamasında memur maaşlarına ilişkin hesaplamalara da yer veren Karabayır, en düşük dereceli bekâr memur maaşının 56 bin 731 liradan 64 bin 367 liraya, ortalama memur maaşının ise 68 bin 460 liradan 77 bin 715 liraya yükseleceğini ifade etti. Bu artışların sırasıyla 7 bin 636 lira ve 9 bin 255 lira seviyesinde olduğunu belirtti. Evli ve eşi çalışmayan kamu çalışanlarına verilen 3 bin 581 TL eş yardımı ile çocuk yardımlarının da dikkate alınması gerektiğini söyleyen Karabayır, bu kalemlerin de mevcut ekonomik tabloyu değiştirmeye yetmediğini dile getirdi. “Refah değil, erime yaşanıyor” Kamu görevlilerinin gelir artışlarının refah düzeyini yükseltmekten uzak olduğunu ifade eden Karabayır, mevcut sistemin çalışanların alım gücünü koruyamadığını söyledi. “Bu rakamlar refah seviyesinin yükseldiğini değil, alım gücünün eridiğini göstermektedir. Kamu çalışanlarımızın altı ay boyunca geçimini sağlaması bu şartlarda mümkün değildir.” Karabayır, enflasyona endeksli maaş artış sisteminin yapısal bir sorun oluşturduğunu belirterek, “önce eriyen maaşların sonra zam olarak geri verilmesi” anlayışının sürdürülemez olduğunu ifade etti. “Gerçek hayat pahalılığı ile resmi enflasyon arasında fark var” Açıklamasında resmi enflasyon verileri ile vatandaşın günlük yaşamda karşılaştığı fiyat artışları arasındaki farka da dikkat çeken Karabayır, özellikle kira, gıda, enerji, eğitim ve ulaşım giderlerindeki artışların kamu çalışanlarının bütçesini ciddi şekilde zorladığını söyledi. Türkiye ekonomisinin büyüdüğünü, milli gelirin arttığını ve ihracatın yükseldiğini hatırlatan Karabayır, buna rağmen kamu çalışanları ve emeklilerin bu büyümeden yeterli payı alamadığını ifade etti. Talepler: “İlave zam ve yapısal düzenleme şart” Türk Sağlık-Sen Bursa Şube Başkanı Sabit Karabayır, kamu çalışanları ve emekliler adına şu talepleri dile getirdi: Temmuz ayında maaşlara ilave zam yapılması Refah payı uygulamasının hayata geçirilmesi Eşel mobil sistemine geçilmesi Toplu sözleşme sisteminin enflasyonu öngören yapıya kavuşturulması Emekli maaşları ile görev maaşları arasındaki farkın giderilmesi Emeklilikte gelir kaybına yol açan düzenlemelerin revize edilmesi Karabayır, mevcut sistemin kamu çalışanlarını her altı ayda bir aynı ekonomik döngüye mahkûm ettiğini belirterek, kalıcı bir çözüm çağrısında bulundu. “Mücadele kararlılıkla sürecek” Kamu çalışanlarının sadece enflasyon oranında değil, refah artışıyla birlikte gelir elde etmesi gerektiğini vurgulayan Karabayır, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Kamu görevlileri enflasyonun gerisinden gelen maaş artışlarını değil, enflasyonun önünde giden bir ücret politikası istemektedir. Mücadelemiz, bu adaletsiz ücret yapısı değişene kadar kararlılıkla sürecektir.”

Saadet Partisi’nden İktidara Kamu İhaleleri Üzerinden Sert Eleştiri: “Milletin Parası Belirli Çevrelere Aktarılamaz” Haber

Saadet Partisi’nden İktidara Kamu İhaleleri Üzerinden Sert Eleştiri: “Milletin Parası Belirli Çevrelere Aktarılamaz”

BURSA – Saadet Partisi Sosyal İşlerden Sorumlu Bursa İl Başkan Yardımcısı Nebi Yurtsever, kamu alımları ve ihale sistemine ilişkin yaptığı açıklamada, Türkiye’de kamu kaynaklarının kullanımına yönelik mevcut anlayışı sert sözlerle eleştirdi. Kamu alımlarında şeffaflığın giderek ortadan kalktığını, rekabetin zayıfladığını ve istisnai uygulamaların olağan hale getirildiğini savunan Yurtsever, “Milletin alın teriyle oluşan kaynaklar üzerinde hiç kimsenin sınırsız tasarruf hakkı yoktur” dedi. Türkiye’nin ağır ekonomik şartlardan geçtiğini belirten Yurtsever, milyonlarca vatandaşın hayat pahalılığı, yüksek enflasyon ve artan yaşam maliyetiyle mücadele ettiği bir dönemde kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığının her zamankinden daha önemli hale geldiğini ifade etti. Vatandaşın temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını söyleyen Yurtsever, buna karşın kamu harcamalarındaki tartışmaların toplum vicdanında ciddi soru işaretleri oluşturduğunu kaydetti. “Kamu alımları sistemi yıllar içerisinde yapılan düzenlemelerle asli yapısından uzaklaştırılmıştır” diyen Yurtsever, açık rekabeti esas alan ihale anlayışının yerini giderek daha kapalı ve denetlenmesi zor yöntemlere bıraktığını savundu. “İstisnalar Kural Haline Getirildi” Açıklamasında kamu alımlarındaki istisna uygulamalarına dikkat çeken Yurtsever, şu değerlendirmelerde bulundu: “Bir ülkede istisnalar çoğaldıkça şeffaflık azalır, şeffaflık azaldıkça da milletin devlete olan güveni zarar görür. Kamu alımlarında açık ihale yöntemi temel kural olması gerekirken, bugün istisnai yöntemlerin giderek yaygınlaşması kamuoyunda ciddi tartışmalara neden olmaktadır. Devletin kasasından çıkan her kuruşun hesabı millete verilmelidir.” Yurtsever, kamu yönetiminde hesap verebilirliğin zayıflamasının yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda demokratik bir sorun olduğunu belirterek, kamu kaynaklarının kullanımında toplumun bilgi alma hakkının güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. “86 Milyonun Hakkı Korunmalıdır” Saadet Partisi olarak kamu malını bir emanet olarak gördüklerini vurgulayan Yurtsever, kamu kaynaklarının belli kesimlerin değil bütün vatandaşların ortak değeri olduğunu ifade etti. “Bu kaynaklar herhangi bir grubun, çevrenin veya ayrıcalıklı kesimin değil; 86 milyon vatandaşımızın ortak hakkıdır. Milletin vergileriyle oluşan bütçe üzerinde tasarruf yapılırken öncelik her zaman kamu yararı olmalıdır. Kamu kaynakları siyasi, bürokratik veya ekonomik güç odaklarının değil, milletin emanetidir” dedi. “Türkiye İsrafı Değil Tasarrufu Konuşmalıdır” Türkiye’nin ekonomik gerçekleri ortadayken kamu yönetiminde tasarruf kültürünün güçlendirilmesi gerektiğini belirten Yurtsever, kamu harcamalarında verimlilik ve denetimin artırılmasının zorunlu olduğunu ifade etti. “Bugün vatandaş pazarda, markette ve faturalarında ağır bir yük hissederken devlet yönetiminde en küçük israfın bile kabul edilmesi mümkün değildir. Türkiye’nin ihtiyacı kamu kaynaklarını hoyratça tüketen anlayışlar değil, tasarrufu esas alan, adaleti önceleyen ve milletin emanetine sahip çıkan bir yönetim anlayışıdır” diye konuştu. “Her Kuruşun Hesabı Sorulmalıdır” Açıklamasının sonunda kamu yönetiminde şeffaflık ve dürüstlük çağrısını yineleyen Yurtsever, devletin harcadığı her kuruşun kamuoyu tarafından denetlenebilir olması gerektiğini belirtti. “Millet fedakârlık yaparken kamu yönetiminin de aynı hassasiyeti göstermesi gerekir. Her kuruşun hesabının verildiği, ihalelerin şeffaf biçimde yürütüldüğü, denetim mekanizmalarının güçlü çalıştığı bir sistem hem ekonomik kayıpları önleyecek hem de devlete duyulan güveni artıracaktır. Kamu malına emanet gözüyle bakılmadıkça ne israf önlenebilir ne de adalet tesis edilebilir.” Saadet Partili Yurtsever’in açıklamaları, kamu ihaleleri, kamu harcamaları ve devlet yönetiminde şeffaflık tartışmalarının yeniden gündemde olduğu bir dönemde dikkat çeken eleştiriler arasında yer aldı.

Memur Emeklileri Platformu'ndan Anayasa Mahkemesi'ne Sert Çağrı: "Üç Yıldır Süren Hak Kaybı Sessiz Bir Çığlığa Dönüştü" Haber

Memur Emeklileri Platformu'ndan Anayasa Mahkemesi'ne Sert Çağrı: "Üç Yıldır Süren Hak Kaybı Sessiz Bir Çığlığa Dönüştü"

Memur Emeklileri Platformu, Temmuz 2023'ten bu yana memur emeklilerine ödenmeyen seyyanen ilave ödemenin yol açtığı mağduriyete ilişkin dikkat çeken bir bildiri yayımladı. "Sessiz Çığlığın İlanıdır" başlığıyla kamuoyuna duyurulan açıklamada, yaklaşık üç yıldır devam ettiği belirtilen hak kaybının milyonlarca memur emeklisini ekonomik ve sosyal açıdan ağır bir çıkmaza sürüklediği savunuldu. Platform, Anayasa Mahkemesi'ni (AYM) dosyaya öncelik vermeye ve mağduriyetin giderilmesi için acilen karar almaya çağırdı. Platform tarafından yapılan açıklamada, Temmuz 2023'ten bu yana memur emeklilerinin anayasal hak olarak değerlendirdikleri seyyanen ilave ödeme artışından yararlanamadıkları, bunun da maaşlarda ciddi gelir kaybına neden olduğu ifade edildi. Bildiride, yaklaşık 36 aydır devam ettiği belirtilen uygulamanın yalnızca ekonomik bir sorun olmadığı, aynı zamanda sosyal devlet ilkesi, hukuk devleti anlayışı ve insan onuru bakımından da değerlendirilmesi gereken ciddi bir hak ihlali olduğu öne sürüldü. "Hak Kaybı Milyonlarca Emekliyi Yoksulluğa Sürüklüyor" Açıklamada, memur emeklilerinin maaşlarında oluşan gelir kaybının temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamayı zorlaştırdığı belirtilerek, özellikle yüksek enflasyon ve artan yaşam maliyetleri karşısında emeklilerin beslenme, barınma, sağlık ve ilaç giderlerini karşılamakta güçlük çektiği ifade edildi. Platform, yıllarca kamu hizmetinde görev yapan memur emeklilerinin emeklilik dönemlerinde insanca yaşayabilecek bir gelire sahip olmaları gerektiğini vurgulayarak, mevcut uygulamanın sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmadığını savundu. AYM'nin Tedbir Kararı Vermesi Talep Edildi Bildiride, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 73. maddesine atıfta bulunularak, tedbir kararı verilebilmesi için öngörülen "yaşam hakkı ile maddi ve manevi bütünlüğe yönelik ciddi tehlike" şartının memur emeklileri açısından oluştuğu ileri sürüldü. Platform açıklamasında, ekonomik yoksunluğun yalnızca maddi kayıp olarak değerlendirilmemesi gerektiği belirtilerek şu görüşlere yer verildi: Gelir kaybının emeklilerin beslenme ve barınma koşullarını olumsuz etkilediği, İlaç ve tedavi giderlerinin karşılanmasını güçleştirdiği, İleri yaş grubundaki emeklilerin sağlık sorunlarını artırdığı, Sürekli ekonomik baskının psikolojik ve sosyal etkiler doğurduğu ifade edildi. Açıklamada, yaşam hakkının yalnızca fiziksel saldırılarla sınırlı yorumlanamayacağı, ekonomik yoksunluğun da bireyin yaşam kalitesini ve sağlık hakkını doğrudan etkileyen unsurlar arasında bulunduğu savunuldu. "Memur Emeklileri Çalışma Hayatının Son Sınırına Kadar Hizmet Verdi" Platform, memur emeklilerinin diğer emekli gruplarından farklı olarak büyük bölümünün görevlerini yaş haddine kadar sürdürdüğüne dikkat çekti. Açıklamada, kamu görevlilerinin önemli bir kısmının 65 yaş sınırına kadar çalıştığı, uzun yıllar devlet hizmetinde bulunan bu kişilerin emeklilik döneminde dinlenmek yerine ekonomik sıkıntılarla mücadele etmek zorunda kaldıkları ifade edildi. Özellikle 60 yaş üzerindeki emeklilerin kronik sağlık sorunları nedeniyle yeniden çalışma hayatına dönmelerinin çoğu zaman mümkün olmadığı belirtilirken, tek geçim kaynaklarının emekli aylıkları olduğu vurgulandı. "Geciken Adalet, Telafisi İmkânsız Sonuçlar Doğuruyor" Bildirinin en dikkat çeken bölümlerinden biri ise yargı sürecine ilişkin değerlendirmeler oldu. Platform, Anayasa Mahkemesi'nde devam eden sürecin uzamasının ileri yaştaki memur emeklileri açısından geri dönülmesi mümkün olmayan sonuçlar doğurduğunu savundu. Açıklamada, yaş ortalaması yüksek olan memur emeklilerinin yıllarca sürecek hukuki süreçleri bekleyecek zamanlarının bulunmadığı ifade edilerek, geciken her günün yeni mağduriyetler oluşturduğu dile getirildi. Platform, adaletin makul sürede sağlanmasının hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olduğunu belirterek, uzun yargılama süreçlerinin hak arama özgürlüğünü fiilen zayıflattığını öne sürdü. Anayasa Mahkemesi'ne Acil Çağrı Memur Emeklileri Platformu, açıklamasının sonunda Anayasa Mahkemesi'ne doğrudan çağrıda bulunarak, seyyanen ilave ödemeye ilişkin mağduriyetin öncelikli olarak değerlendirilmesini istedi. Platform açıklamasında, taleplerinin yeni bir ayrıcalık ya da sosyal yardım olmadığı, yıllarca kamu hizmeti sırasında kazanıldığını ifade ettikleri mali hakların teslim edilmesi olduğu vurgulandı. Açıklamada, "Bizler sadaka değil, yıllarca çalışarak hak ettiğimiz ücretin eksiksiz ödenmesini istiyoruz." görüşüne yer verilirken, Anayasa Mahkemesi'nin ileri yaştaki memur emeklilerinin sağlık koşullarını, ekonomik durumlarını ve zamanın geri döndürülemeyecek etkisini dikkate alarak süreci hızlandırması talep edildi. Platform, kamuoyuna yaptığı çağrıda ise memur emeklilerinin yaşadığı mağduriyetin yalnızca ekonomik bir sorun olarak değil, sosyal adalet ve hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, çözümün gecikmeden hayata geçirilmesini istedi.

Bursa Seyyar ve Pazarcı Esnafı Oda Başkanı Refik Aksu’dan Hayırlı Olsun Ziyareti: “Birlik ve Beraberlik Güçleniyor” Haber

Bursa Seyyar ve Pazarcı Esnafı Oda Başkanı Refik Aksu’dan Hayırlı Olsun Ziyareti: “Birlik ve Beraberlik Güçleniyor”

Bursa’da seyyar ve pazarcı esnafının sesi Bursa Seyyar ve Pazarcılar Odası Başkanı Refik Aksu, yönetim kurulu üyeleriyle birlikte Bursa Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Başkanımız Sayın Fahrettin Bilgit’i ziyaret etti. Hayırlı olsun ziyaretinde gerçekleşen buluşmada, esnaf camiasının birlik ve beraberliğini güçlendirecek samimi sohbetler gerçekleştirildi. Refik Aksu ve ekibi, ziyarette karşılıklı iyi dileklerini paylaştı; birlik ve dayanışmanın önemine dikkat çekti. “Birliğimiz daim, muhabbetimiz bereketli olsun” mesajını veren Aksu, tüm esnaf ve sanatkâr camiasına hayırlı olmasını temenni etti. Çarşı ve Pazarlarda Artan Enflasyon Esnafı Zorluyor Ziyaret sırasında, Bursa’nın çarşı ve pazarlarında yaşanan ekonomik sıkıntılar da gündeme geldi. Enflasyonun aşırı yükselmesi, girdi maliyetlerinin artışı ve artan kira ve seyyar tezgah giderleri, her gün daha fazla esnafın tezgahını kapatmasına neden oluyor. Pazarcı esnafı, kısa dönemde maliyetlerin düşürülmesi, kira destekleri ve stok yönetimi gibi acil çözüm yolları üzerinde öneriler geliştirilmesi gerektiğini belirtti. Açık ve Kapalı Pazar Yerlerinin Kronik Sorunları Esnaf temsilcileri, Bursa’daki açık ve kapalı pazar yerlerinin kronik problemlerine de dikkat çekti. Özellikle altyapı eksiklikleri, temizlik, güvenlik ve ulaşım sorunlarının, hem esnafın iş yapmasını zorlaştırdığı hem de vatandaşın alışveriş deneyimini olumsuz etkilediği vurgulandı. Başkan Aksu, “Pazarlarımızın sürdürülebilir, modern ve erişilebilir alanlar hâline gelmesi için Birlik ile koordineli çalışmaya devam edeceğiz. Esnafın sesi duyulmalı, sorunlar adım adım çözülmeli” ifadelerini kullandı. Ziyaretin, esnaf camiasının birliğini pekiştirmesi ve kısa ve uzun vadede somut çözüm yollarının üretilmesine öncülük etmesi hedefleniyor.

BÜRO İŞ’TEN SOSYAL GÜVENLİK HAFTASINDA ÇARPIÇCI AÇIKLAMA Haber

BÜRO İŞ’TEN SOSYAL GÜVENLİK HAFTASINDA ÇARPIÇCI AÇIKLAMA

Büro-İş Sendikası, Sosyal Güvenlik Haftası dolayısıyla sosyal güvenlik sistemine ilişkin görüş ve önerilerini paylaştı. Büro İş Sendikası Bursa Şubesi; kamu emekçilerinin yaşadığı hak kayıplarını ve SGK çalışanlarının sorun ile taleplerini kamuoyunun dikkatine sunuyoruz” dedi. Büro İş sendikası Bursa Şube Başkanı Zeynep Alper tarafından yönetim kurulu adına yapılan basın açıklamasında; Ülkemizde “reform” adı altında SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı tek çatı altında birleştirilmiş; yıllardır çıkarılan yasal düzenlemelerle emeklilik yaşı yükseltilmiş, aylık bağlama oranları düşürülmüş, prim gün sayıları artırılmış ve çalışanlar arasında ciddi hak kayıpları yaratılmıştır” denildi. Yazılı basın açıklamasında; Özellikle 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, kamu çalışanları arasında büyük bir eşitsizliğe neden olmuştur. 1 Ekim 2008 öncesi göreve başlayan memurlar için 25 yıllık hizmette aylık bağlama oranı yüzde 75 olarak uygulanırken, aynı süreyle görev yapan ancak 1 Ekim 2008 sonrası işe başlayan memurlar için bu oran yüzde 50’ye düşürülmüştür. Başta seyyanen zamlar olmak üzere birçok ek ödeme emekli keseneğine yansıtılmamış; uygulanan politikalar kamu emekçileri için “mezarda emeklilik” anlayışını dayatmıştır. Bir başka büyük mağduriyet de EYT düzenlemesinde yaşanmıştır. 8 Eylül 1999 öncesi sigortalı olanlar EYT kapsamına alınırken, sadece 1 gün sonra sigortalı olan milyonlarca emekçi 17 yıl daha beklemeye mahkûm edilmiştir. Bu adaletsizlik derhal giderilmeli, kademeli emeklilik düzenlemesi hayata geçirilmelidir. Bugün ise çalışanların karşısına “Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES)” çıkarılmaktadır. Çalışanın maaşından yüzde 3 kesinti yapılmasını öngören bu sistem, zaten geçim sıkıntısı yaşayan emekçileri daha da yoksullaştıracaktır. Biriken fonların kamu yatırımlarına aktarılacağı söylenmektedir. Ancak geçmiş deneyimler göstermiştir ki kamu fonları çoğu zaman sermayeye, yandaşa ve rant çevrelerine kaynak olarak kullanılmaktadır. İşsizlik Sigortası Fonu’nda devlet katkısının bir gecede yüzde 50 düşürülmesi hafızalardadır. Aynı güvencesizlik TES için de geçerlidir. TÜİK’in açıkladığı düşük enflasyon verileri ve toplu sözleşme süreçlerinde yaşanan kayıplar nedeniyle maaşlarımız her geçen gün erimektedir. 4 aylık resmi enflasyon yüzde 14,64 olurken memura verilen yüzde 11 zam daha yılın ilk aylarında erimiştir. Üyesi bulunduğumuz Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’nun Mayıs 2026 araştırmasına göre: Açlık sınırı 36 bin 313 TL, Yoksulluk sınırı ise 108 bin 820 TL’ye ulaşmıştır. Bugün: En düşük emekli maaşı açlık sınırının altında, İki memur maaşı ise ancak yoksulluk sınırına yaklaşabilmektedir. Sosyal güvenlik bir insan hakkıdır. Sosyal devlet; çalışanını, emeklisini yoksulluğa mahkûm eden değil, insanca yaşam koşullarını sağlayan devlettir. Özellikle pandemi ve EYT süreçlerinde büyük özveriyle çalışan SGK emekçileri bugün ciddi ekonomik ve özlük hak kayıpları yaşamaktadır. TALEPLERİMİZ: * Tüm memurlara yoksulluk sınırı üzerinde maaş sağlayacak seyyanen zam verilmelidir. * Enflasyon farkları aylık ödenmelidir. * 2008 öncesi-sonrası emeklilik ayrımı kaldırılmalıdır. * Tüm ek ödemeler emekli keseneğine dahil edilmelidir. * Vergi oranı yüzde 10’da sabitlenmelidir. * 3600 ek gösterge tüm memurlara verilmelidir. * Büyükşehir tazminatı ve kira yardımı sağlanmalıdır. * SGK çalışanlarına Sosyal Güvenlik Tazminatı verilmelidir. * Personel eksikliği giderilmeli, kurum içi uzmanlık sınavı açılmalıdır. * Görevde yükselme sınavlarında mülakat kaldırılmalıdır. * Liyakatsiz görevlendirmelere son verilmelidir. * 666 sayılı KHK ile kaldırılan ikramiyeler geri verilmelidir. * Yardımcı Hizmetler Sınıfı kaldırılmalıdır. * Fazla mesai ücretleri günümüz koşullarına göre artırılmalıdır. * Yemek, ulaşım ve sosyal yardımlar güncellenmelidir. * Memur disiplin affı çıkarılmalıdır. * Yeşil pasaport hakkı tüm memurlara verilmelidir. Kamu emekçileri ve emekliler olarak yoksulluğa, güvencesizliğe ve hak gasplarına karşı mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz” denildi.

Türkiye Kamu-Sen Bursa İl Temsilcisi İbrahim Bulut’tan Sert Açıklama: “Memurun Hakkı Teslim Edilmeden Sosyal Adalet Sağlanamaz” Haber

Türkiye Kamu-Sen Bursa İl Temsilcisi İbrahim Bulut’tan Sert Açıklama: “Memurun Hakkı Teslim Edilmeden Sosyal Adalet Sağlanamaz”

Türkiye Kamu-Sen Bursa İl Temsilcisi İbrahim Bulut, kamu çalışanlarının uzun süredir biriken sorunlarına ilişkin kapsamlı ve sert bir açıklama yaptı. Bulut, memurların özlük haklarının korunması ve geliştirilmesi noktasında mücadelelerini kararlılıkla sürdürdüklerini vurgulayarak, mevcut tabloyu “kabul edilemez bir adaletsizlik düzeni” olarak nitelendirdi. Bulut açıklamasında, özellikle yüksek enflasyon karşısında maaşların hızla eridiğine dikkat çekti. Memurların alım gücünün her geçen gün daha da düştüğünü belirten Bulut, “Kamu çalışanı ay sonunu getiremez hale gelmişken ekonomik dengeden söz etmek mümkün değildir. Vergi dilimi uygulamalarıyla yıl içinde maaşlar adeta cezalandırılmakta, çalışan daha fazla kazandıkça daha ağır bir yükün altına sokulmaktadır” ifadelerini kullandı. Kamuda ücret adaletsizliğinin derinleştiğini de dile getiren Bulut, aynı işi yapan memurlar arasında kurumdan kuruma değişen ciddi maaş farklarının sosyal barışı zedelediğini söyledi. Tazminat ve ek ödeme sistemindeki dengesizliklerin çalışanlar arasında huzursuzluk yarattığını belirten Bulut, “Eşit işe eşit ücret ilkesi kağıt üzerinde kalmıştır” diyerek duruma tepki gösterdi. Kamu personel sistemindeki statü farklılıklarına da değinen Bulut, kadrolu, sözleşmeli ve taşeron çalışanlar arasındaki hak farklılıklarının artık sürdürülemez bir noktaya geldiğini ifade etti. Bu yapının çalışma hayatında ciddi bir karmaşa yarattığını belirten Bulut, tüm kamu çalışanlarının tek çatı altında eşit haklara sahip olması gerektiğini savundu. Liyakat ve kariyer sistemine yönelik eleştirilerinde ise Bulut, görevde yükselme ve unvan değişikliği süreçlerinde adalet ilkesinin zedelendiğini öne sürdü. Mülakat sisteminin ciddi mağduriyetlere yol açtığını belirten Bulut, “Atamalarda liyakat yerine farklı kriterlerin devreye girdiğine dair güçlü bir algı oluşmuştur. Bu durum, kamuya olan güveni sarsmaktadır” dedi. Çalışma koşullarına ilişkin sorunların da görmezden gelindiğini ifade eden Bulut, özellikle yardımcı hizmetler sınıfının yıllardır çözülemeyen problemlerine dikkat çekti. Görev tanımlarının belirsizliği, fazla mesai ücretlerinin yetersizliği ya da ödenmemesi ve tayin-yer değiştirme süreçlerindeki zorlukların çalışanları mağdur ettiğini belirtti. Sendikal haklar ve toplu sözleşme süreçlerine de değinen Bulut, bu mekanizmaların etkin işlemediğini savunarak, kamu çalışanlarının haklarını tam anlamıyla koruyacak güçlü ve adil bir sistemin kurulması gerektiğini vurguladı. Ayrıca 3600 ek gösterge düzenlemesinden yararlanamayan kesimlerin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğini belirten Bulut, kamudaki yönetici atamalarında liyakat ilkesinin esas alınması ve disiplin cezalarında adaletin sağlanması çağrısında bulundu. Açıklamasının sonunda yetkililere seslenen Bulut, “Memurun alın teri görmezden gelinemez. Sosyal devlet anlayışı, kamu çalışanının hakkını teslim etmekle başlar. Bizler mücadelemizi kararlılıkla sürdürecek, memurun sesi olmaya devam edeceğiz” diyerek sözlerini tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.